Ana Sayfa » Bireyler ve Toplum, Genel Konular, Tarihsel

Sizce hangisi? Ulu olan mı, tarihsel olan mı?

22 Ekim 2008 6 Görüş Eleştİrmen: fizikci

Türkiye’de hepimizin bildiği fakat çoğumuzun konuşmaya dahi çekindiği bir gerçek var: Bu ülkede fotoğrafı duvarlarda, paraların üzerinde yer alan, heykelleri heryerde olan, ismi bütün büyük caddelere, okullara verilmiş, tüm resmi konuşmalarda kendisinden bahsedilen, çoktan ölmüş olmasına rağmen bizi izlediğine (!) inanılan, ilkokul çocuklarına her sabah “ey bugünümüzü sağlayan” diye methiyeler söyletilen, ilkokul çocuklarının “açtığı yolda, kurduğu ülküde, gösterdiği amaçta hiç durmadan yürüyeceğine” antlar içirildiği bir lider kültü var:

Atatürk.

Biz Türkiye’de buna çok alıştık. Bize hiç garip gelmiyor. Ama yurtdışından gelen turistlere en ilginç gelen şeylerden biri bu lider kültüdür. Çünkü onların ülkelerinde de onları düşmanlardan kurtaran, devrimler yapan kendi Atatürkleri olmasına rağmen o Atatürklerin pozisyonu Türkiye’deki gibi değildir.

Aslında Türkiye’de de herkesin Atatürk’ü farklı. Kimileri “Tarihsel Atatürk”ü tanıyor, kimileriyse “Ulu Atatürk”ü.

Mustafa Akyol bir yazısında bu iki Atatürk’ü şöyle tanımlamıştı.

Ulu Atatürk:

Karanlıklar içindeki ulusunun üzerine bir güneş gibi doğmuş, denizlerden mavi gözleriyle her şeyi görüp kuşatmış, Kurtuluş Savaşı’na başka herkes hıyanet veya gaflet içinde iken tek başına önderlik etmiş, sonra mutlak doğru ilkeler üzerine sonsuza dek yaşayacak bir devlet kurmuş, tüm Türkler ve hatta Türkiye’deki farklı işkolları için ilelebed geçerli olacak nasları belirlemiş, uğruna “Kâbe Arab’ın olsun, bize Çankaya yeter” diye dizeler okunmuş bir şaşmaz-yanılmaz kurtarıcı.

Tarihsel Atatürk:

Bir Osmanlı paşası ve aydını. Kurtuluş Savaşı’na önderlik eden, ama bunun şerefini diğer pek çok “silah arkadaşı” ile -örneğin Milli Mücadele’ye kendisinden bir adım önce başlayan Kazım Karabekir ile- paylaşan bir komutan. Ülkesini ve milletini çok sevmiş, onları iyiliği için doğru bildiklerini yapmış, ama bunları yaparken kaçınılmaz olarak içinde bulunduğu devrin düşünce kalıplarından (sözgelimi pozitivizmden ve otoriter devlet anlayışından) olumlu/olumsuz etkilenmiş bir lider. Büyük dehası, cesareti, yetenekleri yanında zaafları da olan, nitekim içkiye yenik düşerek hayata gözlerini yummuş bir insanoğlu.

Bu ve benzeri bir yazıyı okuduğunda kontrolü kaybedip “bu ne cüret” diye mırıldananları bir kenara bırakırsak, sizce hangi Atatürk daha bilimsel ve daha tutarlı? Ulu olan mı, yoksa tarihsel olan mı?

6 Görüş »

  • fizikci (author) dedi ki:

    Bu yazıyı yazdıktan 7 gün sonra, yani dün, “Mustafa” isimli filmi izledim. Gerçekten Atatürk’ü geçmişte yaşamış, iyi ve kötü yönleriyle “bir insan” olarak izlemek çok güzeldi. İlk defa bir yönetmen (Can Dündar) resmi söylemin dışına çıkma cesaretini göstermiş, farklı bir belgesel hazırlamıştı. Bu yönetmenin daha önce Sarı Zeybek’i de çekmiş olmuş objektifliği konusunda şüpheleri ortadan kaldırıyor.

