<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Şiddetin İlacı Din Eğitimi Olabilir mi? yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/</link>
	<description>yaşama dair eleştiriler...</description>
	<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 04:39:53 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.3</generator>
		<item>
		<title>Hulki Can tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-1792</link>
		<dc:creator>Hulki Can</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2010 00:12:15 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-1792</guid>
		<description>KURAN'DA DOĞRU ANLAŞILANLAR VE "KURTARMA"  ÇEVİRİLERİ

Maide 38 ve 39 ayetler arasında hiç bir bağlantı yoktur. Herşeyden önce "hırsızlık yapmak" ile "zulmetmek" iki ayrı değişik eylemdir. 38 ayet hırsızlıkla ilgilidir. 39 ayet ise zulüm ile ilgilidir. 

38.ci ayette hırsızlık yapanlara "yaptıkları ve elde ettiklerine karşılık Allahtan caydırıcı bir müeyyide" veya "Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak" veya  "Allah’tan bir ceza olarak" el kesme cezası verilir.

39.cu ayette ise  "zulüm"den kastedilen hırsızlık değil,  ortak koşanlar, Müslümanlara zulmedenler ve kafirlerdir. Kuran genelinde zulüm ile dinsel baskı, zalimler ile de kafirler kastedilir. Ortak koşanlar ve zulmedenler tövbe ettiği takdirde bağışlanacaklardır. 

Ayrıca tüm saygın ve muteber çevirilerde 39.cu ayette sizin belirtiğiniz gibi araya kaydırılmış "bu" sözcüğü yoktur. Araya "bu" sözcüğü konursa o zaman iki ayet arasında bir bağlantı oluşabilir. Ama bu dürüst bir yaklaşım olmaz. Siz hangi çeviriden faydalanıyorsanız hakikiliğini  gözden geçirmenizde fayda var. Diyanet İşleri, Gölpınarlı ve Yaşar Nuri çevirileri şöyledir:

MAİDE	38.Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
MAİDE	39.Her kim de işlediği zulmünün arkasından tövbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Diyanet)

MAİDE	38 Erkek olsun, kadın olsun, hırsızlık edenlerin, elde ettiklerine karşılık, Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak kesin ellerini ve Allah, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir. 
MAİDE	39 Ettiği zulümden sonra tövbe eden ve düzgün bir hale gelenin tövbesini Allah kabul eder. Şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahîmdir. (A. Gölpınarlı)

MAİDE	38.Hırsızlık yapan erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah’tan bir ceza olarak ellerini kesin. Allah Aziz’dir, Hakim’dir. 
MAİDE	39.Kim zulmünden sonra tövbe eder, halini düzeltirse kuşkusuz Allah onun tövbesini kabul eder. Allah çok affedici, çok merhametlidir. (YN)

