Ana Sayfa » Politika

Tehlike Nedir?

30 Mart 2007 3 Görüş Eleştİrmen: Volkan Çınar

Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşmakta ve bugünlerde ülkenin en önemli gündem maddelerinden biri de bu. Basın içinde ise bu konu hakkında en ilginç tutum Cumhuriyet gazetesine ait. Tehlikenin farkında mısınız? sloganı ile Cumhurbaşkanlığı seçiminde Cumhuriyet’in tehlikeye düşeceğine işaret ediyor. Birçok kişi bu görüşü benimsemekle birlikte bazı kesimler ise durumun böyle olmadığını Cumhuriyet gazetesinin kendi çıkarları için böyle bir propaganda yaptığını öne sürüyor.

Öncelikle bana göre görevini en iyi yapan Cumhurbaşkanlarımızdan biri olan Ahmet Necdet Sezer’in görev süresi bitiyor. Yıllardır sorunlarla mücadele eden Türkiye’nin başına gelen nadir iyi şeylerden biriydi Ahmet Necdet Sezer, umarım yerine gelecek olan kişi onun bu tutumunu devam ettirir. Anayasa’ya göre de ettirmek zorunda zaten, fakat böyle mi olacak?

Geleceği göremem ama tahminler yürütebilirim. Yeni gelecek Cumhurbaşkanı’nın AKP hükümetinin seçeceği biri olacağı aşikâr. Bu kişinin Recep Tayyip Erdoğan veya AKP’nin önde gelen isimlerinden biri olması da muhtemel her iki koşulda da Cumhurbaşkanı AKP’nin siyasi iradesinden çıkmış olacak. Cumhurbaşkanı elbette tarafsızdır fakat her yaptığı icraati bir bütün halinde yapan bir bünyeden çıkan birinin bu bünyeyi kabul etmemesi ne kadar olağandır?

Şimdiye kadar Ahmet Necdet Sezer’in, AKP hükümeti tarafından gönderilen hangi kanunları veto ettiğine bakılırsa ne demek istediğim daha iyi anlaşılır. Elbette bu kanunlar yeni Cumhurbaşkanının önüne aynen konulmayacak, bu durumda zaten veto etmek zorunda ama Türkiye’de yapılması en kolay işlerden biri olan boşluklardan faydalanma işi ile anayasadaki bu durum gönderilen kanunda yapılacak birkaç değişiklikle mümkün. Yani voleybol tabiri ile hükümet kaldıracak, Cumhurbaşkanı smaçlayacak. Ortada sadece tek bir görüş kalacak ve ülke tek bir irade ile yüzyıl önceki padişahlık dönemine geri dönecek. İşte bahsedilen tehlike bu.

3 Görüş »

  • Hulki Can dedi ki:

    Bu endişelere katılmamak elde değil. Türkiye karanlık bir ateş çemberinin içinde. Irak’taki 160bin kişilik amerikan işgal ordusu da Güney Kıbrıs’a da yığınak yaparak Suriye ve İran’a saldırmaya hazırlanıyor. Sanırım sırada biz de varız. En son bize de sıra gelecek.

    AB “Türkleri alacağız” diyor, ama “Türkiye’yi alacağız” demiyor. Daha ne desin adamlar? Adamlar Türklere karşı değil, Türkiye’ye karşılar. Bu konu iyi anlaşılmalı. Onları rahatsız eden “Türkiye Cumhuriyeti”nin varlığı, sınırları. Türkiye’nin konumundan ve sınırlarından hoşnut değiller. Daha kukla bir hükümet ve kendine özgüvenini kaybetmiş bir halk istiyorlar. Ulus bilinci olmayan bir halk istiyorlar.

    Ulus bilinci, ancak dinsel gericilik, yobazlık ve tarikatçılıkla zayıflatılır. Dinsel gericilik ve yobazlık da güya dinsel özgürlükleri serbest bırakma gerekçesiyle gündeme taşınır. Güya dinsel özgürlükleri doya doya yaşamak bahanesiyle dinsel kimlik yavaş yavaş ön plana çıkar, “Hitler de laikti” gibi benzer söylemlerle laiklik delik deşik edilir. Ulusal kimlik dejenere edilir, önemsenmez.

    Askerlerinin başına çuval geçirilen bir ülkenin yetkilileri “kelle” dediği öz askerleri için kılını kıpırdatmaz, ama, İran’ın esir aldığı İngiliz askerleri için büyük bir özveriyle arabuluculuk yapmaya kalkar. Çünkü ulusal onuru yoktur. Çünkü başbakan değil, sömürge valisidir. Sömürge valileri bağlı oldukları yöneticilere yaranmaya, onların gözüne girmeye çalışırlar. Türkiye Cumhuriyeti böyle siyasetçilerin gözünde pazarlık yapılabilecek bir maldır, araçtır, emtiadır. Onun için ülkeyi parça parça yabancı şirketlere satarlar. Yeter ki her ürünün üzerinde “domuz yağı yoktur” yazsın ve her yer hoparlörlü camilerle dolsun !

    Türkiye’nin Nobel ödülü almış en büyük romancısı (!) ulusçuluğu, milliyetçiliği kötülüyorsa ve onu barış için en büyük tehdit görüyorsa, ama öte yandan etnik milliyetçiliğe yeşil ışık yakıyorsa bu ne biçim bir barışseverliktir böyle ? Bu, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Ortadoğu’da sınırların kendi belirledikleri yeni haritalara göre değiştirilmesini isteyenlerin arzuladıkları barışseverliktir. Bu küresel düzenin mimarlarının kendi işlerine geldiği şekilde belirledikleri bir barıştır. Türkiye’nin ulus bilincinin ve her ulusun doğal refleksi olan ulusçuluğun karalanması, “yurdumun insanı” diye halkın aşağılanması bundandır.