    Filmin sonunda Atatürk “iktidarı gökten yere indirdiklerine” dair bir konuşma yapıyordu. Fakat bence izleyenler için gökteki “Ulu Atatürk” yere inmiş “Tarihsel Atatürk” olmuştu. Karanlıktan korkan, muhalefetten korkan, ancak öğleden sonra yataktan kalkıp üç paket sigara, 15 fincan kahve ve bir büyük rakıyla kendini zehirleyen bir Atatürk.

    Bu bilgiler Atatürk’ü gözümüzden düşürür mü? Hayır. Aksine onu “put” olmaktan “insan” olma mevkisine yükseltir.

  • Guardian dedi ki:

    Bu bilgiler Atatürk’ü gözümüzden düşürür mü? Hayır. Aksine onu “put” olmaktan “insan” olma mevkisine yükseltir.

    İşte bu amaç altında karalama yapıldığı da düşünülebilir. Atatürk tabikide sonuç olarak bir insan. Hepimizin örnek alması gereken bir kişilik.

    Ve bu örnek insanın özel yaşantısının bu denli irdelenmesi beni hiç ilgilendirmiyor. İzlemeden belgeselin değerini gözümde sıfıra indirdiğini belirtebilirim.

    Atatürk’te bir insandır” mantalitesi altında Atatürk’ün halk üzerindeki değerini baltalayarak, oluşan halk direncini kırma politikası olarak özetlenebilir durum. Çünkü böyle bir projeye bu kadar yatırım yapılması ve internetten belgecell hakkında okuduğum iddialar ancak bu sonucu ortaya çıkartmaktadır.

    Atatürk’ün insan olduğunu hepimiz biliyoruz, kimse kendisinin uzaydan geldiğine inanmıyor, bana onun düşünceleri hakkında araştırmalar yapıp iddialar ortaya koymalılar, yoksa günde kaç kadeh içtiğinin hiçbir önemi yoktur. Atatürk içinde bizim günde kaç kadeh içtiğimizin öneminin olmadığı gibi…

    Sonuç olarak Atatürk’ü kullanarak Atatürk’ü karalama politası ve gereksiz bir çalışma…

  • fizikci (author) dedi ki:

    İşte bu amaç altında karalama yapıldığı da düşünülebilir. Atatürk tabikide sonuç olarak bir insan. Hepimizin örnek alması gereken bir kişilik.

    Atatürk’ün hangi özelliğini örnek almalıyız sizce? Kahve, sigara ve rakıyı abartarak kendini zehirlemesini geçiyorum. Onu kimse örnek almak istemez. Peki ya kendisini görevlendirip Anadolu’ya gönderen insanı hain ilan etmesi, silah arkadaşlarını öldürtmesi, vs.. Iıh, bunlar da iyi örnek değil.

    Geriye ne kalıyor. Üstün bir vatan ve halk sevgisi. Şüphesiz bu hepimizin örnek alması gereken güzel bir özellik. Yalnız Atatürk’ün bu özelliğinde de örnek alMAmamız gereken şeyler var. Çünkü Atatürk’ün bu sevgisi öyle aşkın ki, vatanını ve milletini başka herkesten kıskanır gibi bir hali var. Mesela Terakkiperver Cumhuriyet ve Serbest Cumhuriyet Fırkalarının vatanı sevme şekillerinden çok rahatsız oluyor. Onları da “hain kafalar” olarak ilan edip, partilerini kapattırıyor. Oysa demokratlık farklı düşüncelere yaşama izni vermesini gerektirirdi. Atatürk bunu yapmıyor. Farklı sesleri idama mahkum ediyor.

    Geriye ne kaldı? Bilimsellik. Atatürk’ün bilime duyduğu güven ve Türk milletini o yöne kanalize etmesi güzel. Ama ne yazık ki bunu da “pozitivizm” anlayışıyla yapıyor. O dönemde yaşayan tüm liderlerin yaptığı gibi… Bu çağda yaşayan insanlar olarak bizler pozitivist anlayışın ne kadar hatalı olduğunu örnekleriyle görüyoruz, biliyoruz.

    Ve bu örnek insanın özel yaşantısının bu denli irdelenmesi beni hiç ilgilendirmiyor. İzlemeden belgeselin değerini gözümde sıfıra indirdiğini belirtebilirim.