Son yıllarda yapılan Türkçe ve yabancı dil Kuran çevirilerinde benzer şekilde tevil yoluna gidilerek sert anlamları yumuşatma ve ayetlere bilimsellik kazandırma çabaları hız kazanmıştır. Bu tür çabalar ve "kurtarma" yorumları dürüst olmayan takiyyeci yaklaşımlardır. Bu nedenle, yapılan yeni çevirileri çekinceyle karşılamakta fayda vardır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>KURAN&#8217;DA DOĞRU ANLAŞILANLAR VE &#8220;KURTARMA&#8221;  ÇEVİRİLERİ</p>
<p>Maide 38 ve 39 ayetler arasında hiç bir bağlantı yoktur. Herşeyden önce &#8220;hırsızlık yapmak&#8221; ile &#8220;zulmetmek&#8221; iki ayrı değişik eylemdir. 38 ayet hırsızlıkla ilgilidir. 39 ayet ise zulüm ile ilgilidir. </p>
<p>38.ci ayette hırsızlık yapanlara &#8220;yaptıkları ve elde ettiklerine karşılık Allahtan caydırıcı bir müeyyide&#8221; veya &#8220;Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak&#8221; veya  &#8220;Allah’tan bir ceza olarak&#8221; el kesme cezası verilir.</p>
<p>39.cu ayette ise  &#8220;zulüm&#8221;den kastedilen hırsızlık değil,  ortak koşanlar, Müslümanlara zulmedenler ve kafirlerdir. Kuran genelinde zulüm ile dinsel baskı, zalimler ile de kafirler kastedilir. Ortak koşanlar ve zulmedenler tövbe ettiği takdirde bağışlanacaklardır. </p>
<p>Ayrıca tüm saygın ve muteber çevirilerde 39.cu ayette sizin belirtiğiniz gibi araya kaydırılmış &#8220;bu&#8221; sözcüğü yoktur. Araya &#8220;bu&#8221; sözcüğü konursa o zaman iki ayet arasında bir bağlantı oluşabilir. Ama bu dürüst bir yaklaşım olmaz. Siz hangi çeviriden faydalanıyorsanız hakikiliğini  gözden geçirmenizde fayda var. Diyanet İşleri, Gölpınarlı ve Yaşar Nuri çevirileri şöyledir:</p>
<p>MAİDE	38.Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.<br />
MAİDE	39.Her kim de işlediği zulmünün arkasından tövbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Diyanet)</p>
<p>MAİDE	38 Erkek olsun, kadın olsun, hırsızlık edenlerin, elde ettiklerine karşılık, Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak kesin ellerini ve Allah, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.<br />
MAİDE	39 Ettiği zulümden sonra tövbe eden ve düzgün bir hale gelenin tövbesini Allah kabul eder. Şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahîmdir. (A. Gölpınarlı)</p>
<p>MAİDE	38.Hırsızlık yapan erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah’tan bir ceza olarak ellerini kesin. Allah Aziz’dir, Hakim’dir.<br />
MAİDE	39.Kim zulmünden sonra tövbe eder, halini düzeltirse kuşkusuz Allah onun tövbesini kabul eder. Allah çok affedici, çok merhametlidir. (YN)</p>
<p>Son yıllarda yapılan Türkçe ve yabancı dil Kuran çevirilerinde benzer şekilde tevil yoluna gidilerek sert anlamları yumuşatma ve ayetlere bilimsellik kazandırma çabaları hız kazanmıştır. Bu tür çabalar ve &#8220;kurtarma&#8221; yorumları dürüst olmayan takiyyeci yaklaşımlardır. Bu nedenle, yapılan yeni çevirileri çekinceyle karşılamakta fayda vardır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>.... tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-1777</link>
		<dc:creator>....</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Feb 2010 14:46:51 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-1777</guid>
		<description>KURAN’DA YANLIŞ ANLAŞILANLAR VEYA YANLIŞ ANLATILANLAR!

Kuranda hırsızların elinin kesilmesi emredilir;

“Hırsızlık eden erkek ve kadının yaptıklarına karşılık bir ceza, Allah'tan bir ibret olarak ellerini kesin. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir. KİM BU HAKSIZ DAVRANIŞINDAN SONRA TÖVBE EDER VE HALİNİ DÜZELTİRSE BİLSİN Kİ ALLAH ONUN TÖVBESİNİ KABUL EDER. Şüphe yok ki Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir. Bilmez misin ki göklerin ve yerin mülkiyeti Allah'a aittir. O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah her şeye kadirdir.” (Maide Suresi, 5/38-40)

Hırsız yaptığına pişman olur, tövbe eder ve tövbesinde samimi olduğu anlaşılırsa eli kesilmez. Ancak bunun tespit edilebilmesi için hırsızın bir süre hapsedilmesi ve göz altında bulundurulması gerekir. (bk. İbn Âşûr, VI, 193; Ateş, H, 524)

Hz. Ömer, bir kıtlık döneminde hırsızlık yapanlara ceza uygulamamış ve: “İnsanların karnını doyurmadan, onlardan kanunlara uymayı istemeyiz” demiştir.

Hırsızın elinin kesilmesiyle ilgili Kur’an’ın hükmü -deyim yerindeyse- en çağdaş bir hükümdür. Çünkü bu çağ kadar hırsızı, şehir eşkıyası, kapkaçı, gaspçısı bol olan başka bir çağ olmamıştır. Bunlara karşı alınan yüzeysel ve düzeysiz cezaların caydırıcı olmadığına dair -hırsızlar hariç- herkse hem fikirdir. 

İslam tarihinde, bu cezanın âdil bir şekilde uygulandığı ilk üç asırda, hırsızlık suçundan ötürü, kesilen ellerin sayısı yalnız altıdır. Şu anda, dünyanın her bir şehrinde her gün bu suçlar sebebiyle, talan edilen bunca servet yanında, en az bir veya birkaç-el değil, baş kesilmekte / mal sahibi zalimce öldürülmektedir. Buna caydırıcı bir önlemle dur demeye, her çağdan daha çok bu çağın ihtiyacı vardır.

