Ana Sayfa » Bireyler ve Toplum, Tarihsel

Türkler’e Mektup

16 Ağustos 2008 1 Görüş Eleştİrmen: Cihan Sezen

Merhaba

Ben size çok uzak bir ülkeden yazıyorum. Burada zengin bir insanım. Nasıl mı zengin oldum sizin de tanıdık olduğunuz banka hortumlama yoluyla tabi ki. Daha sonra 2004 yılında Eurovision şarkı yarışmasında sizin ülkeniz birinci oldu. Ben de sizin ülkenize tatil amaçlı gelmeye karar verdim ve biraz İngilizce öğrenmeye çalıştım. Ülkenize geldiğim de ise şaşırdım siz İngilizce değil Türkçe konuşuyormuşsunuz. Daha sonra tatilime devam ederken at üzerinde bir komutanın veya takım elbiseli bir devlet adamının heykellerini gördüm. Merak edip bu kim diye sordum. Atatürk dediler. Onun önderliğinde bu güzel ülke kuruldu dediler. Bir kişini önderliğinde bir ülkenin nasıl kurulduğunu merak ettim. Günler geçti ve ülkeme döndüm. Ancak sizin ülkeniz aklımdan çıkmadı ve dilinizi, tarihinizi araştırmaya başladım. Devletinizden önce aynı topraklarda Osmanlı Devleti vardır. Daha sonra emperyalizmin paylaşım savaşında devletiniz yenilir ve topraklarınız işgal edilir. Sizin padişahınız buna destek çıkar. Size acıdım, padişahınız sizi insan yerine bile koyup sizi korumuyor, koltuğu uğruna bir ulusu peşkeş çekiyor. Savaş sırasında Çanakkale kara-deniz savaşlarında Mustafa Kemal önderliğinde inanılmaz bir başarı kazanırsınız ve Mustafa kemal ” Anafartalar Kahramanı ” olur. Savaş biter ancak M.Kemal in işi bitmez. İşgal edilen bir vatanın kurtarılması gereklidir. Satılmış padişahın yanında bu işin olmayacağını anlar ve Anadolu ya geçer. Yokluk içindeki bir ulusu savaşa hazırlar ve ülkenin tamamen kurtarılması gerektiğini belirtir. Ancak orada bile bir kısım din adamınız dininiz adına ona karşı çıkar. Size ilk sorum; bu din adamlarınızdan utanmıyor musunuz? Ayrıca dış devletler de bu kurtuluşu bastırmaya çalışırlar. Ülkenizde ki satılmışlarda ayrı bir derttir. Ama büyük bir başarıyla Kurtuluş Savaşı nı kazanırsınız. Lozan ı imzalarsınız.newyork times in deyişiyle ‘’son iki yüzyılda Asya nın  Avrupa ya karşı ilk zaferi” ni kazanırsınız. Bu savaşta başkomutanınızın giydiği çizme delik,halkınız fakir, iç düşmanlarınız haddinden fazla, ülkede kaos başka bir derttir. UNESCO nun 1996 yılında almış olduğu karar da dediği gibi emperyalizme 21.yy da darbe indiren ilk liderdir.Ya da Afgan kralının deyişiyle ‘‘o sadece Türklerin değil bütün şark ın atasıydı”. Gerçekten de daha sonra bütün mazlum-haklı uluslar onu önder almışlardır. Az önceki sorumu değiştiriyor ve böyle bir lidere sahip olduğunuz için kendinizle ne kadar gurur duyuyorsunuz, diye değiştiriyorum.Savaş biter ama o sadece asker değil aynı zamanda çağdaş bir devlet adamıdır. Yüzyıllarca kul-köle olan binlerce yıllık tarihe sahip bir milleti tekrar hak ettiği değere ulaştırmıştır. Times gazetesi onun için ” Bir zamanlar Avrupa ya fuzuli girmiş bir devlet sayılan Türkiye, Atatürk’ün önderliği altında Avrupa’nın iç politikasının değerli ve ilerici bir üyesi olmuştur.”. Bir kaç yıl içinde ulus düşüncesini ülkeye egemen kılan cumhuriyeti kurar ve bugün modern gözüyle baktığımız pek çok batı ülkesinden önce kadınlarınıza seçme-seçilme hakkı verir. Kadınlarınız ki yy larca sadece ya üreme aracı olarak yada bir şairinizin deyişiyle ”sofranızdaki yeri öküzünüzden sonra gelen  kadınlarınız .”tekrar bir soru soracağım ” kadınlar ; siz cumhuriyetin farkında mısınız yoksa insanlığın düşmanı olan nankörlük bataklığında mısınız ?  ”.Tarihinizi incelerken daha da üzüldüm. Büyük önderiniz yani Londra basınının deyişiyle