    Bence “Mustafa” belgeseli Atatürk’ün özel/genel yaşamını ayırmıyor. Atatürk’ü tüm yönleriyle anlatmaya çalışıyor. Diktatörlüğünden de bahsediyor, kahramanlığından da, yalnızlığından da, aşklarından da, kötü alışkanlıklarından da.. Bu belgesel bir ilk. Hem de 70 yıl kadar gecikmiş bir ilk. Çok daha önce yapılmalıydı.

    “Atatürk’te bir insandır” mantalitesi altında Atatürk’ün halk üzerindeki değerini baltalayarak, oluşan halk direncini kırma politikası olarak özetlenebilir durum.

    Merak etmeyin, ulusalcı direnç bu belgeselle daha da keskinleşmiştir. Ulusalcıların artık bir düşmanı daha var: Can Dündar. Hayırlı olsun.. Bu kadar düşmanla ne yapmak istiyorlar Allah bilir…

    Çünkü böyle bir projeye bu kadar yatırım yapılması ve internetten belgecell hakkında okuduğum iddialar ancak bu sonucu ortaya çıkartmaktadır.

    İnternet’ten ne okudunuz bilmiyorum ama biz o konuda bir Hürriyet klasiği daha görmüş olduk. Turkcell kendisine reklam vermediği için Hürriyet müsvettesi “Mustafa” filmini desteklemediği gerekçesiyle Turkcell’e manşetten saldırmaya başladı. Turkcell nasıl olur da, Ata’nın filmini desteklemez!! Ulusalcılar bu müsvetteye yazdıkları yorumlarıyla Turkcell’e haddini bildirmeye karar verdiler. Tepki (tehdit) standart: Operatörü değiştirmek.. Sonradan ortaya çıktı ki Turkcell filmi izlemiş ve ulusalcılarla aynı sebeplerden dolayı beğenmediği için filmi desteklememiş. Sırf bu olay bile Atatürk’ün “kutsanan” kişiliğinin nasıl istismara açık olduğunu göstermiyor mu? En Atatürkçü geçinenler nasıl da kemalist kitleyi kendi düşmanlarına hedef gösteriyorlar.. Bu istismarın artık bitmesi lazım. Bunun yolu da böyle gerçekçi belgesellerden geçiyor.

    Atatürk’ün insan olduğunu hepimiz biliyoruz, kimse kendisinin uzaydan geldiğine inanmıyor, bana onun düşünceleri hakkında araştırmalar yapıp iddialar ortaya koymalılar, yoksa günde kaç kadeh içtiğinin hiçbir önemi yoktur. Atatürk içinde bizim günde kaç kadeh içtiğimizin öneminin olmadığı gibi…

    Eğer öyleyse bence şunlar yapılmalı:
    1. Atatürk’ün gerekli gereksiz heryere dikilen büstleri kaldırılmalı. Ancak Ankara ve İstanbul gibi kentlerdeki sanat eseri heykelleri yerinde kalmalı.
    2. Küçücük çocuklar her sabah ciyak ciyak “açtığın yolda, gösterdiğin amaçta..” diye bağırtılmamalı. Asker değil bunlar çocuk. Büyüyünce Atatürk’ten farklı da düşünebilirler. Şimdiden ant içmeleri gerekmiyor. Düşünce özgürüğü diye bir şey var. (yok mu yoksa)
    3. “varlığım Türk varlığına armağan olsun”, “ne mutlu Türküm diyene” gibi ırkçı söylemleri Atatürk üzerinden meşrulaştırma gayretlerinden vazgeçilmeli. Bu ülkede farklı etnik kökenlere sahip insanlar yaşıyor. Bölücülük yapmanın alemi yok.

    Sonuç olarak Atatürk’ü kullanarak Atatürk’ü karalama politası ve gereksiz bir çalışma…

    Bence aksine Can Dündar Atatürk’ü ulusalcılardan daha iyi bilen ve belki daha çok seven bir insan olduğu için Atatürk’ün belli çevrelerce istismar edilmesinden çok rahatsız oluyor. Ve bu istismara son vermek için milyonlara “İnsan Atatürk”ü anlatıyor. İşi zor ama umarım başarılı olur.