Ayrıca yapılan işin hırsızlık sayılabilmesi için de bir takım şartlar vardır; http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&#38;aid=905

İslam kadına değer vermez, ikinci plana atar, dövmeyi emreder;
Hz. Eyyüb ( As) Kendisine Asi Olan Hanımını Dövmeye Karar Ahdeder.İyileşince Allah Ayet İndirir:" Eline Bir Demet Çimen Sapı Al Ve Onunla Vur ! "( Sad :44).Değnek Yerine Çimen.!
  Kur'an'da Kadınların Serkeşlik Etme Temayülleri Halinde , Aile Hayatını Bitirecek Bir Ahlaki Zaafiyet Durumu Hasıl Olunca Sıra İle Üç Aşamalı Bir Aileyi - Dolayısı İle  Toplumu - Kurtarma Operasyonundan Bahsedilir (  Nisa : 34 ) :
    ( Serkeşlik ;Ahlaki Zaafiyet  Olduktan Sonra  Zaten Boşanma Vukuu Bulacaktır;Dolayısı İle Ailelerin Dağılmasının , Fert Çocuk,Toplum Üzerindeki Yıkıcı Etkileri Ortaya Çıkabilecektir !)
   İslam Aile Parçalanmadan ,Aileyi Kurtarma Umudu Varken Önlem Olarak Şu Tavsiyelerde Bulunur:
  *" Nasihat Et " : Hanımın Adının Kötüye Çıkmasından,Çocuğun  Anne Şefkatinden Mahrum Kalmasına,Ailenin Dağılmasına,...Olaylara Genel Bakması İçin Kadına Nasihatte Bulunur Öncelikle Eşi...!
  * " Yatakları Ayırma " : Kadının Kötü Eğilimlerini Engellemek İçin , Psikolojik Olarak , Ayrı Kalmanın ,Yaptıklarını Düşünmenin , Kötü Eylemlerin Sonucunu Kavrayabilmesi İçin Bir Ortam Hazırlanır.Kadın Yalnız Kalınca Düşünür,Hatasını Anlaması İstenir.
  * " Aile Dağılmasın ,Kadın-Erkek-Çocuk Ve Geleceğin Toplumu İçin Son Olarak Yüze Olmamak Şartı İle , Belki De Ot Sapı İle ( Kadın Dövülür Demiyoruz , Bu Dövme Değildir Ve İslam'da Dövme Yoktur,... ) Kadının Ahlaki Zaafiyet Gururu , Kötülüğe Yönelmiş Nefsi , ,İstekleri Kırılır Ve Aile Dağılmadan Son Kurtarma Operasyonu Gerçekleştirilmiş Olunur!
Hala Durum Ümitsiz İse Boşanma Gerçekleştirilir!
      Hz. Âişe Annemizin Söylediği Gibi Hayatında Kadına Bir Fiske Bile Vurmamıştır.  (Müslim, Fezâil 79)
En üstün mümin, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranan güzel ahlaklı kimsedir. [Tirmizi]
Hakim Ibnu Mu'aviye babasi Mu'aviye (radiyALLAHu anh)'den anlatiyor: "Ey ALLAH'in Resülü! dedim, bizden her biri üzerinde, zevcesinin hakki nedir?'' 
"Kendin yiyince ona da yedirmen, giydigin zaman ona da giydirmen, yüzüne vurmaman, takbîh etmemen, evin içi hariç onu terketmemen." (Ebu Davud, Nikah 42, (2142, 2143, 2144)
İslama göre kadınların boşanma hakkı yoktur;

