Ana Sayfa » Bilim ve Teknik, Genel Konular, Headline

Türkiye’de Nükleer Enerji

26 Ocak 2009 14 Görüş Eleştİrmen: Volkan Çınar

Türkiye’de son bir kaç yıldır nükleer enerji santrali kurma yönünde girişimler var. Hatta son günlerde bu girişimler neredeyse sonuçlanmak üzere, en son bildiğim kadarıyla santrali kurmak isteyen şirketler ihaleye girebilmek için başvurular yapıyordu ve sanırım şimdilik bir şirket buna hak kazandı. Şuanda Türkiye’de 3 yerde nükleer enerji santrali kurulması planlanıyor bunlardan ilki Mersin civarında. Bunun da en büyük nedeni soğutma kısmında deniz suyunun kullanılabilmesi için denize yakın bir yer olması. Bu gelişmeler yaşanırken Türkiye’de bir çok kişi “nükleer enerjinin” yarar-zarar dengesini tartışmakta ve bir çok kişinin iyi ya da kötü bir fikri var. Ben bu yazımda nükleer enerji konusunda birikimlerime dayanarak bu enerji türünün Türkiye’ye yarar ve zararlarını anlatmaya çalışacağım, bunun sonucunda bazı şeylerin kafalarda netleşeceğini umuyorum.

Nükleer enerji ile ilgili katıldığım seminerlerde ilk gördüğüm şey, Türkiye’de nükleer enerji santrallerinin kurulmasını isteyen kişilerin bunu, bir futbol takımını holiganca destekler gibi yapmaları. Elbette nükleer enerji santrallerinin kurulmasının çeşitli faydaları var ama bunların yanında mutlak zararları da var, burada önemli olan şey sonuçta bu yarar ve zarar dengesinin Türkiye’ye ne kazandırdığıdır. Fakat bu kişiler malesef konuşmalarında bu dengeye olabildiğince az değiniyorlar.

Nükleer enerjiye girecek olursak; insanların kafasındaki en önemli soru işareti güvenlik ve çevreye zararları. Genel yargı nükleer enerji santrallerinin güvenlikte sorunlarının olduğudur hatta bu santrallerin patlayabileceğini düşünenler bile var. Nükleer enerji santrallerinde patlama diye bir şey söz konusu değildir, bu santrallerin çalışma mantıkları diğer enerji santralleriyle aynıdır tek farkı yakıt olarak nükleer yakıt kullanmasıdır. Burada oluşabilecek güvenlik tehlikesi bu yakıtın dışarı sızdırılmasıdır. Fakat günümüz teknolojilerinde bu çok çok düşük bir ihtimaldir. Nükleer enerji santralleri 7 gün ve 24 saat gözlem altında tutulur, olası her türlü tehlike senaryosu önceden belirlenmiştir. Mesela herhangi bir boruda sorun çıkabileceği düşünülerek o borunun yedeği orada barındırılır ayrıca bu yedek boruda da sorun olabileceği düşünülerek yedeğin yedeği de vardır. Ayrıca teknik olarak ele alırsak 2 çeşit santral vardır açık ve kapalı olmak üzere (burada kastedilen açıklık ve kapalılık santral kazanıyla alakalıdır). Geçmiş yıllarda yaşanan santral kazalarının çoğu açık tip nükleer santrallerde gerçekleşmiştir ve günümüzde artık sadece kapalı tip nükleer santraller inşaa edilmektedir. Bu tip santraller dünya üzerindeki en güvenli yapılardır nitekim inşaaları için ayrılan paranın neredeyse %40′ı sadece güvenlik üzerinedir. Bir diğer husus olan santrallerin çevreye etkileri de güvenlik kadar tartışılan konulardan biridir. Nükleer enerji santralleri yakıt olarak kömür ya da benzeri şeyler kullanmadığı için dışarı atık gaz ve benzeri şeyler bırakmaz bu nedenle nükleer enerji santraliyle ilgili görebileceğiniz tüm fotoğraflar çok güzeldir. Fakat bu santrallerin elbette atıkları vardır, bu atıklar genellikle tüpler ile santrallerde tutulur ömürleri bitene kadar ve artık bitince katı atık olarak dışarıya gönderilmelidir. Bu atıkların özellikle radyasyon etkisinden ötürü gelişi güzel dışarı fırlatamazsınız bu nedenle bu atıkları saklamak için bazı metodlar geliştirilmiştir. Bunlardan ilki yer altında çok kalın duvarlar içine gömmek. Bu şekilde radyasyon etkisi önlenebilir fakat bir depremde bu duvarların çatlaması sonucu çevrenin radyasyondan etkilenmesi olasıdır. Bir diğer metodta bu katı atıkların direkt fakir ülkere para karşılığı satılmasıdır. Özellikle avrupadaki bir çok ülke afrikaya bu şekilde atıklarını gönderiyor. Bunun ne kadar insancıl bir yöntem olduğu yorumunu size bırakıyorum. Son yöntem ise bu atık tüplerinin tekrar kullanılabilmesi ki bu hala üzerinde çalışılan bir metodtur.