  • Guardian dedi ki:

    Atatürk’ün hangi özelliğini örnek almalıyız sizce? Kahve, sigara ve rakıyı abartarak kendini zehirlemesini geçiyorum. Onu kimse örnek almak istemez. Peki ya kendisini görevlendirip Anadolu’ya gönderen insanı hain ilan etmesi, silah arkadaşlarını öldürtmesi, vs.. Iıh, bunlar da iyi örnek değil.

    Siz hala özel hayattan bahsediyorsunuz. Ne zorunuz var adamın akşama kadar sigara kahve içmesiyle anlayabilmiş değilim. Bunu ele almanız bile çok üzgünüm ki baştan Atatürk’e karşı ard niyetli olduğunuzu gösterir. Bu konuyu sizinle tartışmam bile, ancak saygı gösterebilirim.

    Kendisini görevlendirmiş anadoluya göndermişmiş.. Bırakın bu sonradan uydurma yalanları, bana göre yalandan ibaret siz ise buna inanıyorsunuz, ancak biz dahil tarihçiler bile bu durumun gerçeği yansıtan halini açıklayabilmiş değil. O günlerde Atatürk’ün uğradığı hükümetçe çıkarılan zorluklar, kendi grubu içerisinde bile kopmalar yaşanırken kendisini Anadolu’ya gönderenin Atatürk’e destek çıkma amacında olduğunu söyleyemeyiz diye düşünüyorum.

    Silah arkadaşlarını nerede-neden öldürtmüş bilmiyorum. Doğru ise tabikide öldürmek-öldürtmek doğru birşey değil, fakat Atatürk’ün doğru olmadığını bilerek ve zorunluluk nedeniyle bu eylemi gerçekleştirecek bir kişilikte olduğundan eminim.

    Geriye ne kalıyor. Üstün bir vatan ve halk sevgisi. Şüphesiz bu hepimizin örnek alması gereken güzel bir özellik. Yalnız Atatürk’ün bu özelliğinde de örnek alMAmamız gereken şeyler var. Çünkü Atatürk’ün bu sevgisi öyle aşkın ki, vatanını ve milletini başka herkesten kıskanır gibi bir hali var. Mesela Terakkiperver Cumhuriyet ve Serbest Cumhuriyet Fırkalarının vatanı sevme şekillerinden çok rahatsız oluyor. Onları da “hain kafalar” olarak ilan edip, partilerini kapattırıyor. Oysa demokratlık farklı düşüncelere yaşama izni vermesini gerektirirdi. Atatürk bunu yapmıyor. Farklı sesleri idama mahkum ediyor.

    Çok partili döneme geçişi Atatürk başlatmıştır. Hatta muhalefet bir parti açılması açısından sonradan açılan ilgili parti başlarını desteklemiştir. Fakat bu demokratik ortam sonradan açılan ilgili partiler tarafından sömürülerek günümüzde yaşadığımıza benzer demokrasiden çok uzak bir noktaya çekilmeye başlanmıştır. Bu nedenle ilgili partiler kapatılmıştır. Ardından Atatürk’ün ölümü ile çok partili sisteme geçiş Türkiye’ye sancıları getirmiştir.

    Farklı düşüncelerin bulunmasını Atatürk istemişti ve desteklemişti fakat tek olması gereken gereklilik vardı oda dini yönetimden uzak tutma ilkesine bağımlı fikirler olması gerektiğiydi. Ancak bu Türkiye ortamında pek mümkün olmadı. Diğer fikirlerin yaşaması için ilk önce devlet anlayışını benimsemeleri gerekliydi. Bugün bu yüzden büyük çıkmaz içindeyiz.

    Geriye ne kaldı? Bilimsellik. Atatürk’ün bilime duyduğu güven ve Türk milletini o yöne kanalize etmesi güzel. Ama ne yazık ki bunu da “pozitivizm” anlayışıyla yapıyor. O dönemde yaşayan tüm liderlerin yaptığı gibi… Bu çağda yaşayan insanlar olarak bizler pozitivist anlayışın ne kadar hatalı olduğunu örnekleriyle görüyoruz, biliyoruz.

    pozitivist anlayışı biraz açar mısınız? Günümüzde bu anlayışın nesini yanlış buluyor muşuz? Yerine nasıl bir anlayış sergilenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz? Yoksa teist bir anlayış mı?