4:35 -  Eğer karı-koca arasının açılmasından endişeye düşerseniz BİR HAKEM ERKEĞİN TARAFINDAN, BİR HAKEM DE KADININ AİLESİNDEN kendilerine gönderin. Bu arabulucu hakemler gerçekten barıştırmak isterlerse, Allah karı-koca arasındaki dargınlık yerine geçim verir. Şüphesiz ki Allah hakkıyla bilendir, her şeyin aslından haberdardır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>KURAN’DA YANLIŞ ANLAŞILANLAR VEYA YANLIŞ ANLATILANLAR!</p>
<p>Kuranda hırsızların elinin kesilmesi emredilir;</p>
<p>“Hırsızlık eden erkek ve kadının yaptıklarına karşılık bir ceza, Allah&#8217;tan bir ibret olarak ellerini kesin. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir. KİM BU HAKSIZ DAVRANIŞINDAN SONRA TÖVBE EDER VE HALİNİ DÜZELTİRSE BİLSİN Kİ ALLAH ONUN TÖVBESİNİ KABUL EDER. Şüphe yok ki Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir. Bilmez misin ki göklerin ve yerin mülkiyeti Allah&#8217;a aittir. O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah her şeye kadirdir.” (Maide Suresi, 5/38-40)</p>
<p>Hırsız yaptığına pişman olur, tövbe eder ve tövbesinde samimi olduğu anlaşılırsa eli kesilmez. Ancak bunun tespit edilebilmesi için hırsızın bir süre hapsedilmesi ve göz altında bulundurulması gerekir. (bk. İbn Âşûr, VI, 193; Ateş, H, 524)</p>
<p>Hz. Ömer, bir kıtlık döneminde hırsızlık yapanlara ceza uygulamamış ve: “İnsanların karnını doyurmadan, onlardan kanunlara uymayı istemeyiz” demiştir.</p>
<p>Hırsızın elinin kesilmesiyle ilgili Kur’an’ın hükmü -deyim yerindeyse- en çağdaş bir hükümdür. Çünkü bu çağ kadar hırsızı, şehir eşkıyası, kapkaçı, gaspçısı bol olan başka bir çağ olmamıştır. Bunlara karşı alınan yüzeysel ve düzeysiz cezaların caydırıcı olmadığına dair -hırsızlar hariç- herkse hem fikirdir. </p>
<p>İslam tarihinde, bu cezanın âdil bir şekilde uygulandığı ilk üç asırda, hırsızlık suçundan ötürü, kesilen ellerin sayısı yalnız altıdır. Şu anda, dünyanın her bir şehrinde her gün bu suçlar sebebiyle, talan edilen bunca servet yanında, en az bir veya birkaç-el değil, baş kesilmekte / mal sahibi zalimce öldürülmektedir. Buna caydırıcı bir önlemle dur demeye, her çağdan daha çok bu çağın ihtiyacı vardır.</p>
<p>Ayrıca yapılan işin hırsızlık sayılabilmesi için de bir takım şartlar vardır; <a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=905" rel="nofollow">http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=905</a></p>
<p>İslam kadına değer vermez, ikinci plana atar, dövmeyi emreder;<br />
Hz. Eyyüb ( As) Kendisine Asi Olan Hanımını Dövmeye Karar Ahdeder.İyileşince Allah Ayet İndirir:&#8221; Eline Bir Demet Çimen Sapı Al Ve Onunla Vur ! &#8220;( Sad :44).Değnek Yerine Çimen.!<br />
  Kur&#8217;an&#8217;da Kadınların Serkeşlik Etme Temayülleri Halinde , Aile Hayatını Bitirecek Bir Ahlaki Zaafiyet Durumu Hasıl Olunca Sıra İle Üç Aşamalı Bir Aileyi - Dolayısı İle  Toplumu - Kurtarma Operasyonundan Bahsedilir (  Nisa : 34 ) :<br />
    ( Serkeşlik ;Ahlaki Zaafiyet  Olduktan Sonra  Zaten Boşanma Vukuu Bulacaktır;Dolayısı İle Ailelerin Dağılmasının , Fert Çocuk,Toplum Üzerindeki Yıkıcı Etkileri Ortaya Çıkabilecektir !)<br />
   İslam Aile Parçalanmadan ,Aileyi Kurtarma Umudu Varken Önlem Olarak Şu Tavsiyelerde Bulunur:<br />
  *&#8221; Nasihat Et &#8221; : Hanımın Adının Kötüye Çıkmasından,Çocuğun  Anne Şefkatinden Mahrum Kalmasına,Ailenin Dağılmasına,&#8230;Olaylara Genel Bakması İçin Kadına Nasihatte Bulunur Öncelikle Eşi&#8230;!<br />
  * &#8221; Yatakları Ayırma &#8221; : Kadının Kötü Eğilimlerini Engellemek İçin , Psikolojik Olarak , Ayrı Kalmanın ,Yaptıklarını Düşünmenin , Kötü Eylemlerin Sonucunu Kavrayabilmesi İçin Bir Ortam Hazırlanır.Kadın Yalnız Kalınca Düşünür,Hatasını Anlaması İstenir.<br />
  * &#8221; Aile Dağılmasın ,Kadın-Erkek-Çocuk Ve Geleceğin Toplumu İçin Son Olarak Yüze Olmamak Şartı İle , Belki De Ot Sapı İle ( Kadın Dövülür Demiyoruz , Bu Dövme Değildir Ve İslam&#8217;da Dövme Yoktur,&#8230; ) Kadının Ahlaki Zaafiyet Gururu , Kötülüğe Yönelmiş Nefsi , ,İstekleri Kırılır Ve Aile Dağılmadan Son Kurtarma Operasyonu Gerçekleştirilmiş Olunur!<br />
Hala Durum Ümitsiz İse Boşanma Gerçekleştirilir!<br />
      Hz. Âişe Annemizin Söylediği Gibi Hayatında Kadına Bir Fiske Bile Vurmamıştır.  (Müslim, Fezâil 79)<br />
En üstün mümin, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranan güzel ahlaklı kimsedir. [Tirmizi]<br />
Hakim Ibnu Mu&#8217;aviye babasi Mu&#8217;aviye (radiyALLAHu anh)&#8217;den anlatiyor: &#8220;Ey ALLAH&#8217;in Resülü! dedim, bizden her biri üzerinde, zevcesinin hakki nedir?&#8221;<br />
&#8220;Kendin yiyince ona da yedirmen, giydigin zaman ona da giydirmen, yüzüne vurmaman, takbîh etmemen, evin içi hariç onu terketmemen.&#8221; (Ebu Davud, Nikah 42, (2142, 2143, 2144)<br />
İslama göre kadınların boşanma hakkı yoktur;</p>
<p>4:35 -  Eğer karı-koca arasının açılmasından endişeye düşerseniz BİR HAKEM ERKEĞİN TARAFINDAN, BİR HAKEM DE KADININ AİLESİNDEN kendilerine gönderin. Bu arabulucu hakemler gerçekten barıştırmak isterlerse, Allah karı-koca arasındaki dargınlık yerine geçim verir. Şüphesiz ki Allah hakkıyla bilendir, her şeyin aslından haberdardır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Hulki Can tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-1171</link>
		<dc:creator>Hulki Can</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 05:38:00 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-1171</guid>
		<description>Demişsiniz ki:

"Yazınızın başında İslam’ın da diğer dinler gibi batıl olduğunu ve insanlığı geri götürdüğüü yazmışsınız. Bundan insanların kurtulması gerektiğini yazmışsınız."

"Fakat sonunda aslında İslam’ın hurafelerle dolu olduğunu, gerçekte İslam’ın böyle olmadığını, bu hurafeleri inançsız kapitalist zengin zümrelerin dine soktuğunu ve taraftarlarıyla beraber de dine ve toplumlara zarar verdiğiniz yazmışsınız."

Ben verdiğim yanıtta böyle şeyler yazmadım ki. Nereden çıkarıyorsunuz bunları?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Demişsiniz ki:</p>
<p>&#8220;Yazınızın başında İslam’ın da diğer dinler gibi batıl olduğunu ve insanlığı geri götürdüğüü yazmışsınız. Bundan insanların kurtulması gerektiğini yazmışsınız.&#8221;</p>
<p>&#8220;Fakat sonunda aslında İslam’ın hurafelerle dolu olduğunu, gerçekte İslam’ın böyle olmadığını, bu hurafeleri inançsız kapitalist zengin zümrelerin dine soktuğunu ve taraftarlarıyla beraber de dine ve toplumlara zarar verdiğiniz yazmışsınız.&#8221;</p>
<p>Ben verdiğim yanıtta böyle şeyler yazmadım ki. Nereden çıkarıyorsunuz bunları?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Destek Veriyorum tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-1166</link>
		<dc:creator>Destek Veriyorum</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2009 17:51:37 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-1166</guid>
		<description>Hulki Can'a 

Cevabınızın başı ile sonu arasında bir çelişki var.

Yazınızın başında İslam'ın da diğer dinler gibi batıl olduğunu ve insanlığı geri götürdüğüü yazmışsınız. Bundan insanların kurtulması gerektiğini yazmışsınız. 

