Ana Sayfa » Dinler ve Inanç, Tarihsel

Tarihteki İlk Soykırımdan Günümüze

31 Mart 2007 6 Görüş Eleştİrmen: Hulki Can

Bir çok insan bugün İsrail’in yaptığı saldırılara, kentlerin altyapılarını ve sivil halkı da hedef alan toplu bir imha savaşına, katliama, kırıma, hatta soykırıma bir anlam verememektedir. Ölenlerin çoğu bebek, çocuk ve kadınlar. Filistin’in ordusu yok, topu yok, tankı yok. İsrail sivil halkın üzerine en son sistem silahlarla saldırıyor.  Anti-semit, Yahudi karşıtı olarak damgalanacağız diye korkudan kimse ağzını açamıyor.

Ancak, İsrail’in, çoğu kimse tarafından insanlık dışı (inhuman) veya barbarca olarak nitelendirilen, bu saldırılarının aslında dinsel açıdan hiçbir sorun oluşturmadığı ve bunların Tevrat’ta yazanlar ile uyum içinde  olduğu açıkça görülmektedir. Kuran’da olduğu gibi Tevrat’ta da kutsal savaş cihatla ilgili bir çok teşvik ve emir vardır. Örneğin, Tevrat’ın Tesniye bölümünde şunlar yazılıdır:

“Ve Allahın Rabbin sana teslim edeceği bütün halkları bitireceksin ve gözlerin onlara acımayacak…. O şehrin ahalisini mutlaka kılıçtan geçireceksin, onu ve onda olan her şeyi, ve hayvanlarını tamamen yok edeceksin.” (Tesniye 7/16; 13/15)

“Mısır Prensi” (Prince of Egypt) çizgi filmiyle Yahudi halkının kurtarıcısı olarak tanıtılan Musa aslında tarihsel gerçekler karşısında acımasız, hoşgörüsüz bir savaşçı konumundadır. Musa’nın yazdığı ve havralarda söylenen “kanlı,  sarhoşlu, kılıçlı, etli” Musevi ilahisinin Mısır Prensi Musa tarafından yazıldığına inanası gelmiyor insanın:

“Parlayan kılıcımı bileyip yargılamak için elime alınca, düşmanlarımdan öç alacağım, benden nefret edenlere karşılığını vereceğim. Oklarımı kanla sarhoş edeceğim. Kılıcım öldürülenlerin ve tutsakların kanıyla, düşman önderlerinin başlarıyla ve etle beslenecek.” (Tesniye 32: 41,42)

Musa’nın ölümünden sonra yerine geçen Yeşu önderliğinde vaat edilen diyar Filistin’i fethetmeye girişen İsrail bugünkülere benzer saldırıları ilk kez MÖ X. yüzyılda Eriha’da yapılmıştır.  Eski Eriha kenti “kadın, erkek, genç, yaşlı, küçük ve büyük baş hayvanlardan eşeklere dek, kentte ne kadar canlı varsa” yok edilmiştir. Ayrıntıları Tevrat’tan okumaya devam edelim:

“Eriha Kenti’nin kapıları, İsrailliler yüzünden sımsıkı kapatılmıştı. Ne giren vardı, ne de çıkan.   RAB, Yeşu’ya, “İşte Eriha’yı, kralını ve yiğit savaşçılarını senin eline teslim ediyorum” dedi.    (İsrailli) halk bağırmaya başladı, kahinler de borularını çaldılar. Boru sesini işiten halk daha yüksek sesle bağırdı. Kentin surları çöktü. Herkes bulunduğu yerden dosdoğru kente girdi. Böylece (İsrailliler) kenti ele geçirdiler. Kadın erkek, genç yaşlı, küçük ve büyük baş hayvanlardan eşeklere dek, kentte ne kadar canlı varsa, hepsini kılıçtan geçirip yok ettiler.  Sonra kenti içindekilerle birlikte ateşe verdiler. Ancak altını ve gümüşü, tunç ve demir eşyayı RAB’bin Tapınağı’nın hazinesine koydular.” (Tevrat, Yeşu 6: 1-26)

TEVRAT’TA SOYKIRIM EMİRLERİ

Dolambaçlı yollara sapmaya gerek yok. Bu soykırım mıdır, yoksa kırım mıdır ? Bence bu soykırımdan da beter bir eylemdir. Bu mega-soykırımdır. Çünkü dikkat edelim “küçük ve büyükbaş hayvanlarla eşekler” ve “kentte ne kadar canlı varsa” hepsi yok ediliyor. Yani koyunlar, keçiler, sığırlar, inekler, öküzler, eşekler muhtemelen kümes hayvanları da. Çünkü “kentte ne kadar canlı varsa” diye yazıyor. Mümkün olabilse karıncaları, böcekleri ve doğayı da yok edecekler nerdeyse. Kundaktaki bebekler çocuklar öldürülerek “soy”un devam etmesi engelleniyor. İşte soykırım budur. Onların ne suçu vardı  kundaktaki bebekler, çocuklar ?