    Merak etmeyin, ulusalcı direnç bu belgeselle daha da keskinleşmiştir. Ulusalcıların artık bir düşmanı daha var: Can Dündar. Hayırlı olsun.. Bu kadar düşmanla ne yapmak istiyorlar Allah bilir…

    Ben merak etmiyorum, bunu Can Dündar merak etsin. Ulusalcı diyerek kalıplaştırdığınız kesim içerisine girmiyorum. Ama can Dündar’ın mantığı ile yoğurulan Mustafa filminin Atatürk’ün günde kaç sigara çay içtiği gibi konularıda bana gereksiz geliyor. Sadece ilgilenmiyorum.

    İnternet’ten ne okudunuz bilmiyorum ama biz o konuda bir Hürriyet klasiği daha görmüş olduk. Turkcell kendisine reklam vermediği için Hürriyet müsvettesi “Mustafa” filmini desteklemediği gerekçesiyle Turkcell’e manşetten saldırmaya başladı. Turkcell nasıl olur da, Ata’nın filmini desteklemez!! Ulusalcılar bu müsvetteye yazdıkları yorumlarıyla Turkcell’e haddini bildirmeye karar verdiler. Tepki (tehdit) standart: Operatörü değiştirmek.. Sonradan ortaya çıktı ki Turkcell filmi izlemiş ve ulusalcılarla aynı sebeplerden dolayı beğenmediği için filmi desteklememiş. Sırf bu olay bile Atatürk’ün “kutsanan” kişiliğinin nasıl istismara açık olduğunu göstermiyor mu? En Atatürkçü geçinenler nasıl da kemalist kitleyi kendi düşmanlarına hedef gösteriyorlar.. Bu istismarın artık bitmesi lazım. Bunun yolu da böyle gerçekçi belgesellerden geçiyor.
    Son cümleye kadar ne kadar güzel özetlemişsiniz halbuki, içimizdeki birbirimize olan tahammülsüzlüğü kaldırmamız gerekiyor. Ancak Mustafa gibi basit, gerçekçi(!) belgecell‘lerin bu büyük amaca hizmet edebileceğini düşünmüyorum.

    Atatürk’ün Cumhuriyet adına tabikide kutsal bir yanı vardır ve olmalıdır. Uygulanması gereken bu kutsallığın yok edilmesi değil, istismarcılara meydan bırakılmamasıdır. Fakat bu istismarcıların olmasının nedeni zaten bu kutsallığı yok etmek olduğundan bu tür sonuçlara gidiyoruz malesef.. Ayrıca her istismar edileni ortadan kaldırmamız gerekseydi, Türkiye’nin çoğunu dinsiz saymamız gerekirdi.

    Eğer öyleyse bence şunlar yapılmalı:
    1. Atatürk’ün gerekli gereksiz heryere dikilen büstleri kaldırılmalı. Ancak Ankara ve İstanbul gibi kentlerdeki sanat eseri heykelleri yerinde kalmalı.
    2. Küçücük çocuklar her sabah ciyak ciyak “açtığın yolda, gösterdiğin amaçta..” diye bağırtılmamalı. Asker değil bunlar çocuk. Büyüyünce Atatürk’ten farklı da düşünebilirler. Şimdiden ant içmeleri gerekmiyor. Düşünce özgürüğü diye bir şey var. (yok mu yoksa)
    3. “varlığım Türk varlığına armağan olsun”, “ne mutlu Türküm diyene” gibi ırkçı söylemleri Atatürk üzerinden meşrulaştırma gayretlerinden vazgeçilmeli. Bu ülkede farklı etnik kökenlere sahip insanlar yaşıyor. Bölücülük yapmanın alemi yok.

    1. Bayrak ve Atatürk büstleri gibi manevi değerlere sahip materyallerin çok sık (aşırı derecede) her mekanda tekrarlanması önemini yitirtebilir. Ancak Atatürk büstlerinin ve bayrakların ülkemizde bahsettiğiniz derecede abartılı sayıda olduğunu düşünmüyorum.
    2. Atatürk’ün düşünceleri sizi neden bu kadar rahatsız ediyor anlayamıyorum.. Çocuklar şimdiden Atatürk’ü anlayabilmiş değil. En büyük örneği de sizsiniz. Ama Atatürk’ü tanıtmak adına yapılan bütün eylemleri kaldırma taratarısınız.
    3. Irkçı mı? Bir ülkenin kendi değerlerini üstün tutmak adına yorumladığı sözleri ırkçılık olarak görüyorsanız birşey diyemeyeceğim ve sadece tekrardan saygı duymakla yetineceğim. Bu söylemler sizin tüylerinizi diken diken etmiyor anlaşılan. Siz bu söylemleri kafanızda çok sert bir kategori altında biriktirmişsiniz, biraz yumuşatmayı deneyin. Yeni savaşlardan çıkmış ve kalkınma çabalarında olan ve çok sayıda düşmana sahip bir ülkenin önderinin bu söylemlerinin amacının ne olabileceğini bir düşünün. Sonra kimin bütünleştirici ve kimin bölücü düşündüğünü birdaha gözden geçirin..

