Ana Sayfa » Bireyler ve Toplum, Dinler ve Inanç, Politika

Statüko ve Yenilik üzerine

29 Ekim 2008 7 Görüş Eleştİrmen: fizikci

Statüko ve Yenilik…

Birbirine zıt bu kavramlar tarihin her döneminde, her toplumda kendini gösterir. Çeşitli siyasi veya fikri akımlardan biri statükodan yana iken, diğeri yenilikten yanadır. Biri yenilikçilere karşı baskıdan yana iken diğeri özgürlükten yanadır.

Aslında sadece “mevcut durum” demek olan statüko bu bağlamda olumsuz bir kavramdır. Kimse bu kavramı sahiplenmek istemez. Ama eğer güce sahiplerse ve bu gücü “şimdi yeni şeyler söylemek lazım” diyenlere devretmeye yanaşmıyorlarsa ister istemez statükocu olmuş olurlar.

Mesela Hz. Muhammed bir yenilikle gelerek putları kırıp, insanları tevhid dinine davet etmek isterken, dönemin gücü elinde bulunduran kişileri buna karşı çıkmış, statükoyu savunmuşlar, baskıyla zorbalıkla özgürlükleri kısıtlamaya çalışmışlardır. Mesela kilisenin baskısı altında yaşayan Batı halkları rönesans ve reform hareketlerini gerçekleştirirken kilisenin statükocu baskıları altında Galile’yi kurban vermiş, Luther ise kafirlik damgasını yemiştir. Mesela Atatürk saltanatı kaldırıp, Cumhuriyet’i kurmak isterken statükocu ve gelenekçi olanlar buna karşı çıkmışlardır. Ama hiçbirşey vakti gelmiş bir fikirden daha güçlü değildir. (Victor Hugo) Bu yüzden statüko her zaman yenilik karşısında kaybetmek zorundadır.

Tarihteki statükocular ve yenilikçilerin örneklerini çoğaltmak mümkün. Önemli olan yaşadığımız çağda ve yaşadığımız toplumda bunun neye karşılık geldiğini idrak edebilmektir. Türkiye şu an iki siyasi ve fikri akım arasında ikiye bölünmüş durumda. Bir tarafta laikçi ve ulusalcılar var. Diğer tarafta ise liberaller, ikinci cumhuriyetçiler ve dindarlar. Gündemimizi genellikle bu iki grubun tartışmaları, çekişmeleri dolduruyor.

Acaba bu iki gruptan hangisi statükoyu, hangisi yeniliği temsil ediyor? Hangisi baskıdan, hangisi özgürlükten yana? Uzun süredir merkeze hakim olan, gücü elinde bulunduran ve bu gücü çevreye devretmek istemeyen hangi taraf? Yeni fikirlere ve yeniliklere karşı direnen gelenekçiler kim?

Bu soruların cevabını verebilmek için gündemdeki olaylara ve tarafların bu olaylara verdiği tepkilere bakmalıyız. Ancak bu şekilde hangi tarafın neyi temsil ettiği hakkında sağlıklı karar verebiliriz.

1. Başörtüsü veya türban meselesi:

Bu meselede statükodan yana olanlar yasağın devam etmesini isteyenlerdir. Bu statükocu görüntüden kurtulmak için çeşitli bahaneler uydururlar. Siyasal simgedir o yüzden yasaklıyoruz, zorla örtünüyorlar biz onları özgürleştiriyoruz, vs.. Bunların hepsi ne yazık ki durumu kurtarmak için üretilmiş safsatalardır. Gerçek durum ise başını örterek okumak isteyen kız öğrencidir. Bu konuda ulusalcılar özgürlüğe karşı olduklarını açıkça göstermektedirler.