Şimdiye kadar anlattıklarım nükleer enerji santrallerinin genel özellikleriydi bundan sonra anlatacaklarım özellikle Türkiye’yi ilgilendirmekte. Öncelikle şunu düşünelim bir nükleer enerji santrali Türkiye’ye nasıl kurulabilir? İlk olarak ilgili yasa parlementodan geçer (geçti), başta Rusya, Amerika ve Fransa olmak üzere çeşitli yabancı şirketler ihalaye girebilmek için belge alır (aldı), ihale ile santrali kuracak şirket belirlenir, bu şirket kendi mühendislerini ülkeye göndererek inşaata başlar ve inşaat tamamlanır. Bundan sonra yine o şirket bu santrali işletir, yakıt anlaşmalı yabancı bir ülkeden alınır ve bakım için yine yabancı şirketlere ücret ödenir. Tüm bu işlerde önemli nokta yabancı şirket ve ülkelerdir çünkü ülkemizde nükleer enerji santrali kurabilecek bir teknoloji yoktur aynı şekilde nükleer enerji yakıtına sahip olmamıza rağmen bu yakıtın zenginleştirilmiş olması gerekliliği ve yine bizim bunu yapabilecek teknolojiye sahip olamamamız bizi dışa bağımlı hale getirir. Bu nedenle nükleer enerji santrali kuracaksak milyar dolarlar seviyesinde bir maddi yatırımı dış ülkere yapmalıyız. Bu noktada neden nükleer enerji santrali yaptığımızı düşünelim. Bunun en büyük nedeni alternatif enerji kaynağı oluşturmak ve büyük nüfusa sahip ülkemizin enerji yükünü hafifletmek. Alternatif enerji kaynağı oluşturmanın en büyük nedeni ise çeşitli birbirinden bağımsız enerji kaynaklarının oluşturulması bu sayede birinde yaşanabilecek bir sorunda diğerleriyle bir süre idare edebiliriz. Fakat geliştirdiğimiz bu kaynak dışa bağımlı ise yine bize bir fayda sağlamayacaktır çünkü oluşabilecek potansiyel sorunlar hep dış kaynaklıdır. Misal kötü bir durumda Rusya’nın ya da İran’ın doğalgazımızı kesmesi, aynı şekilde yarın kurulacak bir nükleer enerji santralini kuran ve yöneten ülkede bu enerji kaynağımızın tüm iplerini elinde tutacaktır. Bunlar düşünüldüğünde yabancı ülkerin ülkemize santral kurması akılcı değildir. Ayrıca milyar dolarlık bir maddi külfet oluşturacaktır ki bu para ile mevcut kaynaklarımız geliştirilebilir özellikle Türkiye’de bulunan termik ve hidrolik enerji potansiyeli ülkeye yetecek kapasitede olduğu düşünülürse. Bunların yanında rüzgar, güneş ve biyokütle gibi alternatif ve yenilenebilir enerji kaynaklarında da yatırım yapılırsa ciddi bir enerji gücüne kavuşabiliriz.