    Bence aksine Can Dündar Atatürk’ü ulusalcılardan daha iyi bilen ve belki daha çok seven bir insan olduğu için Atatürk’ün belli çevrelerce istismar edilmesinden çok rahatsız oluyor. Ve bu istismara son vermek için milyonlara “İnsan Atatürk”ü anlatıyor. İşi zor ama umarım başarılı olur.

    Çoğu kesim öyle zannediyor.. Közün altındaki kıvılcımı göremiyor…

    Can Dündar’ın amacı istismarları engellemek olsaydı, şuan kendisinin oluşturduğu istismarı da göz önünde bulundurmalı ve boş yere kargaşa üretmemeliydi.

    Bu ülkede Can Dündar’a da, onun gibilere de sahip olmalı, her renkten insan barındırmalı. Ancak bu tür fikirlere holiganlık yapan zihniyetin gereksiz girişimlerini, istismarlar engellemelidir. İşte bu yüzden Atatürk’ün bizlere sunmuş, göstermiş olduğu yolda ilerlemeliyiz, işte bu yüzden çocuklarımız artık Atatürk’ü anlamalı, sadece sözle “Atatürk’ü anlamak..” tan öte gitmeliyiz.

    Din’i de, Atatürk’ü de istismar edenin gözümde hiçbir değeri yoktur.

  • fizikci (author) dedi ki:

    Berber bile Atatürk’ü istismar ediyor. Bakınız:
    http://img394.imageshack.us/img394/2759/06sw0.jpg

  • fizikci (author) dedi ki:

    Guardian Bey,

    Ben Atatürkün özel yaşamından bahsetmiyorum, hatta bilakis “Kahve, sigara ve rakıyı abartarak kendini zehirlemesini geçiyorum.” demişim. Eğer söylediğiniz gibi “baştan Atatürk’e karşı ard niyetli” olsaydım o konuyu geçmezdim, özellikle o konular üzerinde dururdum. Ama ben aksine “en yakın dostlarını ölüme gönderdiğinden, kendisini Anadolu’ya gönderen Vahdettin’i hain ilan ettiğinden” bahsettim. Eğer Atatürk’ü eleştireceksek bunlardan bahsetmeliyiz, rakıdan sigaradan değil. Ben de öyle yaptım o yorumda ama siz nasıl öbür türlü yaptığımı düşündünüz anlamadım.

    Kendisini görevlendirmiş anadoluya göndermişmiş.. Bırakın bu sonradan uydurma yalanları…

    Anadolu’ya geçmeden önce Vahdettin’le yaptığı görüşmeyi Atatürk bizzat kendisi bir İngiliz subayına kroki çizerek anlatıyor. Bülent Ecevit Vahdettin’in hain olmadığını söylüyor, Can Dündar bunu belgeselinde anlatıyor. Ama siz hala Vahdettin haindi diyecekseniz sizin bileceğiniz iş. Tarih öyle söylemiyor.

    Atatürk Vahdettin için hain demişti. Hatta nutukta da yazmıştı. Ama saltanatı kaldırmak için böyle yapması gerektiğini düşündüğünden yapmıştı. Vahdettin hain olduğundan değil. Yani Atatürk pragmatik bir siyasetçiydi. Bu yüzden Atatürk’ün söylemleri arasında çelişkili olan bir sürü ifade bulabilirsiniz. Siyasi olarak söylemiştir. Devrim uğruna söylemiştir. Bu yüzden doğru söylemediği zamanlar da olmuştur. Dostlarını katlettirdiği zamanlar da…

    Onunla aynı dünya görüşünü paylaşanlar iyi yaptığını söyleyebilir(!) Ama farklı dünya görüşüne sahip olan insanlar yaptıklarını zulüm olarak görecektir.