  • mumutum dedi ki:

    Bildiğiniz her şeyi unutun!
    çünkü siz sadece resmin küçük bir kısmına odaklanıyorsunuz.iktidara hangi hükümet gelirse gelsin, görüşü ne olursa olsun yaptıkları ortak şey ülkeyi yabancılara peşkeş çekmektir.Dinci bir parti mi geldi, hemen imam hatiplerin sayısını arttırır, kurumluarın başına kendi adamlarını geçirir.Ama diğer yandan da avrupanın dayattığı ekonomik, iktisadi ilkeleri gıkını çıkartmadan kabul eder.
    Başa solcu mu geçti, onlar da aynen kendi adamlarını yerleştirirler, sağda solda uzun ve heyecanlandırıcı nutuklar atarlar, ama ülkeyi yine dışarıdan gelen direktiflerle yönetirler.Geçmişimiz bunun örnekleriyle doludur.
    İnsanların bu durumun farkına varamayıp, iktidardakileri sadece dinci, laik, Atatürkçü, sağcı, solcu diye etiketlendirmesi oldukça vahim bir durum.İktidara gelen partinin kimliği önemli değildir.Asıl önemli olan şey ülkeyi ne kadar kalkındırdığı, refahı ne kadar arttırdığı, milli onurumuzu ne kadar koruyabildiğidir..
    Saygılarla

  • Guardian dedi ki:

    “Tehlikenin farkında mısınız?”

    Bu cümleyi her okuduğumda tüylerim diken diken oluyor dersem yeridir.

    Sayın Volkan ve Hulki arkadaşlarımda konuyu çok güzel şekilde özetlemişler fakat küçük bir açıklamada ben yapayım.

    Demokrasi nedir? Demokrasi farklı görüşlerin bir araya gelerek, oylama yapılarak ortak görüşlerde toplanmasıdır. Fakat sayın Volkan Çınar’ında belirttiği gibi tehlike şudur ki aynı görüşlere sahip iki yetkili kişinin bulunacak olması. İşte bu diğer kesimlerin sesini duyurmasını engeller nitelikte olacaktır.

    Cumhurbaşkanlığı seçiminin AKP lehine sonuçlanacağı aşikar olduğundan (halkın bu konuda etkisi bulunmadığından), kişisel olarak bir sonraki başbakanlık seçiminde durumun dengeleneceği düşüncesindeyim.

    İnsanlarımızın, Atatürk zamanında tüm yurtta yapıldığı gibi sadece kendi çıkarlarına göre değil, toplum olarak düşünüp, Atatürk’ün bize bırakmış olduğu laik Cumhuriyet’i korumak adına karar vereceklerinden eminim.

    Birde konu ile biraz alakalı olduğunu düşündüğüm çok güzel bir şiirle yorumumu bitirmek istiyorum;


    Ey milletim,
    Ben, Mustafa Kemal’im…

    Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim,
    Hala en hakiki mürşit, değilse ilim,
    Kurusun damağım, dilim.
    Özür dilerim…

    Unutun tüm dediklerimi.
    Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…

    Özgürlük hala,
    En yüce değer
    Değilse eğer…
    Prangalı kalsın diyorsanız, köleler…

    Unutun tüm dediklerimi.
    Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…

    Yoksa, çağdaş medeniyetin bir anlamı,
    Ortaçağa taşımak istiyorsanız zamanı,
    Baş tacı edebiliyorsanız
    Sanatın içine tüküren adamı…

    Unutun tüm dediklerimi.
    Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…

    Yetmediyse acısı, şiddetin, savaşın.
    Anlamı kalmadıysa
    Yurtta sulh, dünyada barışın.
    Eğer varsa ödülü, silahlanmayla yarışın.

    Unutun tüm dediklerimi.
    Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…

    Özlediyseniz fesi, peçeyi.
    Aydınlığa yeğliyorsanız, kara geceyi.
    Hala medet umuyorsanız
    Şıhtan, şeyhten, dervişten.

    Şifa buluyorsanız,

    Muskadan, üfürükçüden…

    Unutun tüm dediklerimi.

    Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…

    Eşit olmasın diyorsanız, kadınla erkek…
    Kara çarşafa girsin diyorsanız,
    Yobazın gazabından ürkerek…
    Diyorsanız ki, okumasın
    Kadınımız, kızımız;
    Budur bizim alın yazımız…

    Unutun tüm dediklerimi.
    Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…

    Fazla geldiyse size,
    Hürriyet, Cumhuriyet…
    Özlemini çekiyorsanız,
    Saltanatın, sultanın…
    Hala önemini anlayamadıysanız,
    Millet olmanın…
    Kul olun, ümmet kalın,
    Fetvasını bekleyin, Şeyhülislamın…

    Unutun tüm dediklerimi.
    Yıkın, diktiğiniz heykellerimi.

    RAHAT BIRAKIN BENİ…

    S. APAYDIN

Görüş belirtin!

Aşağıdaki form ile bu eleştiri hakkındaki görüşlerinizi belirtebilir ya da kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz. Ayrıca yorumlara RSS ile abone olabilirsiniz.

Yaptığınız görüşün sadece sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın.

Görüş bildirirken şu etiketlerden faydalanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>