Sonuç olarak; Türkiye şuanda nükleer enerji santrali kurmamalıdır. Tek bir santrale harcayacağı parayı uzun vadede bu teknolojinin ve yakıt zenginleştirme teknolojisinin geliştirilmesine harcarsa ileride kendi santralimizi kurabilecek ve işletebilecek konuma geliriz. Bu seviyede ise dışa bağımlı olmadan kendi nükleer enerjimize sahip oluruz. Özellikle dünyada yükselen enerji darlığının önümüzdeki yıllarda bizi daha fazla etkilememesi için kendi potansiyelimizi olabildiğince çok kullanmalıyız. Umarım siyasetçilerimiz de bunları görüp yine bunlara göre bir yol haritası çizerler.

14 Görüş »

  • murat ünsal dedi ki:

    konunun çok çok güzel anlatıldığı bir yazı taa ki son paragrafa kadar. Yakıt zenginleştirme teknolojisine yapacağımız yatırımla sadece yakıt zenginleştiririz nükleer santral inşaası ve işletilmesi apayrı bir iştir. Termik ya da nükleer santrallerin inşaası daha önemlisi işletilmesi öyle basit prosesler değildirler. Kendi nükleer santralımızı kurmak elbette çok güzel bir hayal ama kısa vadede hayal olmaktan öteye geçemez.

  • Guardian dedi ki:

    Kendi potansiyelimizi oluşturmak şöyle dursun, kendi hazır potansiyellerimizi satma girişimine devam ettiğimiz sürece dışa bağımlılığımız daha da artacak ve dünyada çok daha az söz hakkına sahip ülkeler arasında yer alacağızdır..

    Bu durum bizleri sadece ekonomik anlamda değil, dünya çapında politik ve siyasi duruşumuzu da etkileyecektir..

  • Volkan Çınar (author) dedi ki:

    Sayın Murat Ünsal,

    Ben de zaten bunun için “uzun vadede” dedim o paragrafın başında. İran bunu yaklaşık 40 senede yaptı, fakat onlar bu işe kalkışırken teknoloji ve bilginin yaygınlığı şimdiki gibi değildi bu nedenle bizim için bu dönem daha kısa olabilir. Buna mecbur muyuz diye soracak olursanız bence bir yerden sonra mecbur kalacağız çünkü tüm dünya enerji kıtlığına girmek üzere.

  • Eyyam AĞA dedi ki:

    Nükleer Enerji dünyanın en kötü ve zararlı enerjisidir.

    Gönlüm asla böyle bir santralin Türkiye de kurulmasına razı değil, umarım bu operasyonalar başarısız olur ve böylesine zararlı yöntemle enerji üretmeyiz.

    Nükleer kaynak ile elektrik üretmek Türkiye nin menfaatlerine terstir. Ancak uluslararası şirketler bizleride bu konuda bağımlı ve zayıf bırakmak üzere bu yönde teşvik ve tahrik etmektedir. Türkiyenin gerçeği local kaynakların kullanılması ile elde edilecek enerjidir. Bu lokal kaynağın başında su gelir. Batılı düşmanlarımız bizleri su saklama, sudan istifade etme, sulu tarım yapmaktan alıkoymak amaçlı olarak nükleer enerjiyi, ülkemdeki vatan hainleri ile birlikte bizlere şirin göstermeye çalışmaktadır.

    Aydın Türk genci, bu toprakların milliyetci evlatları nükleer enerjiye sonuna kadar hayır demelidir.

    Nükleere hayır demezseniz, “heavy water” da hep beraber boğuluruz.