    İşte tam da bu yüzden demokrasi ve insan haklarının tartışmasız üstünlüğünü herkesin kabullenmesine şiddetle ihtiyacımız var. Kimse kendi dünya görüşünün mutlak doğru olduğunu vehmedip, diğer görüşten insanlara karşı zorbalık ve şiddet uygulamamalı.

    Eğer mesela birileri baş örtmeyi karanlık, gerici bir iş olarak görüyorsa bu düşüncesini kendisine saklamalı. Başını örtenlere zulmetmeye hakkı yok.

    Ne yazık ki Atatürk insan hakları ve demokrasinin üstünlüğüne yeteri kadar inanmıyordu. Sırf programında “dini inançlara saygılıdır” yazdığı için doğu orduları kumandanı Kazım Karabekir’in partisini kapattırmıştı. Döneminde takriri sükun ilan edilmiş, istiklal mahkemeleri kurulmuş ve yüzlerce insan bu mahkemelerce idama gönderilmişti. İdam edilenlerin çoğu devrimlere karşı olma suçuyla yargılanıyordu. Yani düşünce suçuyla! Mesela İskilipli Atıf Hoca, kıyafet devriminden çok önce yazdığı bir kitapta şapka giyerek batı taklitçiliği yapmanın lüzumsuzluğundan bahsetmişti. İstiklal Mahkemesi bu yüzden kendisini idam etti. Örnek çok…

    Yazıyı değiştirmek, kıyafeti değiştirmek gibi devrimlerin bugün bile çok da gerekli olmadığını düşünen bir sürü insan var. Japonya ne yazısını değiştirdi ne de kıyafetini. Ama hiç bir batı ülkesi ona uygarlık dersi verecek durumda değil. Hatta hepsi parasını bastırıp Sony, Honda, Yamaha alıyor.. :) Ne yazık ki bizde bu devrimler yüzünden çok kan akıtıldı. Gerekli miydi?

    tabikide öldürmek-öldürtmek doğru birşey değil, fakat Atatürk’ün doğru olmadığını bilerek ve zorunluluk nedeniyle bu eylemi gerçekleştirecek bir kişilikte olduğundan eminim.

    Guardian Bey, lütfen bunu şöyle söyleyin: Kim hangi sebeple yaparsa yapsın, düşüncelerinden dolayı bir insanı öldürmek en büyük zulümdür. Babam bile yapsa mazur görmem deyin. Ben sizi yazışmalarımızdan insan hakları ve demokrasiye saygılı biri olarak tanıyorum. Neden Atatürk sözkonusu olunca bu duruşunuzu bozuyorsunuz?

    Çok partili döneme geçişi Atatürk başlatmıştır. Hatta muhalefet bir parti açılması açısından sonradan açılan ilgili parti başlarını desteklemiştir. Fakat bu demokratik ortam sonradan açılan ilgili partiler tarafından sömürülerek günümüzde yaşadığımıza benzer demokrasiden çok uzak bir noktaya çekilmeye başlanmıştır. Bu nedenle ilgili partiler kapatılmıştır. Ardından Atatürk’ün ölümü ile çok partili sisteme geçiş Türkiye’ye sancıları getirmiştir.

    Demokrasi demek multi-parti demektir Guardian Bey. Partilerin farklı düşünce ve eylemleri demokrasiyi doğurur. Demokrasi böyle varolur. Bu partileri kapattırmak, tek parti bırakmak ise demokrasi terketmek demektir. Tek parti ile demokrasi olmaz.