Bu aslında dinsel açıdan yanlış bir sorudur. Suçlu olup olmamaları önemli değildir. Bu bir temizlik, arındırma, kökünü kurutma eylemidir. Öyle ki, bu yok edilen kentin yerine tekrar bir yenisinin  inşa edilmemesi bile öngörülür. Katliamdan sonra İsrail’in kralı ve ordu komutanı  Yeşu, aklı sıra Eriha’nın yeniden kurulmaması için ant içer, yemin eder: “Bundan sonra Yeşu şöyle ant içti: “Bu kenti, Eriha’yı yeniden kurmaya kalkışan, RAB’bin lanetine uğrasın. (…) ve Rab Yeşu ile birlikteydi ve onun ünü bütün ülkeye yayıldı” (Tevrat, Yeşu 6: 26-27)

Ancak, yaptığı kırımla ünlenen Yeşu’nun bedduası ve laneti bir işe yaramamıştır. Günümüzde Kudüs’ün kuzeybatısında bulunan Eriha (Jericho)  bugün  70bin nüfuslu önemli bir Filistin kenttir. Kıssadan hisseyi artık siz çıkarın ben yorum yapmıyorum… Yalnız merak ettiğim şey şu Tevrat’ın bu kısmı havrada  okunurken kimsenin yüzü kızarmıyor mu?

Arzı Mevûd (Vaat edilen Diyar) denilen Filistin ve Şam bölgesini fetheden İsrailoğullarının bu katliamları neden yaptığını hahamlara soracak olursanız, bu katledilen insanların putperest, sapık ve çok ahlaksız bir hayat sürdükleri için böyle bir cezayı hak ettiklerinden ve hatta böylelerinin yaşama hakları bile olmadığından dem vuracaklardır.

Yahudilik açısından olağan algılanan böyle etik dışı bir görüşün insanlık adına kabul edilmesi ve onaylanması mümkün değildir. Bir kere bu acımasızca katledilen insanların kötü, sapık veya günahkar oldukları hangi kıstaslara göre saptanmıştır?  Öyle bile olsalar, bu o insanların  vahşi bir şekilde öldürülmelerini mi gerektirir veya haklı gösterir? Bunlara doğru yol gösterilemez miydi? Doğru yola davet edilemezler miydi? Kundaktaki emzikli bebeler de mi putperest ve sapık bir hayat sürüyorlardı?  Diğer taraftan, ben bugüne kadar hiç ahlaksız bir eşek veya putperest bir sığır görmedim. Bu ne biçim bir etik anlayışıdır ? Köpekler, kediler, keçiler, tavuklar ve eşekler de mi günahkardı, putlara tapıyorlardı? Çünkü katliamda canlı veya cansız olan her şeyin (evler, binalar, altyapı vs) yok edilmesi söz konusudur:

“Ve Allahın Rabbin sana teslim edeceği bütün milletleri bitireceksin ve gözlerin onlara acımayacak. (…) O şehirde yaşayanları mutlaka kılıçtan geçireceksin, onu ve onda olan her şeyi, ve hayvanlarını tamamen yok edeceksin.” (Tesniye 7:16; 13:15) 

Ancak, ele geçirdikleri  ganimetleri kendilerine ayırırlar, tıpkı bugün ABD’nin Irak petrolünü kendine ayırdığı gibi: “Ancak altını ve gümüşü, tunç ve demir eşyayı RAB’bin Tapınağı’nın hazinesine koydular.” (Yeşu 6: 24)

Eriha katliamından sonra aynı şekilde Ay kenti de yok edilir: “Bütün İsrail Ay kentine döndü ve ahalinin hepsini kılıçtan geçirdiler ve o gün erkeklerden ve kadınlardan öldürülenlerin hepsi onikibin kişiydi.” (Yeşu 8:24-26) Katliam bu kadarla bitmez: bölgedeki tüm kentler teker teker yok edilir ve tüm Filistin işgal edilene kadar, ta Gazze’ye kadar sivil halkın katliamı devam eder. Tevrat’tan okumaya devam ediyoruz:

 “Ve Yeşu o günde Makeda’yı aldı onları ve onda olan tüm canları yok etti, artakalan kimse bırakmadı. Ve Yeşu ve kendisiyle beraber tüm İsrail Makkeda’dan Libna’ya geçti ve Libna’ya karşı cenk etti onları ve onda olan tüm canları yok etti, artakalan kimse bırakmadı.(…)

Ve Yeşu ve kendisiyle beraber tüm İsrail Libna’dan Lakiş’e geçti ve Lakiş’e karşı cenk etti onları ve onda olan tüm canları yok etti, artakalan kimse bırakmadı.

Ve Yeşu ve kendisiyle beraber tüm İsrail Lakiş’ten Eglon’a geçti ve ona karşı cenk etti onları ve onda olan tüm canları yok etti, artakalan kimse bırakmadı.

Ve Yeşu ve kendisiyle beraber tüm İsrail Eglon’dan Hebron’a çıktı ve Hebron’un tüm kentlerini ve oradaki tüm canları yok etti, artakalan kimse bırakmadı.

Ve Yeşu ve kendisiyle beraber tüm İsrail Debir’e döndü  ve tüm kentlerini ve oradaki tüm canları yok etti, artakalan kimse bırakmadı.