  • tarihin en büyük adamı ” öldükten sonra daha 20 yıl geçmeden sizin ülkenizde tekrar değişmeler oldu. Başbakanınız ulusun meclisine ‘’siz hilafeti tekrar getirebilirsiniz ” dedi. Ve bu böyle devam etti. Yıllarca hem 80 yıl önce topraklarınızdan kanla temizlediğiniz emperyalistler hem de çağdaş ordunuz tarafından bertaraf edilen yobaz sürüsü tekrar ülkenizde güçlü oldu. Size tekrar bir soru; siz bunlar karşısında ne yapıyorsunuz? .Din adamlarınızın bazıları günümüzde ona dine karşıdır diyorlar. Benim anlamadığım, kutsal bir kitabını sırf insanları anlasın diye kendi diline çeviren bir insan nasıl dine karşı oluyor. Ya da annesi ve ablasının her ölüm yıldönümünde mevlit okutturan, ramazan ayınız da her gün kuran okutturan biri nasıl dine karşı olur. Acaba sizin din adamlarınız mı yalancı, yoksa Atatürk mü gerçek inançlı ? Veya siz böylelerine nasıl din adamı deyip saygı gösteriyor sunuz ? İşgal yıllarınız da camileriniz ahırlara çevrilirken bugün ülkenizde on binlerce cami var ve insanlarınız rahatça ibadet ediyor peki nasıl oluyor da Atatürk din karşıtı oluyor. Acaba sizin dininiz de mi bir sorun var, din adamlarınızda mı bir sorun var, yoksa siz bu kadar iyiliği hak edecek bir toplum mu değil siniz ? Ama bugün yinede Müslüman ülkeler arasında en iyi durumda sizsiniz. Bu da yine biraz da olda Atatürk ü anladığınızı gösteriyor. Fransız romancı farrere nin bir sözü vardır.” Onu sizler lâyıkıyla takdir edemezsiniz. Büyüklüğünü gereği gibi ölçemezsiniz. O, yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar bu yüceliği fark edemezler. Bu dağın azametini kavrayabilmek için, O’na çok uzaklardan bakmak gerekir.” Onun Atatürk hakkındaki bu sözleri belki de doğrudur o sizin değil de belki bugün peşinde koştuğunuz batı da yaşayan biri olsaydı siz bugün onu tarihin en büyük komutan ve devlet adamı olarak her gün defalarca okurdunuz. Ama belki de Atatürk size fazla geldi. Siz bu kadar büyüklüğü hak etmiyordunuz. Hangi komutan vardır ki Kurtuluş Savaşı verirken aynı zamanda askeri ordu yanında bir de kültür ordusu kurar. İlk meclisiniz de çok sayıda şair, yazar, gazeteci vardı. Atatürk askeri savaş ile kültür savaşını aynı anda yapıyordu. Ama şimdi onu savunan yazar, şair, ve gazetecileri öldürüyorsunuz.hem de yiğitçe değil ,pusular da.
  • Sizin tarihinizi okurken mert bir toplum olduğunuzu okumuştum. Yıllar sizi ne kadar da değiştirmiş. Kurtuluş Savaşında vatanını sevdiğine tercih eden bir toplumdan, Atatürk ü övenleri öldüren bir topluma.

    Neyse mektubu bitiriyorum, sizin şairlerinizden birinin sözleriyle bitiriyorum.
    ” Atatürk e dil uzatma sebepsiz, sen anandan yine çıkardın ama baban kimdi bilemezdin şerefsiz .”ne güzel bir söz Atatürk ve kurtuluş savaşı olmasa belki de hepiniz böyle olacaktınız.
    Tarihini hak etmeyen bir toplumdan tarih bir gün hesap sorar.
    Not: Hortumladığım paraların bir kısmını sizdeki insanlığa bakarak, kendi insanlığımdan utanarak iade ettim, yediklerimi sorarsanız ise onu da sizin dininize bakarak hallettim. Ne mi yaptım bütün pis işleri yaptıktan sonra tövbe ettim, temizlendim.