2. Laiklik meselesi:

Laikliği “kamusal alanda dini yaşamın yasaklanması” olarak görenler statükocu olanları temsil etmektedirler. Cumhurbaşkanlığı köşkünde eşi başörtülü birini görmeyi hazmedemeyenler, eşi başörtülü diye bir insanı Merkez Bankası başkanlığına yakıştıramayanlar, yani ulusalcı ve laikçi grup burada da kendini ele vermektedir. Oysa laiklik devlet yönetiminin bir dinin veya ideolojinin denetiminde olmamasıdır. Dolayısıyla laiklik insanla değil devletle ilgili bir konudur. Zaten din de devletle değil insanla ilgili bir konudur. Yani eşi veya kendisi başörtülü olan bir insan başbakan da cumhurbaşkanı da olabilir. Kendisinin bir oy veya seçim hakkı vardır. Dilerse dini inancına uygun olarak bu hakkını kullanabilir. Ama zorbalıkla kendi inancını tahkim etmeye hakkı yoktur. Laiklik aslında budur. Dünyanın bütün gelişmiş demokrasilerinde de bu şekildedir.

3. Atatürk meselesi:

Atatürkçülüğü bir baskı ve zorbalık aracı olarak kullanmak gelenekçi bir yaklaşımın işaretidir. Bunun en somut örneğini geçtiğimiz yıllarda Prof. Dr. Atila Yayla olayında görmüştük. Kendisi bir panelde Kemalizm’i eleştirmişti. İfade özgürlüğü nedeniyle buna kimse bir şey diyemezdi. Ama statüko, liberal ve yenilikçi Atilla Yayla’yı bir şekilde Atatürk düşmanı göstermeye ve üniversiteden aforoz etmeye karar vermişti. Çok geçmeden Yeni Asır gazetesi Atilla Yayla’yı manşetten hain ilan etti. Ardından Atatürkçü(!) rektör Kadri Yamaç, Atilla Yayla’nın üniversitede ders vermesini yasakladı.

Yenilikçilerle gelenekçileri ayırt etmenin bir diğer yolu da söylemlerine bakmaktır.

1. Yenilikçi mevcut durumdan şikayetçidir, baskı altında olduğu için “daha çok özgürlük” talep eder. Statüko ise rejimi korumaktan, yenilikçilerin rejimi yıkmaya çalıştığından dem vurur. Bu anlamda liberaller ve ikinci cumhuriyetçiler yenilikçidir.

2. Statüko rejimi korumanın elzem olduğunu isbat etmek için bir takım tehlikelerden söz eder durur: İrtica tehlikesi, AB ve ABD tarafından sömürgeleştirilme tehlikesi, vatanın bölüneceği tehlikesi… Yenilikçi ise bütün bunların “korkut-yönet” stratejisi olduğunu, statükonun tek korkusunun imtiyazlarını kaybetmek olduğunu ifade eder.

3. Statükocu demokratikleşmeyi tehlikeli bulur. Çünkü demokrasi ne kadar düzgün işletilirse yenilikçiler bundan o kadar kârlı çıkacaktır. Statükocu için ifade özgürlüğü bile bölücülüktür.

Sonuç:

Statüko küçük ve elit bir kesimin arzusuyla ayakta durur. Bu kesimin maddi gücü, nüfuzu çok olabilir ama nihayetinde azınlıktırlar. Maddi güçlerini ve nüfuzlarını statükoyu muhafaza etmek için kullanırlar. Yeraltı örgütleri kurarlar, tehdit ve şantaj en tehlikeli silahlarıdır. Propoganda yaparlar, milletçe kutsal görülen “şehitlik”, “milliyetçilik” gibi kavramları kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışırlar.

Dünya görüşümüz ne olursa olsun, bize hiçbir faydası olmayan aksine sürekli zarar veren statükocu anlayışa kapılarımızı kapatmalıyız. Hamasi söylemlerden, kıymeti kendinden menkul iddialardan uzak durmalıyız. En önemlisi okumalı, etrafımızda dönen olayları anlamlandırmaya çalışmalıyız. Eğer bunu yapamıyorsak bizden hiç bir menfaat beklemeyen, dünyaya tamah etmeyen akıllı insanların görüşlerini dinlemeliyiz.

7 Görüş »

  • Volkan Çınar dedi ki:

    Yenilikçi olarak anlattığınız olayların tümü aslında “çıkarcılık” meselesinden başka bir şey değil. Tıpkı R.T.Erdoğan’ın zamanında demokrasiyi bir tren olarak gördüğü gibi sizde işinize gelen şeyleri çekip ismine yenilikçilik diyorsunuz. Tıpkı yüz yıllardır liberallerin muhafazakarlık ve sosyalizmi harmanyalıp çıkarları söz konusu olunca özgürlükçü olması gibi.