Ve Yeşu tüm diyarı, dağlık bölgeyi, güneyi, Şefela’yı ve yamaçları ve tüm kralları vurdu İsrail’in Allahı Rabbin emrettiği artakalan kimse bırakmadı ve tüm nefes sahiplerini yok etti. Ve Gazze’ye kadar, ve Gibeon’a kadar tüm Goşen diyarını vurdu.” (Yeşu 10: 28-41den kısaltılarak alınmıştır)

Yani sen Yahudi soyundan gelmeyen insanları, kenttekilerin hepsini, kundaktaki bebeleri, çocukları, kızları, kadınları acımasızca öldür, eşekleri, tavukları ve inekleri boğazla ondan sonra ben bunu Tanrı adına yaptım de.  Faturayı da Tanrıya kes! Tevrat’a göre vaat edilen diyarın fethi sırasında  31 kent ve yerleşim yeri tamamen yağmalanmış, imha ve tahrip edilmiştir. Öldürülen insanların sayısı tahminen 300.000 den fazladır. Bu soykırım değilse o halde nedir?

VAAT EDİLEN TOPRAKLARIN PAYLAŞIMI

Ancak, tüm saldırılarına rağmen İsrailoğulları yine de vaat edilen toprakların tamamını işgal edemez, mülk olarak fethedilecek pek çok yer kalır. Liderleri Yeşu da sonunda yaşlanır: “Ve Yeşu kocamış ve yaşta ilerlemişti: ve Rab ona dedi: sen kocadın ve yaşta ilerledin ve mülk alınacak pek çok yer kaldı.” (Yeşu 13: 1)

Neymiş bu yerler? Tevrat’tan okuyalım: “Kalan yerler şunlardır: Tüm Filistiler bölgesi, (…) Gazze, Aşdod, Aşkelon, Gat, Ekron, (…) gün doğusuna doğru Lübnan’ın tamamı ve Sayda.” (Yeşu 13: 3-7) Tevrat’ta “vaat edilen diyar”  kapsamında olan  tüm bu kentler ve ülkeler bugün de aynen mevcuttur! Sadece Ekron/Latrun, Sayda/Sidon olarak isim değiştirmiştir.

Henüz işgal edilemeyen bu yerlerin dışında kalan topraklar Şilo kentinde yapılan bir toplantıda İsrailoğullarına kura ile dağıtılır. Tabi o devirde noter olmadığı için  arazilerin, köylerin, kentlerin paylaşımı haham (kahin) huzurunda ve Rabbin gözü önünde  yapılır. Yani toplu konut uygulamasının ilk örneğini de burada görmüş oluyoruz:

“Şilo’da, Rabbin önünde, toplanma çadırı kapısında, kahin Eliyezer ve Nun oğlu Yeşu’nun ve İsrailoğulları boylarının atalar evi başlarının kura ile böldükleri miras budur. Ve diyarı paylaşmayı bitirdiler.” (Yeşu 19:51)

Yeşu burada bir nutuk çekerek İsrail’in zaferlerini över, ve bölgedeki “tüm milletleri kırmış olduğundan” söz eder:  “İşte Erden (Şeria) ırmağından batıya doğru büyük denize (Akdeniz) kadar kırmış olduğum tüm milletlerin arazileri ile  geriye kalan milletlerin arazilerini boylarınız için miras olarak kurayla böldüm. (…) ve Allahınız Rabbin size söylediği gibi onların ülkesini mülk edineceksiniz” (Yeşu 23: 4-5).  İmdi ben dikkatinizi  “kırmış olduğum tüm milletler” tümcesine çekmek isterim. Bu “milletkırım” operasyonu “soykırım” değilse o halde nedir?

Yeşu nutkuna devamen  ahalisi katledilmiş bomboş kalan diyarı, başkaları tarafından inşa edilmiş kentleri, bina, bağ, bahçe, zeytinlikleri İsrailoğullarının “miras” olarak aldığını vurgular:  “Ve üzerinde işlemediğiniz bir ülkeyi, ve bina etmediğiniz kentleri size verdim, ve onlarda oturuyorsunuz, kendi dikmediğiniz bağlardan ve zeytinliklerden yiyorsunuz.” (Yeşu 24: 13)

KİMDİR BU YEŞU ?

Yeşu Yahudilerin gözünde Musa’ya eşdeğer bir peygamber olarak kabul görmese de hem bir lider, hem de askeri bir komutandır. Vaat edilen diyarın fethedilmesinde büyük rol oynamıştır! İyi de Musa’nın emri ve vasiyetiyle bu kadar katliam yapan bu Yeşu denen adamın Sırp kasabı Radovan Miloseviç’ten ne farkı var? Veya Kazıklı Voyvoda’dan? Veya Neron’dan? Veya bebek katili terörist Apo’dan? Usame Bin Ladin’den? Hiroşima ve Nagazaki’deki putperest (!) Japonları atom bombasıyla yok eden zihniyet ile Yeşu gibi insanlar yetiştiren zihniyet arasında ne fark var?

Bugün modern Yeşular aynı gaddarlıkla Gazze’de, Filistin’de, Lübnan’da katliam yapmayı sürdürüyorlar, ve savaşı genişletmenin planlarını yapıyorlar! Ve kendilerine  Yeşu’yu örnek alıyorlar! Yani şu Yeşu denen adam ne kadar da becerikliymiş: Musa’nın yaveri, İsrail’in lideri, ordu komutanı, tapu müdürü, hakim, peygamber, kahraman, savaşçı…. Bir çok Hristiyan da bu ismi iftiharla çocuklarına vermektedir…. (Josuah/Coşua, Jose/Hoze)  Yeşu’ya bu kadar paye yetmez mi? Yetmez!