    1 Görüş »

    • asitane dedi ki:

      Merhaba,

      Ben size çok uzak bir ülkeden, Hollanda’dan yazıyorum. 2004 yılında Eurovision şarkı yarışmasında sizin ülkeniz birinci oldu. Ben de sizin ülkenize tatil amaçlı gelmeye karar verdim ve biraz İngilizce öğrenmeye çalıştım. Ülkenize geldiğimde ise şaşırdım siz İngilizce değil Türkçe konuşuyormuşsunuz. Daha sonra tatilime devam ederken at üzerinde bir komutanın veya takım elbiseli bir devlet adamının heykellerini gördüm. Merak edip
      - “bu kim” diye sordum.
      - “M. Kemal Atatürk” dediler.
      - “Niye heryerde bu adamın heykelleri var?” diye sordum.
      - “Aman” dediler “sakın bu adam deme. Bizde Atilla Yayla adında bir profosör var. Bir kere bu adam demişti de üniversiteden aforoz etmişlerdi adamcağızı. Üstüne üstlük mahkemeye de verdiler.”
      - “Yapma yav” dedim. (Türkçem iyidir) “Hiç bu adam dedi diye bir profösör aforoz edilir mi?”
      - “sen ne diyosun” dediler, “bizde bazıları Kemalizmi din, Mustafa Kemal’i de ilah gibi görür, bunların bir kısmı geçmiş dönem üniversitelerde rektördüler, adamcağıza etmediklerini bırakmadılar”
      - “vah vah.. üzüldüm ya.. bu utanç yeter size, bizim orda böyle şeyler hiç olmaz. Neizm demiştin sen az önce?”
      - “Kemalizm”
      - “İlk defa duyuyorum o ne ola ki?”
      - “CHP’nin bayrağındaki 6 okla temsil edilen ideoloji. Atatürk’ten çok CHP’nin ürettiği bir ideoloji”
      - “Bu CHP hani şu Baykal’ın partisi mi?”
      - “Evet o, Atatürk’ü bilmiyorsun, Baykal’ı nerden bildin?”
      - “Sosyalist Enternasyonel’in toplantısına katılmayıp, dut yemeye gitmişti ya. Herkes dut yemiş solcu diye dalga geçmişti bizim orda, çok gülmüştük. Ordan biliyorum”
      - “Vay be bizim Baykal’ın namı sınırları aşmış..”
      - “Hehe öyle ya.. Neyse.. O altı ok nedir peki?”
      - “Kemalizmin ilkeleri işte: Cumhuriyetçilik, halkçılık, milliyetçilik, devletçilik, laiklik, inkilapçılık diyorlar”
      - “milliyetçilikle devletçiliği geç de, diğerleri iyiymiş..”
      - “iyidir elbet ama kemalistlerin anlam dünyasındaki karşılıkları hiç de iyi değildir”
      - “nedir mesela?”
      - “mesela halkçılık derler, ama Cumhurbaşkanını halkın seçmesine ilk onlar itiraz eder, kendilerine oy vermeyen yüzde seksene bidon kafa falan diye hakaret ederler”
      - “deme yav.. böyle bir parti hiç bir seçimi kazanamaz ki? Bir partinin seçmeniyle zıtlaşması hiç olcak iş mi?”
      - “evet biraz tuhaf bunlar, anlamak zor. Mesela laiklik deyip inançlı kızların başörtüsüyle üniversiteye girmesini yasaklarlar”
      - “ne alakası var laiklikle onun?”
      - “yok bi alakası, ama dini kamusal alanda yasaklamayı laiklik bellemişlerdir”
      - “yok böyle bişey ya! bizde bütün üniversitelerde başörtülü öğrenci vardır. Kimse karışamaz.”
      - “Sizde de kemalist rektörler olsaydı sizin okullarda da başörtüsü yasak olurdu.”
      - “Yok çok şükür. İlkelerden biri de inkilapçılık demiştin, o nesi?”
      - “Alakaları yoktur inkilapçılıkla. Aksine muhafazakardırlar. Uzun yıllar devlete egemen olan Kemalist anlayışı muhafaza etmeye çalışırlar. Bu yüzden Avrupa Birliği reformlarına şiddetle karşı çıkarlar. Siyasi rakipleri olan Ak Parti’nin AB yolundaki inkilapları gerçekleştirmesini engellemeye çalışırlar. İşte Kürt meselesi, 301, Kıbrıs meselesi, özelleştirme gibi konularda hiç bir inkilaba yanaşmazlar.”
      - “Desene bu kemalistlerin kendi ilkelerinden bile haberi yok..”
      - “Öyle…”