    Goethe’nin şöyle bir sözü var;

    “Hakiki liberallik, karşındakinin hakkını vermektir.”

    Karşınızdakinin hakkını verdiğiniz zaman yenilikçi olursunuz. O zamana kadar “mevcut durum”da devam.

  • fizikci (author) dedi ki:

    Volkan Bey,

    Karşınızdakinin hakkını verdiğiniz zaman yenilikçi olursunuz. O zamana kadar “mevcut durum”da devam.

    Goethe’yi anlıyorum ama siz “karşınızdakinin hakkı” derken neyi kastettiniz anlamadım. “Bu ülkede hakkı yenen insanlar var, bu zavallılar işte şu gariban statükocular” mı demek istiyorsunuz? Yapmayın Allah aşkına.. Sizin onlardan biri olmadığınızdan eminim, o yüzden lütfen bana onları savunmayın.

    Ha eğer babanız ya da siz Ata mirası İş Bankası’nda çalışıyorsanız, benzerlerinizden on kat daha iyi maaşınız varsa, hatta hiç çalışmadan ay sonu bankadan maaşını çekebilen imtiyazlılardansanız o zaman statükoyu savunun dilediğiniz kadar.

    Liberal düşünceler (minimalist devlet, serbest piyasa, rekabet) sadece “mevcut durum”dan memnun olanları korkutur. Mesela CHP çevresi genellikle memur ve bürokrattır. Tek Parti dönemi onların babalarına bu imtiyazı vermiştir. O yüzden ölümüne CHPlidirler. Statükodan fevkalade memnundurlar, kılına zarar gelmesine razı olmazlar.

    Statüko aslında genel olarak DEMOKRASİden korkar. Çünkü tüm yeni fikirlere bağrını açan rekabet hakkı tanıyan sistem demokrasidir. CHP’nin altı oku arasında demokrasinin olmaması da bu bağlamda çok manidardır.

    Statüko’dan hiç bir menfaati olmamasına rağmen statükoyu savunanların derdi “korkutulmuşlardır ve kandırılmış” olmalarıdır. Neyle korkutulurlar? Bildiniz, irtica ile vatanın bölüneceği tehlikesiyle, vs vs.. Peki kim korkutur bunları? Yine bildiniz, statükoyu savunanlar elbet. Mesela Cumhuriyet Gazetesi manşet atar “Tehlikenin farkında mısınız” diye. Ne tehlikesi Allah aşkına ya? Daha dün Cumh. Bayramı kutlamalarını izledim. Havayi fişekler, muazzam bir kalabalık, ıslıklar, alkışlar.. Müthiş bir organizasyon.. Hiç Cumh. Bayramının böyle kutlandığı bir ülkede Cumhuriyet tehlikede olur mu? Bu nasıl bir idraksizliktir.. Ne kolay bir aldanmadır anlamak mümkün değil.

    Vazgeçtim daha uzatmıyorum lafı..

  • Erhan Gocmen dedi ki:

    Statuko - Yenilikcilik celiskisi turban meselesi,Laiklik ve Ataturk ekseninde degerlendirilmis.Turbanin kamusal alanda yasaklanmasina, laiklige ve Ataturkculuk’ e taraf olanlar statukocu; bunun tersi tavir alanlar da yenilikci kabul edilmis.

    Kavramlari soyut varliklari uzerinden degerledirdigimizde cikarilan sonuclar da soyut kalir ve kafa karistirir.

    Turban meselesinin ozunde soz konusu olan kadinin basini kapatmasidir.Bir cinsin, cinsiyle alakali bir uzvunun, saclarinin mesela, kapatilmasi…Bildigim kadariyla bu dinsel bir dogmadir, dayatmadir.”Din kapanmayi emreder.” Erkek kapanmaz ornegin.Bu bir esitsizliktir ve esitligin olmadigi yerde ozgurluk gecerli olamaz! Kadinin erkek karsisinda adaletsizce, cinsiyet ayrimciligina maruz kalarak kapanmasidir soz konusu olan. Ben “yenilikciligin” ya da “ozgurlugun” bunun neresinde oldugunu gercekten merak ediyorum.