    Nükleerle dans ancak IC üretecek kadar yeterlilikte olmalı, asla daha fazlası ülke topraklarında bulunmamalıdır. IC olmadan dünyada tam bağımsızlık artık mümkün değildir.

    Uyanık kalmanız dileğiyle,

  • Hulki Can dedi ki:

    İlk başta ilke olarak nükleer santrallara insancıl ve ekonomik nedenlerle ben de karşı çıkıyordum. Ancak, bu konuyu ve Türkiye’nin gelecekteki enerji açığı sorununu araştırdıktan sonra bir kere daha düşünme gereksinimi hissettim. Bu bağlamda Prof. Dr. Vural Altın’ın “Nükleer Enerjinin Küresel Gerekçeleri” adlı araştırması bana bir hayli yardımcı oldu.

    Prof. Altın fosil yakıtların, 20. yüzyılda dünya genelinde gerçekleştirilen ekonomik gelişmenin temelini oluşturduğunu belirtikten sonra, bunların tüketim hızlarının, hem küresel ısınmayı yavaşlatmak, hem de yeterlik sürelerini uzatmak için artık azaltılması gerektiğine dikkat çekiyor. Dünyamız enerji konusunda, fosil yakıt bileşenlerinin aşırı tüketiminden kaynaklanan çevre kirliliği ve uygun fiyatla enerji güvencesinden yoksun olma gibi iki tehditle karşı karşıya.

    Bu tehditleri bertarafa edebilmek amacıyla, yenilenebilir/çevrimsel enerji kaynaklarından (rüzgar, güneş, jeotermal, hidro) daha üst düzeyde yararlanılması kuşkusuz gerekmektedir. Fakat, çevrimsel enerji kaynaklarının, mevcut teknolojilerle kitlesel gereksinimlere yanıt verebilme ve fosil yakıtlara dayalı yaşam biçimlerini ayakta tutabilme yeteneğinin şimdilik pek olmadığı anlaşılıyor. Çünkü, fosil enerjiden çevrimsel enerjiye geçiş, ancak, çevrimsel kaynakların büyük oranda kullanılmasına, ekonomik büyüme hızlarının ‘sürdürülebilir’ düzeye indirilmesine, ya da büyük ölçekli depolama tekniklerinin hızla geliştirilmesine bağlı.

    Alışılagelmiş yaşam biçimlerinde ve gelecek beklentilerinde önemli bir değişiklik olmadığı takdirde, çevrimsel enerji kaynakları yeterli olamayacak ve daha yoğun enerji kaynaklarıyla desteklenmeleri gerekebilecektir. İşte nükleer enerji karşımıza bu bağlamda, seçenek olmaktan da öte, bir zorunluluk olarak çıkıyor.

    Bu nedenlerle, Türkiye’de nükleer santral kurulmasına soğuk bakmadığımı belirtmek isterim.

  • Eyyam AĞA dedi ki:

    Nükleer santral kurulması fikirlerine kesinlikle buz gibi bakılmalıdır.

    Bazı bilim adamları çeşitli vesilelerle makaleler yayınlasa da bunların büyük bir kısmına ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Nasıl, hukukçulara işi çıksın, hukuk sektörü büyüsün diye akılların ve hayallerin yetişmediği kanun metinleri tüm dünyada yazılıyor, uygulamaya koyuluyor, kanun maddelerine göre aynı kişi hem temiz hem suçlu bulunabiliyor ise, tüm dünya nasıl hukuk tuzaklarında ise, buda öyle bir şeydir.

    Fosil yakıtların etkilerinin çevre üzerinde negatif etkileri günümüzdeki teknoloji ile tamamen kontrol altına alınabilmektedir. Fakat nükleer enerji atıklarının kontrollü bir şekilde bertaraf edilmesi teknolojinin geldiği bugünkü nokta itibarı ile “sıfırdır”. Sıfır, insanoğlunun bulduğu sayıların en “anlam”lısıdır.