“Musa, Ulus Yaratan Peygamber” adlı anı romanında Musa’yı göklere çıkaran Yahudi asıllı Fransız yazar Gerald Messadié Tevrat’taki bu dehşet verici soykırımlar karşısında  Tesniye 34:12 ye gönderme yaparak Musa’nın bu korkunç soykırım emirlerini verdiğini kabul edemediğini ve bu olayları bu nedenle kitabına almadığını belirtir! Yine devamen yüce Tanrının böyle soykırımlar için emir vermiş ve İsraillileri insan eti yiyen canavarlar haline getirmekle tehdit ettiğini de kabul edemez. İşte bakın Messadié ne demiş:

“Musa’nın sınırsız şefkatine ve yüce gönüllülüğüne inanıyorum; onun Pentateuhos’ta [1] anlatılan korkunç soykırımların emrini verdiğini kabul edemem (Tesniye XXXIV 12) bu nedenle onları kitabıma almadım. Ayrıca yüce Tanrının böyle soykırımlar için emir vermiş ve İsraillileri yamyamlıkla tehdit etmiş olmasını da kabul edemem” [2]

Yamyamlıkla ilgili Tesniye 28:53-54te “Ve düşmanların seni sıkıştıracağı kuşatmada ve sıkıntıda bedeninin semeresini, Allahın Rabbin sana verdiği oğullarının ve kızlarının etini yiyeceksin.” diye İsrail hakkında tehdit bir kehanet vardır.  Demek ki, Messadié işine geldiği şekilde davranıyor. Gerçekler onun için önemli değil. O halde, önemli olan göz boyamak, gerçekleri çarpıtmak ve insanlığı kandırmayı sürdürmek olmalı herhalde. Gerçekleri yadsımakla, hatta Tevrat’ta yazanları yok saymakla bir noktaya varılamaz.  Yoksa acaba Messadié de bizim İslamcılar gibi Tevrat muharreftir mi demek istiyor?

Kuşkusuz, Tanrı’nın vahşete, soykırıma veya teröre onay vermesi mümkün değildir. Yeşu’yu peygamber olarak kabul etmek affedilmez bir yanılgı, gaflet, büyük bir utanç, dinsel bir skandal ve Tanrı’ya hakarettir. Tanrı kuşkusuz ve tartışılmaz bir şekilde bu gibi şeylerden münezzehtir (beridir, uzaktır).

           Binlerce insanın, masum bebek ve çocuğun kanı üzerinde kalmış olan ve “tüm milletleri kırdığını” Tevrat’ta iftiharla açıklayan bu İsrail kasabının İslam dininde “Hz Yuşa” adıyla onurlandırılmasına ne diyeceğiz peki? Yeşu’nun “Yuşa Hazretleri” olarak sanki çok değerli bir peygamber gibi İslam’da kabul görmesi  ise dinsel skandalın başka traji-komik bir boyutudur.  Bizim şaşkın, basiretsiz ve körkütük cahil ulema/din adamları, Tevrat’ta adı geçiyor diye, bir çok İsrailli savaşçıyı, komutanı, askeri ve   kralı, kulaktan dolma bilgilerle, peygamber olarak kabul edip  onlara Yahudilerden fazla payeler vermiştir!  Güler misin, ağlar mısın?

            Keza gerek Tevrat gerekse İncil açısından “Hz Davut” ve “Hz Süleyman” olarak bilinen   kişiler de kesinlikle peygamber değil ancak Tevrat’ta adı geçen iki ünlü İsrail kralıdır. İlahiyat fakülteleri kürsülerinde yan gelip yatan ahkam kesen profesörlerimiz “misvak, domuz yağı, cinsel ilişkiyle oruç açma, hijyenik galoş” gibi konular yerine biraz da bu işlere baksalar nasıl olur acaba?

Günümüzün çağdaş Yeşularının örnek aldığı bu binlerce sivil, bebek ve çocuk  katili Yeşu’nun “Yûşâ Aleyhisselâm” olarak yüceltilmesi, payelendirilmesi, kahramanlıklarının (!) övülmesi, Beykoz’da Yuşa Tepesinde olduğu sanılan türbesinin ziyaret edilmesi, mum yakılması, adak adanmasına ne demeli artık bilemiyorum. Pes diyorum… İsrail’i, ABD’yi anlıyorum da bizim şaşkınlığımızı, ulemayı, anlı şanlı İslam alimlerimizi, profesörlerimizi anlayamıyorum…!

İmdi, İsrail’in günümüzde yaptığı soykırım ve orantısız güç kullanımınının benzerini  stratejik hiçbir önemi olmayan savunmasız iki kenti, Hiroşima ve Nagazaki’yi  atom bombasıyla 1945 yılında yok eden ABD yapmıştır. ABD aynı katliam ve vahşeti 1960lı yıllarda Vietnam’da da göstermiştir. Şu an Irak’ta da göstermektedir. Kadınları, çocukları öldüren ve bunlara tecavüz ederken videoya kaydeden amerikan askerlerine göstermelik cezalar verilmektedir. Soykırım emirleri din kitaplarına varıncaya kadar bilinçaltlarına, ruhlarına, genlerine ve kromozomlarına kazınmış olanların çocukları ve böyle bir kültürün mirasçıları Türkiye’yi hangi hakla soykırım yapmakla suçladıklarının hesabını vermek zorundadırlar.