      - “Peki neden oluyor bütün bunlar? Kendini -neydi o adamın adı.. hah- Atatürkçü olarak gören bu insanlar neden böyle yaman çelişkiler içinde?”
      - “Pek çok sebebi var. Bir kere Türkiye’deki derin ilişkilerin, çetelerin, mafyanın kucağına oturmuş durumdalar. Onların borozanı olmaktan başka çareleri yok. Onlara karşı çıkacak durumda değiller. Çünkü tehdit var, şantaj var uyumlu olurlarsa büyük mükafatlar var.”
      - “Bunlar ciddi iddialar, somut delilin var mı?”
      - “Olmaz mı? Ergenekon davası görülüyor haklarında. Bu ilişkilerin hepsi ayan beyan ortada. Sonra mesela bunların siyasetteki ve medyadaki adamlarının desteğiyle gerçekleşen bir 28 Şubat darbesi var Türkiye’de. O zamanlar -ve hala- bunların tarafı olan büyük medya patronları darbe ortamını değerlendirerek bankaları hortumluyorlardı. Bir taraftan kendileri için çok büyük bir tehlike olarak gördükleri Anadolu Kaplanları’nı sindirmeye çalışıyorlardı.. Yeşil sermaye falan. İmam Hatiplerin önünü kesmek için meslek liselerini geleceği karanlık okullar haline getirdiler. Tabi bundan en büyük zararı bugün televizyonlarda “bizim için meslek liseleri memleket meselesi” diyen zengin yandaşları gördü. Kendilerine bile zarar verdiler. Akıllanıyorlar mı, akıllanırlar mı Allah bilir..”
      - “Peki dinle alıp veremedikleri nedir?”
      - “Din ve dini duygulara sahip Anadolu insanının güçlenmesi onların saltanatının sonu demek. O yüzden en büyük sorun olarak dini görürler ve laiklik ilkesinin arkasına saklanıp din düşmanlığının en inanılmaz örneklerini verirler. Bir okulda mescid olmadığı için kalorifer dairesinde namaz kılmak zorunda kalan çocuklardan irtica haberleri devşirirler.”
      - “Vay be dur tahmin edeyim; Atatürk’ü de bu amaçlarına alet ederler”
      - “Aynen”
      - “Peki Atatürk bunlarla mücadele edememiş mi? Niye müsade etmiş?”
      - “Atatürk’ü ilk fırsatta Cumhurbaşkanı yapıp, yurt gezilerine gönderip, arkasından ellerinden geleni yaptılar. Türkiye’yi güçsüz, Türk halkını fakir ve cahil bırakmak için. Atatürk memleketi dış düşmanlardan kurtarmış ama onların elinden kurtaramadı. Hasta yatağındayken İnönü’yü (bunların ilk siyasi lideri) başkanlıktan uzaklaştırıp yerine Celal Bayar’ı getirmişti ama fayda etmedi. Ölümünden hemen sonra Atatürk’ü ilahlaştırıp, onun adına zulmün her türlüsünü bu ülke insanına reva gördüler. Dinlediği müzikten, okuduğu kitaba, giydiği serpuşa kadar herşeyi kendileri belirlemeye çalışıp, direnenleri cezalandırdılar. Bir tek parti saltanatı kurup, jandarma dipçiğiyle memleket idare ettiler.”
      - “Çok ağır şeyler söylüyorsun, bak bizi dinleyenler de var, başına bir iş açmayasın”
      - “Yok artık, köprünün altından çok sular aktı. Eski güçlerini kaybettiler. Artık kimse korkmuyor, bunları herkes söylüyor. Sizin türkolog Eric Jan Zücher bile yazdı ya işte. Hoş onun korkacak bir şeyi yoktu.”
      - “Senin muhabbetine doyum olmaz ben gezeyim biraz. Hav ken ay go tu Sultanahmet?”
      - “Vapurla Eminönü’ne git, metroya bin iki-üç durak sonra.”
      - “Eyvallah, kendine iyi bak”
      - “u 2″

    Görüş belirtin!

    Aşağıdaki form ile bu eleştiri hakkındaki görüşlerinizi belirtebilir ya da kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz. Ayrıca yorumlara RSS ile abone olabilirsiniz.

    Yaptığınız görüşün sadece sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın.

    Görüş bildirirken şu etiketlerden faydalanabilirsiniz:
    <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>