Fakat sonunda aslında İslam'ın hurafelerle dolu olduğunu, gerçekte İslam'ın böyle olmadığını, bu hurafeleri inançsız kapitalist zengin zümrelerin dine soktuğunu ve taraftarlarıyla beraber de dine ve toplumlara zarar verdiğiniz yazmışsınız.

Bu çelişki sizin asli düşüncenizi ve çıkış noktanızı muğlak bir hale getirmektedir. Zemin kaygan olunca da ben kendi düşüncemi ifade ederken bayağı zorlanacağım. En iyisi ben kendi eleştirimi dediğiniz gibi kırmadan, dökmeden saygı çerçevesinde ifade edeyim.

Birinci olarak İran'da yaşanan İslami ya da dini bir düzen değildir. Ben armuta elma dememle o armut elma olmaz. 

İran'ın biz dini hükümlere göre yaşıyoruz demesi onun öyle yaşadığını göstermez. İslam içinde bu ülke örnek gösterilemez. Ona kalsa Suudi Arabistan'da Araplar petrol sayesinde para içinde yüzerken Filisten'de çocuklar öldürülüyor. Umurlarında değil.

56 tane güya İslam ülkesi var. Ama İsrail gibi bizim ilçemiz kadar olan bir ülkeye ses bile çıkaramıyorlar. Yani Ben İslam ülkesiyim, ben müslümanım, ben inanıyorum demekle bu işler olmuyor.

İslam'ın bilimsel ve akla dayanan bir din olduğunu söylemiştim. Bu iştede akıl ön plandadır. Bir insanın veya toplumun biz müslümanız diyebilmesi için onu yaşaması lazımdır. 

Peki neyi yaşayacak. İnandığı dini. İnandığı dini nerden öğrenecek. Kaynağından. Kaynağından öğrenmediğin, sağdan soldan duyduğun bir din yaşarsan o din gerçekten bir dogma ve uydurma olur.

Demekki burada ben müslüman biriyim veya biz müslüman bir toplumuz deyipte böyle yaşmayanlar, farklı yaşayanlar aslında sadece diliyle bunu ikrar etmiş oluyor. Kalben bir samimiyet sözkonusu değildir.

Bu durumu yine elle tutulur bir örnekle açıklamak istiyorum. Ki inandırıcı olsun. 

Bir insan belirli bir yaşa ve olgunluğa geldiği zaman kendisiyle ilgili karaları kendi vermek ister. Nasıl bir evde oturacağına, nasıl eşyalar istediğine, hangi meslekte çalışmak istediğine, kiminle evlenmek istediğine, eşiyle yaşamak istediği hayata, çocuklarını nasıl yetiştireceğine, nasıl giyineceğine, nasıl konuşacağına vb.

Bu arzu nerden gelir. Çünkü sahip olduğu şeylerle ilgili karar verme yetkisini kendinde görür de ondan. 

Peki insanın kendisine ait olan şeylerle ilgili kararları kendisinin vermesi gayet doğal bir şey oluyor da.