    Laiklik,demokrasi gibi, cagimizda modern yasamin olmazsa olmazlarindan biridir.Bu evrensel bir doktrindir fakat yerel baglamda her ulkede farkli uygulamalari olmasi normaldir. Cagdas ulkelerde, cagdas yasami ayakta tutabilmek, surdurebilmek icin kurallar olmasi kacinilmazdir.Bu kurallar cagdas yasamin yasanabilmesi icin olmazsa olmazdir ve cagdas yasamin kendisini koruyabilmesi icin uretilmislerdir. Cagdas yasam, insanin yasamini yasanabilir kilmasi, yasam standardinin surekli yukseltilmesi, bilim, teknoloji gibi konulari da kapsayan cok genis anlamli bir kavramdir. Kendi icinde surekli yeniligi zaten dogasi geregi barindirir.Gorulecegi uzere cagdas yasamin, onun temel unsurlarindan biri olan laikligin tarafi olmak statukoculuk degil tam tersi yenilikciligin taraftari olmak demektir.

    Yukarida bahsettigim gibi cagdas yasam evrensel bir konu olmakla birlikte yerel doktrinleri vardir. Ataturkculuk de ogretileri ve doktrinleriyle ( halkcilik, cagdaslik, sosyal devlet vs gibi) cagdas yasamin yerel yansimalarindan biridir. Laiklik ile ilgili yukarida yapilan yorumlarin tamami Ataturkculuk icin de gecerlidir.

    Butun bunlarin isiginda kavramlar soyut olarak degil, kabaca - yukarida yapildigi gibi- icleri doldurularak, anlamlariyla birlikte degerlendirildiginde, neyin tarafinda olmak statukoculuk, neyin tarafin tarafinda olmak yenilikcilik anlamina gelir daha kolay anlasilacaktir.

  • fizikci (author) dedi ki:

    Erhan Bey,

    Sizin ve benzerlerinizin en önemli problemi “sürekli karşınızdakini tanımlamaya çalışmanız”dır. Başını örten kızın bunu kendi hür iradesiyle yaptığını kabul etmiyorsunuz. Ama o kızı da dinlemiyorsunuz. Kızcağız ben bunun dinimin emri olduğuna inanıyorum diyor, onun bu inancını yasaklamaya ne hakkınız var?

    İkincisi “çağdaş yaşam” dediğiniz şey. Bu nedir Allah aşkına? Laikçi çevrelerde artık din gibi birşey oldu bu. Hepimiz aynı çağda yaşıyoruz. Siz hangi çağda yaşıyorsunuz? Bu çağda yaşayan insanların kimi ateist, kimi türbanlı, kimi eşcinsel, kimi satanist. Demokrasi bu insanların özgürce birarada yaşamasının teminatıdır. Çağdaş yaşam ise “hayır” diyor “türbanlılar bu çağda yaşayamaz, üniversite gibi çağdam yaşam’ın mabedlerine girmeleri dahi kabul edilemez!” Bu sizin “çağdam yaşam” isimli dininiz gördüğüm en bağnaz din. Diğer dinler farklı inançlara müsamaha gösterirken, çağdaş yaşam dini direk yasaklamayı tercih ediyor.

    Bu bağnaz dinin ne laiklikle ne demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktur. Kemalizmle ilgili olabilir ancak. Atatürk’ten değil CHP kemalizminden bahsediyorum.

    Butun bunlarin isiginda kavramlar soyut olarak degil, kabaca - yukarida yapildigi gibi- icleri doldurularak, anlamlariyla birlikte degerlendirildiginde, neyin tarafinda olmak statukoculuk, neyin tarafin tarafinda olmak yenilikcilik anlamina gelir daha kolay anlasilacaktir.

    Sizin “çağdam yaşam” kavramınızdan daha soyut ne olabilir?

    Çağdaş yaşamcı kemalistler şu an çağın en gerisinde kalmış insanlardır. Birincisi dayatmacıdırlar. Kendi dünya görüşünü zorla benimsetmeye çalışırlar. Modern dünyada bu en büyük gerilik sebebi sayılır. İkincisi ne ekonomide, ne kültürde hiç bir faaliyetleri yoktur. Ekonomileri bürokrasi ile gelen hazır yemecilik, kültürleri hakaretamiz proogandalardan ibarettir. Mesela gerici olarak gördükleri küfretmeden duramadıkları Gülen Hareketi dünyanın dört bir tarafına okullar açarken, dünya çapında oluşturduğu ekonomi dinamiğini Anodolu esnafının istifadesine sunup onları küresel oyuncu haline getirirken kemalistler bu konularda çok aciz, çaresiz kalmışlardır.