    

[1] Tevrat’ın ilk beş kitabına verilen isim, Pentateuque)
[2]  Musa, Ulus Yaratan Peygamber, Gerald Messadié, II Cilt, Doğan Kitapçılık A.Ş. 4.baskı temmuz 1999, s: 314

6 Görüş »

  • Yörük dedi ki:

    Öncelikle böyle bir konuyu yazmış olmaznıdan çok mutluluk durduğumu bilmenizi isterim, son zamanlarda yahudi düşüncelerini ayrıntılı olarak incelemekte siyonizm, israel, ve yahudilik ile ilgili araştırma yapmaktayım bu yazı benim bilgi haznemi biraz daha geliştirdi.

    teşekkürler…

  • Guardian dedi ki:

    Öncelikle böyle akıcı bir dilde görüşlerinizi belirterek beni aydınlattığınız için teşekkür ederim.

    Konuyu gerçekten çok güzel bağlamışsınız, bulunduğum üniversitede bilinçsiz ilahiyat profesörleri “en az 3 çocuk yapın” gibi insanların özel hayatları konusuna da giren durumlar adına resmen vaaz vereceklerine bu tip derin konulara kafa yormayı zor buluyorlar malesef.

    Görsünlerde utansınlar, başka birşey diyemiyorum.

  • fizikci dedi ki:

    Hulki Bey,

    Kuran’ın yahudilere sıkça referans vermesi işte yahudilerin bu yazıda anlattığınız davranışlarını kınamak içindir. Kuran yahudileri tümüyle lanetlemez, bu tarz davranışları ve bunları yapanları lanetler. Bütün yahudilerin kötü olmadığını, iyi yahudilerin olduğunu da belirtir.

    Ve bunu yapmakta ne kadar haklı olduğunu bu yazınız bize gösteriyor.

    Bu yazınızdan dolayı size antisemitist diyemeyeceğimiz gibi Kuran’a da antisemitist diyemeyiz.

    Not: En son yayınlanan Antisemitizm ve İslam yazınızdan dolayı bu notu düştüm.

  • Hulki Can (author) dedi ki:

    İsrail’in Gazze’de yapmış olduğu soykırım dünyada antisemitizmin hızla gelişmesine yol açacaktır. İsrail süper güç ABD’ye güveniyor. ABD arkamda olduğu müddetçe ben vaat edilen toprakları -daha önce yaptığım gibi- orada yaşayan insanları yok ederek geri alırım ve Üçüncü Tapınağı da Yeruşalim’e inşa ederim, diye düşünüyor.

    İlk tapınak inşa edildiğinde İsrail’in bir koruyucusu yoktu. Nitekim o zamanki süper güç Babilliler Yeruşalimi ve tapınağı yakıp yıktılar. Çoğu katledildi. Babil’e sürgüne gittiler. Yüzyıllar sonra süper güç Roma’nın desteğini alan İsrail kralı Herod zamanında İkinci tapınak eskisinden çok daha görkemli şekilde inşa edilip tamamlandı. (MS 30 yılları).

    Ancak, İsrailliler süper güç Roma’ya ayaklanma başlatınca, MS 70 yılında Roma lejyonları Yeruşalimi tekrar yakıp yıktılar. Büyük bir kırım yaşandı. Hayatta kalanlar sürgüne gitti ve tapınaktan geriye bir tek “Ağlama Duvarı” kaldı.

    Tapınağın olduğu yere Mescidi Aksa ile Kubbetüs Sahra yapıldı. Şimdi İsrail’in nihai hedefi bu yapıları bir bahaneyle yıkarak tekrar oraya üçüncü mabedi inşa etmek. Böylece “Tapınakçılar”ın masonik hayali de gerçekleşmiş olacak.

    Buna eskisinden daha çok inanıyorlar ve tüm İsrailli siyasetçiler bundan nemalanmak istiyor. Çünkü bu kez onları koruyan süper bir güç, ve hatta AB ülkeleri de var. Üçüncü tapınağın yapılmasını hangi güç engelleyebilir ? İran mı?

    “National Geographic Türkiye” 2008 aralık sayısı kapak konusu “Kudüs Kutsal Kent Nasıl İnşa Edildi?” bu konuyu gündeme taşımış. Dergi ekinde sunulan dev resim ve haritada birinci, ikinci tapınağın temsili resimleri, Kudüs’ün bugünkü durumu ve Filistin bölgesi gösteriliyor. Bunlar kamuoyunu hazırlanma, ısındırma ve alıştırma taktikleri. Şöyle yazmışlar:

    “Ağlama Duvarı her gün Yahudilerle dolup taşıyor. Aralarında, dualarına tapınak restorasyonunu dahil eden siyah giysili Ortodokslar da var.” (s:92)

    Yani, tapınağın yeniden yapımı söz konusu… Bebek İsa’yı öldürtmek amacıyla Beytlehem’deki tüm yeni doğmuş bebekleri katlettiren İsrail kralı Herod “bu suç konusunda neredeyse kesin olarak masum” diye savunuluyor. (s: 96, 98). Ama öte yandan “Herod’un zalim ve paranoyak yönünü”nden söz ediliyor. (s: 102)

    Fırtına eken kasırga biçer. Yahudiler şunu unutmasın: Her tapınak inşasından sonra başlarına büyük felaketler gelmiştir. Tevrat’ta yazıyor: “Gökler tahtım, yeryüzü ayaklarım altında basamaktır. Siz bana nasıl bir ev yaparsınız?”