Herşeyin sahibi olan Allah'ın sahip olduğu şeylerin nasıl olması gerektiğini söylemesi mi anormal oluyor?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Hulki Can&#8217;a </p>
<p>Cevabınızın başı ile sonu arasında bir çelişki var.</p>
<p>Yazınızın başında İslam&#8217;ın da diğer dinler gibi batıl olduğunu ve insanlığı geri götürdüğüü yazmışsınız. Bundan insanların kurtulması gerektiğini yazmışsınız. </p>
<p>Fakat sonunda aslında İslam&#8217;ın hurafelerle dolu olduğunu, gerçekte İslam&#8217;ın böyle olmadığını, bu hurafeleri inançsız kapitalist zengin zümrelerin dine soktuğunu ve taraftarlarıyla beraber de dine ve toplumlara zarar verdiğiniz yazmışsınız.</p>
<p>Bu çelişki sizin asli düşüncenizi ve çıkış noktanızı muğlak bir hale getirmektedir. Zemin kaygan olunca da ben kendi düşüncemi ifade ederken bayağı zorlanacağım. En iyisi ben kendi eleştirimi dediğiniz gibi kırmadan, dökmeden saygı çerçevesinde ifade edeyim.</p>
<p>Birinci olarak İran&#8217;da yaşanan İslami ya da dini bir düzen değildir. Ben armuta elma dememle o armut elma olmaz. </p>
<p>İran&#8217;ın biz dini hükümlere göre yaşıyoruz demesi onun öyle yaşadığını göstermez. İslam içinde bu ülke örnek gösterilemez. Ona kalsa Suudi Arabistan&#8217;da Araplar petrol sayesinde para içinde yüzerken Filisten&#8217;de çocuklar öldürülüyor. Umurlarında değil.</p>
<p>56 tane güya İslam ülkesi var. Ama İsrail gibi bizim ilçemiz kadar olan bir ülkeye ses bile çıkaramıyorlar. Yani Ben İslam ülkesiyim, ben müslümanım, ben inanıyorum demekle bu işler olmuyor.</p>
<p>İslam&#8217;ın bilimsel ve akla dayanan bir din olduğunu söylemiştim. Bu iştede akıl ön plandadır. Bir insanın veya toplumun biz müslümanız diyebilmesi için onu yaşaması lazımdır. </p>
<p>Peki neyi yaşayacak. İnandığı dini. İnandığı dini nerden öğrenecek. Kaynağından. Kaynağından öğrenmediğin, sağdan soldan duyduğun bir din yaşarsan o din gerçekten bir dogma ve uydurma olur.</p>
<p>Demekki burada ben müslüman biriyim veya biz müslüman bir toplumuz deyipte böyle yaşmayanlar, farklı yaşayanlar aslında sadece diliyle bunu ikrar etmiş oluyor. Kalben bir samimiyet sözkonusu değildir.</p>
<p>Bu durumu yine elle tutulur bir örnekle açıklamak istiyorum. Ki inandırıcı olsun. </p>
<p>Bir insan belirli bir yaşa ve olgunluğa geldiği zaman kendisiyle ilgili karaları kendi vermek ister. Nasıl bir evde oturacağına, nasıl eşyalar istediğine, hangi meslekte çalışmak istediğine, kiminle evlenmek istediğine, eşiyle yaşamak istediği hayata, çocuklarını nasıl yetiştireceğine, nasıl giyineceğine, nasıl konuşacağına vb.</p>
<p>Bu arzu nerden gelir. Çünkü sahip olduğu şeylerle ilgili karar verme yetkisini kendinde görür de ondan. </p>
<p>Peki insanın kendisine ait olan şeylerle ilgili kararları kendisinin vermesi gayet doğal bir şey oluyor da.</p>
<p>Herşeyin sahibi olan Allah&#8217;ın sahip olduğu şeylerin nasıl olması gerektiğini söylemesi mi anormal oluyor?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Hulki Can tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-1163</link>
		<dc:creator>Hulki Can</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2009 04:41:28 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-1163</guid>
		<description>Eleştiri veya eleştiribilim her şeyden önce insanları aşağılama yöntemi değildir. "Saldırı, fitne, fesat" hiç değildir. Bunlar İslamcıların beylik söylemleridir. Eleştiri, düşüncelerin ve görüşlerin enine boyuna irdelendiği, yanlış ve doğru yönlerinin tartıldığı, araştırıldığı bir yöntemdir. Yazılarınızı biraz daha ciddi, kişileri bireysel olarak suçlamadan ve kişilikleri hedef almadan yazabilirseniz bazı konuları tartışma olanağımız olabilir. Aksi takdirde, birbirlerini hakarete varan sözlerle, küfürlerle suçlayan bir sürü islami ve ateist site var onlara takılınız, tartışma etiğini ve seviyesini düşürmeyiniz.

"Beşeri sistemlerle" toplumsal barışı sağlamış olan bazı devletler vardır. Hazar Devleti, Göktürk Devleti, İsviçre, Norveç, Finlandiya gibi ülkeler en az sorunlu ülkelerdir. Ama din ile barışı kim sağlamış? İran mı? İslamcıların ve dinlere inananların anlayamadığı şey şu:


Eleştiri yapan bir kimsenin  acı çektiği, çukurda olduğu, kafasının  karıştığı, kuşku veya eksik bilgiyle, veya salt somut delillerle hareket ettiği  söz konusu değildir. Kutsallık ve dine karşı yapılan eleştiriler Ortaçağ Engizisyon zihniyeti ile hala ölümle cezalandırılmaktadır. Burada din derken Müslümanlıktan söz ediyorum. Ortaçağda Kilise  tarafından estirilen dinsel  terör 21.ci yüzyılda İslami terör kılığında karşımıza çıkmaktadır. “İslami terör” yanlış bir terim bile olsa dünya ve insanlık bunu bu şekilde algılamış ve algılamaktadır.  Dünyamızın her geçen gün daha kötüye gittiğinin yadsınamaz bir gerçek olduğu açıkça ortadadır. Geçmişte olduğu gibi dinin buna çözüm bulabileceğini iddia etmek olanak dışı görünüyor.  