    Türkiye’de demokrasi II. Meşrutiyet ile başlamıştı. Yani Osmanlı döneminde demokrasi gelmişti. Padişahın yetkileri son derece sınırlanmış (padişahlık bugünkü Cumhurbaşkanlığı gibi bir makam haline getirilmiş) ve bir sürü parti kurulmuştu. En güçlü parti de İttihat ve Terakki idi. Bu dönemde bir sürü gazete de yayın hayatına başlamıştı ve ülkede demokrasi ve ifade özgürlüğü rüzgarları esiyordu. Fakat bu dönem kısa sürdü. İşgal başlayınca, ne meşrutiyet kaldı, ne demokrasi ne de ülke. Eğer Atatürk vazifesini bitirdikten sonra kenera çekilseydi, meşruti demokrasi kaldığı yerden devam edecekti. Ama Atatürk’ün farklı bir hedefi vardı. Osmanlı’ya ve saltanata son vermek ve Osmanlı’nın küllerinden batılı bir ülke yaratmak istiyordu. Atatürk bu isteğini yaptı. Ama nasıl? Zorlayarak, yasaklayarak… Bu yüzden demokrasiyle hiç işi olmazdı. Hedefine kilitlenmiş bir lider demokrasiyle zaman kaybedebilir mi? Kaybetmedi elbette. Osmanlı saltanatını kaldırdı (ki o saltanatın zaten hiç bir yetkisi yoktu), yerine çok daha geniş yetkileri olan TEK PARTİ saltanatını kurdu. 1950′ye kadar da eğer mecbur kalmasaydı (BM baskısı, komünizm tehlikesi) o tek partinin demokrasiye geçmeye hiç mi hiç niyeti yoktu.

    Özetlersek: Demokrasiyi Türkiye’ye Osmanlı döneminde geldi. Atatürk tarafından kaldırıldı. Sonra BM desteğiyle Menderes ve Celal Bayar tarafından tekrar geri getirildi.

    pozitivist anlayışı biraz açar mısınız? Günümüzde bu anlayışın nesini yanlış buluyor muşuz? Yerine nasıl bir anlayış sergilenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz? Yoksa teist bir anlayış mı?

    Evet.

    Pozitivizm, dini reddeden bir bilimcilik anlayışıdır. Dolayısıyla bir çeşit bilimperestlik, bilimi din gibi görme eğilimini ortaya çıkarır. Darwin teorisi etrafında kopan kıyametlerin sebebi budur. Gözümüzü çevirdiğimiz her yerde karşımıza çıkan, evrendeki muhteşem tasarımın tasarımcısının olmadığına bizi ikna etmeye çalışanlar bu pozitivistlerdir.

    Bugün artık bu yanılgı her geçen gün azalıyor. Bilim adamlarının kahir ekseriyeti Allah’a inandığını açıkça ifade ediyor. Akıllı Tasarım diye bir hareket var malum. İçinde çok sayıda saygıdeğer bilim adamlarının yeraldığı bu harekete ait Discovery Institute amacını şöyle açıklıyor: “Bilimsel materyalizmi, tüm yıkıcı ahlaki, kültürel ve siyasi miraslarıyla birlikte yenmek; materyalist teorilerin yerine, doğanın ve insanların Allah tarafından yaratıldığını öngören Teistik anlayışı yerleştirmek.”

    Pozitivistler bu bilim adamlarına dinci diyor. :) Halbuki adamlar bir dinden bahsetmiyor. Bir yaratıcıdan, üstün bir tasarımcıdan bahsediyor. Niye gözünüzle gördüğünüz tasarımı inkar ediyorsunuz diye soruyorlar. Bir yaratıcının varlığını kabul etmenin bilime bir zararı yok, hatta bu inanç bilimi kör tesadüflerin ürünü olmaktan çıkarıp ona “Allah’ın sanatı” gibi çok özel bir anlam yüklüyor diyorlar.

    Sonra bilimsel materyalizmin Hitler, Stalin gibi insanları nasıl şirazeden çıkardığını, nasıl milyonları katleden kasaplar haline getirdiğini anlatıyorlar. Öyle ya eğer kör tesadüflerin eseri isek “güçlünün zayıfı ezmesi” normal olur, öyle olunca geçmişin pozitivist Batı uygarlıkları bütün dünyayı işgal etme ve sömürmeyi kendine HAK olarak görür. Ama yok eğer Allah’a inananırsanız, zayıfa yardımcı olmak erdem olur.

    Bu hamur çok su götürür. Kısa kesiyorum..
    Diğer konulara da fırsatım olursa değineceğim inş.

Görüş belirtin!

Aşağıdaki form ile bu eleştiri hakkındaki görüşlerinizi belirtebilir ya da kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz. Ayrıca yorumlara RSS ile abone olabilirsiniz.

Yaptığınız görüşün sadece sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın.

Görüş bildirirken şu etiketlerden faydalanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>