    Avrupa’da artık “Yahudilere soykırım yapılmamıştır” demek kanunen suç. Bazı ülkelerde ise “Ermenilere soykırım yapılmamıştır” demek kanunen suç. Ağır para ve hapis cezası var. Bu düşünce yanlış olsa neden bu suç sayılıyor? Yanlış şeyler söyledi diye bir insana ceza verilmez. Doğru söyleyen dokuz köyden kovulur. O halde, holocaust abartılıyor mu ? Yoksa Avrupa farkına varamadığı bir Ortaçağ karanlığına yeniden mi sürükleniyor. Çünkü Galile zamanında da “dünya yuvarlaktır” demek suçtu.

    Bazı tarihçiler ve araştırmacılar soykırım rakamlarının abartıldığı ölen 6 milyon kişinin hepsinin Yahudi olmadığını söylüyor. Ama artık onlar da susacak ya da hapsi boylayacaklar.

    Ülkemizde Türk enteligentsia’sı yok ediliyor, sindiriliyor, Ergenekon bahanesiyle evlere baskınlar düzenlenerek, kapılar kırılarak, eşyalar darmadağın edilerek sorgusuz sualsiz insanlar göz altına alınıyor. Amaç, Baykal’ın dediği gibi cumhuriyetle hesaplaşmak, intikam almak olabilir. Ama, bence asıl amaç orduyu darbe yapmaya zorlamak. Bu şekilde demokrasiyi rafa kaldırıp toplumu iyice sindirmek, susturmak, yükselen antisemitizmi bastırmak, ondan sonra da güney komşumuz ABD’nin önderliğinde bir bahaneyle İran’a saldırmak. Çünkü şu an için İsrail için en büyük tehdit İran.

  • ebuzer dedi ki:

    Kutlu şehir Kudüs kurulduğu günden buyana vahyi, ilahi tebliği ve peygamberlik müessesesini temsil etmiştir. Dolayısıyla burası kurulduğu günden beri bir İslâm şehridir. Çok sayıda peygamber hayatlarının en azından bir bölümünü bu şehirde geçirmiştir. Son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.) de miraca yükseltilirken Kudüs’e kadar getirilmiş ve oradan göklere çıkarılmıştı. Kudüs bir İslâm şehridir. Çünkü İslâm Yüce Allah’tan vahiy alan bütün peygamberlerin ortak dinidir. Kudüs de bir peygamberler şehridir. Yüce Allah bu şehrin ve onu saran toprakların kutsal olduğunu İsrâ olayıyla ilgili meşhur âyeti kerimesinde bildirmiştir. Şöyle buyuruyor Yüce Allah: “Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescidi Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa’ya yürütenin şanı pek yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir.” (İsrâ, 17/1)Kudüs; Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra olduğu sürece İslami özelliğini yitirmeyecektir. İsrail bunu bildiği için kazı çalışmalarına başladı. Selvan’da ve her yerdeki ihlallerle ordu güvenliği altında Yahudiler Kudüs’e yerleşiyor. Şeref mahallesinde büyük İsrail sinegogu yapıldı. Kudüslü olmayanların Kudüs’e girmeleri yasaklandı. Düşünün bir yaşlı Müslüman Aksa’ya girip namazını kılamamaktadır. Burada bir diaspora gerçekleştirildi gerçekleştiriliyor.Kudüs, Selahaddinleri özledi, kendisine özgürlüğü getirecek imânlı yürekleri özledi.

    Bu Ümmet bir Selahaddin daha çıkarmaya muktedirdir. Eğer ümmet bu gün böyle bir kahraman ve komutanı çıkaramazsa, Allah’ın takdir ettiği günde, Kudüs’ü kurtarana kadar gülmeyen bir Selahaddin çıkacaktır. Filistin’e, hatta bütün Müslümanlara bir Selahaddin lazım. Selahaddin’i Eyyubi Kudüs’ü Haçlılardan geri almak için namazlarını günlerce at üstünde kılmış, necis ayaklar altında çiğnenen Kudüs’ü nasıl kurtaracağını hep düşünmüş ve Kudüs’ü kurtarıncaya kadar da gülmemiştir. Ona niçin gülmüyorsun diye sorulduğunda: “Kudüs Haçlıların ayakları altında inlerken ben nasıl gülebilirim” diye cevap vermiştir.Ey Selahaddin! Kudüs’ü kurtarmak için gece gündüz at üstünden inmedin, onun uğruna gülmeyi kendine haram kıldın, günlerce at üstünde namaz kıldın. Ve sonunda Kudüs’ü Haçlılardan temizledin. Heyhat! Senden sonra necis ellerden kurtardığın o kutsal topraklara bir necis el daha uzandı. Bugün Kudüs ve halkı, lanetli Siyonistlerin ayakları altında inlemektedir. Bütün dünya Kutsal topraklara yapılan bu iğrenç saldırılar karşısında sus pus olmuştur. Diğer tarafta perişan haldeki ümmet, param parça olmuş debelenmekte… Parça parça olmuş mazlum ümmettin başındakiler, Kudüs’ten kovduğun Haçlıların çocuklarına muhtaç, aciz ve zavallı… Haçlı devletlerinin yaşam tarzlarını benimsemiş ve bu küfri yaşam biçimlerini Müslüman halklara zorla dayatmaktalar… İslami duyarlılık günden güne kaybolmakta, zavallı ümmet kurtuluş günlerini ve kurtarıcılarını beklemektedir…Kudüs özgürlüğüne kavuşacak günü sabırsızlıkla beklemektedir.Kudüs’ün ve bütün ümmetin esaretten kurtarılacağının habercisidir.