    Çöpler’in çevreye verdiği kötü etkileri bertaraf etmek için “yakma” en güvenilir ve kontrollü bir yöntem olarak bulunmuş, hatta faydalı görüldüğünden tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlanılmıştır. Bu tüm yakma işlemlerinin, çöplerin doğaya verdiği tahribattan az olduğunun kanıtıdır.

    Türkiye ye özellikle nükleer enerji üretiminin sokulması planlı bir şekilde Türkiye yi elektrik üretiminde de bağımlı hale getirmektir. Doğalgaz ile elektrik üreten özel sektöre ait santrallerin devletle karşı karşıya geldiklerinde üretimlerini durdurmak ile devleti tehdit ederek tüm istediklerini aldıklarını unutmayalım, hep hatırlayalım.
    Santral nükleer olduğunda ise, koynumuzda bir “bomba” ve ipi santrali işleten yabancı elinde. Bu durumda diğer kaynaklarını kullanmaktan alıkonulmuş Türkiye de, nükleer santral işleticisi amerikan, Fransız yada Rus firma Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetenlere her şeyi yaptırma imkanını eline almış olacaktır. Asıl hesap budur.

    Türkiye bu tuzağa isterse düşmez, çünkü ülkemizde elektrik üretecek alternatif birçok kaynak vardır. Önemli olan bu kaynakların bir an önce çeşitlendirilerek kullanılma sokulmasıdır. Zira gelinen noktada doğalgaza bağlı olmamız alternatif kaynakları hızla devreye sokmak zorunluluğunu getirmiştir. Ülke tamamen yerli teknoloji ve bilgi ile elektrik üretmeye muktedir halde olmalıdır. Enerji bağımsızlıktır.

    Gene bazı – yönlendirici - çevreler hidroelektrik santrallerin mecbur olduğu barajların çevreye verdiği zararlardan ve iklim değişikliklerinin zararlarından bahisle bizleri su tutmaktan ve hidroelektrik barajları ve santralleri kurmaktan alıkoymaktadır. Hesap, dünyanın su bakımından zengin sayılabilecek kaynaklarına sahip olan Türkiye yi bu kaynaklardan istifade edemez halde tutmak, enerjisini uluslararası tröstlerden alır halde bırakmaktır.

    Olası orman yangınlarından korunmak ve bitkileri olası kuraklıktan korumak isteyen batılı güçler ormanların ortalarında su tutmak için göletler ve barajlar yaparken hiçbir sakınca yokken, Türkiye de baraj yapılmaması yönünde telkinler şiddetli bir şekilde sürmektedir, Türkiye baraj finansmanı için kaynak aradığında batılı sermaye çevreleri finansman sağlanmaması yönünde katı bir şekilde ikaz edilmektedir.
    Fakat her ne hikmet ise nükleer santral için finansman hazırdır.

    Önümüze getirilen şeylere çok dikkatli ve derinden bakmak gerekmektedir.

    Dünyada hiç bir kimsenin dostu olmadığı gibi, hiç bir devletin de dostu yoktur.

  • fizikci dedi ki:

    Volkan Bey,

    Yazınızda

    Nükleer enerji ile ilgili katıldığım seminerlerde ilk gördüğüm şey, Türkiye’de nükleer enerji santrallerinin kurulmasını isteyen kişilerin bunu, bir futbol takımını holiganca destekler gibi yapmaları.

    demişsiniz.

    Fakat ben yazınızın altındaki yorumlarda bunun tam tersini görüyorum. İstemeyenler holiganca davranıyor. İsteyenler daha mülayim. Başka sitelerde de böyle.