    Görünen köy kılavuz istemez. Bu gidişle Kemalizm çağdaş yaşam gibi tabularıyla birlikte tarihin karanlıklarına gömülecektir. Atatürk için de en hayırlı şey bu olacaktır. Can Dündar’ın belgeseli de Atatürk’ü kemalistlerin tekelinden kurtarmak için yapılmadı mı?

  • gülden dedi ki:

    şimdi ben islam dininin ipliğini pazara çıkarsam ben yenilikçi siz statükocu olursunuz.

  • fizikci (author) dedi ki:

    İslam dininin ipliğini pazara çıkarmak??? Fikirlerin ipliği pazara çıkarılmaz Gülden hanım, pratiklerin, insanların uygulamalarının ipliği pazara çıkartılabilir.

  • ahmet tan yüceller dedi ki:

    Gerici düşünenlere ve ülkeyi geri götürmeye çalışanlara taraf gazetesine tebrikler…
    Biraz düşünebilen herkesin anlayabileceği kadar açık şekilde ordu laiklik Cumhuriyet karşıtı, gerici cemaat zihniyetiz ve inanılmaz Akp taraftarlığınız (adı üstünde taraf gazetesi) için tebrikler! Paranızı nereden aldığınızı düşündükçe,herşey paramı lafını çalışanlarınızın maalesef nefsine yedirme kabiliyetine tebrikler. Memleketi getirmek istediğiniz hali kendinizin bile görememesine tebrikler.
    Cahillik bazen o kadar derin noktaya ulaşır ki, o kişi kendini her konuda haklı görür. Hiçbirşey bilmediği halde kendini öyle zanneder.Gözü kapalı bir kararlılık gösterir . Çalışanlarınızın geldiği tam anlamıyla budur.
    Herkes herşeyi yapamaz…Herkes mimarlıktan,estetikten anlamaz, klasik müzik dinleyemez,dinlerken sıkılır…Bunun için okumak lazımdır. Sıkılsanızda klasik müziği dinlemeniz lazımdır. Ancak bu şekilde birşeyler anlaşılabilir, ögrenilebilir.İnsanlar bunun için okurlar eğitim görürler.
    Hiçbirşey anlayamadan göremeden ,birşeyleri anladığınızı düşünüp yada düşündürülüp tüm bu öğretilerden uzak yaşamanıza tebrikler.
    En büyük sınav suç ve ceza eserindeki gibi vicdandır. Tüm çalışanlarınızında bir vicdanı olduğunu düşünerek. Er ya da geç bu kadar geriden gelmenizi ve ilerlemeye olan karanlık yüzünüzü anlayacağınızı. Tek yönlü taraflı(Gazete dediğiniz yazıların adı) bakış açınızı sebebi her ne olursa olsun, maaş,karnını doyurma veya her neyse çok geride kaldığınızı aklı başında her insan gibi açıkça görmemi sağladığınız için tebrikler.
    Para herşey değildir.Satılmış kişilikler kendilerini sonunda zavallı bir çıkmazda bulurlar.Bu yaş kişiliğin ve insanlığın oturduğu yaştır.Bu yaş herkeste farklıdır kimi için yirmi kimi için 70 olabilir. En erken zamanda bu yaşı tüm çalışanlarınızın ve başınızdaki patronlarınızında dahil ulaşabilmesi dileğiyle.
    Herkes kendini biliyor:) Kendinizi ve bilgisiz insanları daha fazla etkileyip kandırmayın.
    Doğru olan şeylerin tarafa ihtiyacı yoktur.

Görüş belirtin!

Aşağıdaki form ile bu eleştiri hakkındaki görüşlerinizi belirtebilir ya da kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz. Ayrıca yorumlara RSS ile abone olabilirsiniz.

Yaptığınız görüşün sadece sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın.

Görüş bildirirken şu etiketlerden faydalanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>