    Aziz ve Kutlu şehir Kudüs ve Mescid-i Aksa dolayısıyla Filistin kurtuluş davası, tüm İslam Âleminin davası, sembolü, izzeti ve şerefidir,ama malesef Kudüs yıllardan beridir Yahudi kavminin çirkin emellerini gerçekleştirmek için mazlum Filistin halkını topyekun kıyımdan geçirmeye çalışıyor. ne acıdırki Filistin halkı dünya tarihinde eşine çok az rastlanılan vahametli bir tablo vücuda getiren Siyonist terör devleti ile karşı karşıyadır.medeniyetin beşiği olan kutsal toprakların muhafazasının sadece Filistinliler’in omuzlarına terketmiş durumdayız. Bütün sıkıntılara meşakkatlere ve yapılan onca katliamlara rağmen izzetli ve onurlu duruşundan asla taviz vermeyen bununla beraber o kutsal mekanların muhafazası ve de İslam’ın izzeti için mücadele veren bu uğurda en Azizlerini, Aziz İslam Davası için feda etmekten asla geri durmayan ve İslam Aleminin medarı iftiharı olan Filistinli Müslüman kardeşlerimiz iki milyar İslam Aleminin gözleri önünde insafsızca, gayretsizce yalnızlığa ve çaresizliğe mahkum edilmişlerdir,oysaki Kutlu şehir Kudüs ve Mescid-i Aksa dolayısıyla Filistin kurtuluş davası, tüm İslam Âleminin davası, sembolü, izzeti ve şerefidir.Kudüs davasına bütün dünya Müslümanlarının hep birlikte sahip çıkmaları, Kudüs’ün yeniden hür ve bağımsız kimliğine kavuşabilmesi için yürütülen çabalara etkinliklere yürüyüşlere destek vermeleri gerekir. Aksi takdirde kutsal Kudüs şehrine yönelik görevlerini yerine getirmemiş olurlar.islam düşmanları ne kadar uğraşsalar da bu kutsal şehrin İslâmi kimliğini ortadan kaldıramayacaklardır. Ancak bütün dünya Müslümanlarının Kudüs’e yönelik sinsi oyunlar karşısında oldukça dikkatli ve duyarlı olmaları gerekir. Kudüs sadece Filistinlilerin değil bütün dünya Müslümanlarının ortak bir varlığıdır.siyonistler bu kutsal şehir üzerindeki hakimiyetlerinin kalıcı hale getirilmesi için yoğun bir çaba sarf ediliyor. Bu kutsal şehirle ilgili komployu başlarına geçirecek bir birliktelik lazım meydanları özgür kudus nidalarıyla inletmeliyiz.

    Kudüs, Müslümanlarındır ve Müslümanların olarak kalacaktır. Zira birçok peygamberin diyarı olan Kudüs, Müslümanların ilk kıblesi ve Peygamberimiz Hazret-i Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin miraca çıktığı Kutsi mekândır. Bu itibarla, Kudüs davası, daha açık bir ifadeyle Filistin meselesi, yalnız Filistinlilerin değil, aynı zamanda bütün Müslümanların ortak davasıdır. Artık Müslümanların bunu anlamalarının zamanı gelmiştir. Kâfirlerin güçlü ittifaklar kurup büyük federasyonlar oluşturdukları gibi, Müslümanların da ümmet bilinciyle güçlerini birleştirip küresel bir vahdet oluşturmaları yani İslam birliğini kurmanın zamanı çoktan gelmiştir.Amerika’da, İntiltere’de ve diğer batı ülkelerinde gösteriler tertipleyip polisin karşısına dikilen, bunun için kelepçe ve zincire vurulan ve bu haliyle bile hakkı haykırmaktan vazgeçmeyen şu gençlerden ders alalım biraz, islam için haykıran o gençlerden ders alalım… Kudüs gününü dünyadaki bütün müslümanların,

    hatta dünya mustaz’aflarının günü olarak kabul edilmeli ve o hassas noktadan hareketle müstekbirler ve dünyayı sömüren yamyamların karşısına dikilerek mazlumları müstekbirlerin zulümlerinden kurtarıncaya kadar ve kudüs özgürleşinceye kadar mücadeleden vazgeçmemelidirler.Kudüs Günü zulüm altında bulunan milletlerin bu zulme karşılık verme günüdür. Süper güçlere karşı… Mustaz’afların müstekbirlere karşı hazırlanıp teçhizatlanmaları ve onların burunlarını ezmeleri gereken gündür. Münafıklarla gerçek dindarlar arasında fark gözetileceği gündür. Gerçek dindarlar bu günü Kudüs günü bilir ve bu cihette gerekeni yaparlar;Kudüs günü islam günüdür; islamın ihya edilmesi, ona yeniden canlılık kazandırılması gereken gündür; islamı ihya edelim