    Normal şartlar altında bir insan bir konuda fikrini holiganca ifade etmez. Böyle yapılıyorsa bu konuda insanların bir propoganda ile kışkırtılıyor olması gerekir. Propoganda insanların düşünmesini istemeyen güçlerin (toplumu gütmek isteyenlerin) aracıdır. Orada fikir yoktur slogan vardır. Bu güçlerin Türkiye’ye faydalı (kendi menfaatlerine de zararlı) olabilecek her konuda ters propoganda yaptıklarını görürüz. Özelleştirmeye “vatan satılıyor” sloganıyla karşı çıkarlar. Kıbrıs konusunda müzakerelere “Kıbrıs elden gidiyor” diye karşı çıkarlar. Daha demokratik bir anayasa girişimlerine “şeriat gelecek, laiklik elden gidiyor” derler. Kürt sorunundaki çözüm yaklaşımlarına takoz koyar “vatan bölünmez” sloganları atarlar.

    Türkiye’nin pek çok problemi aşarak belini doğrultmasında bu çevreler takoz vazifesi görürler. Neyseki bu takoz artık Türkiye’nin önünden kaldırılıyor. Silivri’de yapılan budur. İnşallah Türkiye’nin hayrına olacak şekilde sonuçlanır.

  • deniz mermerci dedi ki:

    fizikçiye cevaben. Nukleer santrallere karshi geçerli iddialar var. Sizin cevabiniz korkuluga tash atma teknigi olup diger fizikçilerin de benzer dalavereli, galat argumanlarla çalishmalari (TRT de bir açik oturumda çevrecileri ‘zavallilar’ olarak niteleyen fizikçiler vardi) beni endishelendiriyor.

  • Volkan Çınar (author) dedi ki:

    Sayın fizikci,

    Sanırım o cümle yanlış anlaşılmaya müsait. Benim oradaki destekçilerden kastım sokaktaki insanlar değil, birebir bu işin içinde olan insanlar. Özellikle çeşitli yerlerde bu konuyla ilgili konferanslar düzenliyorlar katılırsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Diğer taraftan holiganca desteklemek memleketimizin insanları için sıradan birşey. Bir taraf bir fikri benimser ve onu holiganca destekler. Karşısındakinin fikri önemsizdir. Malesef bir çok problemin çözülememesinin başlıca sebeplerinden biri de bu.

  • fizikci dedi ki:

    deniz mermerci hanım/bey,

    Yorumumdan nükleer enerjiye karşı mı yoksa yandaş mı olduğumu nasıl anladınız? Ben bile bilmiyorum bunu, siz nasıl bildiniz? :) Merak etmeyin ben çevrecilere zavallı demem. Zaten bakmayın “fizikci” ismine, ben o kimlikten ziyade “yarın kıyamet kopacağını bilseniz dahi, bugün elinizdeki fidanı dikiniz” diyen Peygamber’in ümmetinden olma kimliğine önem veriyorum. (that is i’m muslim elhamdulillah)

    Volkan Bey,

    İki tarafta da holigan da var, aklı başında olan da. Konuya objektif yaklaşan bir yazı yazmışsınız sadece o cümle taraf tutmuş onu belirtmek istedim.

    Saygılar..

  • Pırlanta dedi ki:

    Elinize sağlık, çok güzel bir yazı olmuş…

  • alyans dedi ki:

    paylaşım için teşekürler…

  • hafriyat dedi ki:

    Bence Nükleer Enerji Kullanmakta Geç Bile Kaldık. Lakin İnsan Hayatı Hiçbirşeyden Daha Önemli Değil. Tabiki Gerekli Tüm Tedbirleri Alarak.

  • ömer erdoğan dedi ki:

    nükleer enerji türkiye açısından hem avantajı var hemde dezavantajı var. çevresel ve toplumsl olarak büyük etken yaratır. benim görüşüm nükleer santral ülkemizde kurulmasın.

Görüş belirtin!

Aşağıdaki form ile bu eleştiri hakkındaki görüşlerinizi belirtebilir ya da kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz. Ayrıca yorumlara RSS ile abone olabilirsiniz.

Yaptığınız görüşün sadece sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın.

Görüş bildirirken şu etiketlerden faydalanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>