    Kudüs üzerinde yalnız Yahudiler değil, aynı zamanda Hıristiyanlar da hak iddia ediyorlar. Bir zamanlar Avrupa Hıristiyanları, haçlı seferleriyle bunu başaramadıkları için, şimdi Yahudilerle bunun acısını Müslümanlardan çıkarmaya çalışıyorlar. Ama bilsinler ki, o gün Selahaddin’i Eyyubi’nin karşısında hezimete uğradıkları gibi, şimdiki Selahaddinler de onlara bu geçidi vermeyecektir. Eskide olduğu gibi şimdi de ittifakları işe yaramayacak ve hain emelleri kursaklarında kalacaktır. Zira artık ümmet uyanmış ve her şey gün ışığına çıkmıştır. Siyonistler ve emperyalistler bilsinler ki, biz Müslümanlar tek bir ümmetiz. Allah’ı bir, peygamberi bir, kitabı bir, dini bir ve kıblesi bir olan tek ümmetiz. Ayrı coğrafyalarda yaşıyor olmamız, ayrı bayraklara sahip olmamız ve ayrı ırklara, renklere ve dillere sahip olmamız bizim bir tek ümmet olmamıza engel değildir. Aramızdaki tel örgüler, milli sınırlar bizi birbirimizden koparmamalı, manevi bağlarımızı yok etmemelidir. Bu sebeple bizler, bütün Müslümanları Filistin davasını, bir ümmet davası olarak algılamaya ve oradaki Müslüman kardeşlerimizi gerek maddi ve gerekse manevi olarak var gücümüzle ve olan imkânlarımızla desteklemek tüm kudüs faliyetlerine katılmalı ve sesimiz kudüs teki kardeşlerimize ulaşmalı.

    ve dualarımızda şu kelimeler dökülmeli Ya Rabbena! Boynu büküklerin, yetimlerin, eli kolu kopmuş çocukların hürmetine, dökülen şehitlerin kanı hürmetine kâfir, zalim ve zorbalara fırsat verme. Onların saflarını ve ittifaklarını boz. Güçlerini darmadağın et. Müslümanlar arasındaki birlik ve beraberlik şuurunu, kardeşlik ve sorumluluk bilincini pekiştir.Ey Haram beldenin, Kâbe’nin Rabbi olan Allah’ım! İlk kıblemiz olan esir Mescidi Aksa’nın hürmetine! Filistin’de Siyonizm’in zulmü ve işgali altında inleyen, aç ve susuz bırakılan Filistinli çocuklara, yaşlılara, kadınlara ve güçsüzlere yardım et. Onları İsrail için birer ebabil eyle! Onlara en yakın bir zamanda zafer’i ihsan ederek kalplerini feraha, beldelerini özgürlüğe kavuştur.Ey lütfü ve keremi bol olan Allah’ım! İslam’ı yeryüzüne hâkim kıl, dininin sancağını yücelt, kâfirlerin bayrağını alçalt. Allah’ım! Kendi kahhar isminle Siyonist Yahudileri, emperyalist Amerika’yı ve yerli işbirlikçilerini kahru perişan et.

    Ey Aziz, Kadir ve Rahim olan Allah’ım Namazda Müslümanların saflarını birleştirdiğin gibi, meydanlarda da yüreklerini ve bileklerini birleştir. Seslerini ve nefeslerini gürleştir. Kendi aralarında sevgi ve muhabbet duygularını güçlendir. Aralarındaki ihtilafları bertaraf ederek zulme ve zorbalığa karşı tek yumruk haline getir.Ey Âlemlerin Rabbi olan Allah’ım! İzzet senindir. Güç, kuvvet kudret senin katındandır. Gücünün hakkı için Dinimizi ve mukaddesatımızı savunan İslam mücahitlerini koru. Allah’ım! Bedir’de Resulün Muhammed aleyhisselama ve onunla birlikte bulunan bir avuç müminlere yardım ettiğin gibi, Gazze’deki mücahitlere de yardımını ve nusretini gönder. Onları kendi katından göndereceğin gaybi ordularınla güçlendir. Zalimlere karşı kalplerine şecaat ve cesaret ver. Hak ve hakikat yolunda ayaklarını sabit kıl. Onları galip ve muzaffer eyle. Şüphesiz ki, duaları işiten ve icabet eden sensin. Âmin!

    Allah Tebareke ve Teala’dan İslamı bütün kesimlere ve mustaz’afları müstekbirlere üstün kılmasını dilerim

    zillet bizden uzaktır.

    ebuzer çetin

  • Hulki Can (author) dedi ki:

    Sn Ebuzer,

    Mescidi Aksa Kudüs fethedildikten sonra inşa edilmiştir. El Aksa veya Ömer Cami diye de bilinir. Halife Ömer inşa ettirmiştir. (638)

    Yani Muhammet’in ölümünden sonra.

    Oysa Miraç 621 de gerçekleştirmiştir. Bu durumda Muhammet henüz inşa edilmemiş El Aksa’ya nasıl yürüyebilir? Şöyle yazmışsınız da:

    Yüce Allah: “Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescidi Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa’ya yürütenin şanı pek yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir.” (İsrâ, 17/1)

    Bir araştırın bakalım…

Görüş belirtin!

Aşağıdaki form ile bu eleştiri hakkındaki görüşlerinizi belirtebilir ya da kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz. Ayrıca yorumlara RSS ile abone olabilirsiniz.

Yaptığınız görüşün sadece sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın.

Görüş bildirirken şu etiketlerden faydalanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>