Eleştiriden amaç dince kutsal sayılan şeyleri, İslam dinini küçültmek, aşağılamak değildir. Amaç inançların ve öğretilerin kökenini yansız, bilimsel yöntemlerle araştırmak, eleştirmek, eğrileri ve doğruları ortaya koymak, bu dindeki varsa pagan (putperest) ve başka dinlerden gelen inançları ortaya çıkarmaktır. 

Puta tapma paradigması olan totemizm ile tabu arasında ayrılmaz bir bağ vardır. Tabu veya haramın olduğu yerde mutlaka, dolaylı ve dolaysız olarak, kutsallığa tapma vardır ki bu kutsallık kalkanıyla yüceltilmiş ve korunmaya alınmış her şey olabilir. Kutsallık tanrılara, yöneticilere, liderlere, krallara, peygamberlere, din adamlarına, insanlara (aziz, azize, ermiş, evliya, hoca efendi), yapılara (arazi, toprak, tapınak, sunak, türbe), eşyalara (giysi, hırka, kılıç, diş, kitap, kase), günlere (bayram, Noel, paskalya) verilebilir. Kutsallık zırhıyla yüceltilen örnekler diğer benzerlerine karşın daha üst, daha saygın ve daha güçlü bir konuma yükselirler.

İslam kültür ve felsefesinin en parlak çağında İbni Sina (Avicenna), İbni Rüşt (Averreo) gibi bir çok düşünür özgürce her çeşit konuyu tartışmış,  İslam’ı eleştiren yorumlar yapmışlardır.  Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre gibi Anadolu topraklarında yetişmiş şair ve bilgeler de kimseyi suçlamamışlardır. Önyargılı suçlamaları başlatanlar bu parlak çağın sona ermesine yol açan mürteciler, şeriat heveslileri, gericiler, yobazlar, fanatikler, yapay kutsallığı ve dinsel ideolojiyi topluma dayatanlar olmuştur. 

Avrupa’da Kilise ve dini eleştiren yapıtlar genelde akademik, rasyonel ve felsefidir. Hümanistler, reformistler, akademisyenler, filozoflar ve Protestanlarca dine karşı başlatılan eleştiriler Voltaire, Diderot, Spinoza, Marx, Engels, Camus, Sartre, Russell  ile doruk noktasına ulaşmıştır. 

Bizde ise çekinceli karmaşık bir durum söz konusudur. Örneğin, Müslümanlığa karşı yapıtlarıyla ünlenen Turan Dursun (1934-1990) imamdır, ilkokul mezunu bile değildir. Hukukçu Prof. Dr. İlhan Arsel’in  yazıları ise fazla  ayrıntılı ve karmaşıktır. Arsel’in köklü bir teoloji bilgisi yoktur. Cemil Sena’nın (1894-1981) “Hazreti Muhammedin Felsefesi” bugüne kadar İslam, Kuran ve Muhammet’e karşı yapılmış en somut eleştirileri içerir. İslam’ı ve Kuran’ı çözümleyebilmek için özellikle Yahudilik,  Tevrat ve İncil’i  iyi bilmek gerekir.   Umarım ülkemide de dinsel konular akademik bir düzlemde tartışılabilir.

Her din ve felsefede olduğu  gibi İslam dininde de eskimiş, miadını doldurmuş, batıl, uygulanması olanaksız kurallar, mitolojik ve pagan adetlerden kaynaklanan  inanç ve uygulamalar vardır. Bunları ayıklamak, gerçek doğruları bulmak gerekir. Amacım dindarları üzmek ya da sevindirmek değil. Amaç gerçeğin, salt gerçeğin ortaya çıkmasıdır. Bu bağlamda amaç dinsizliği yaymak değil, İslam’ın ve dinlerin gerçek içeriğini, kapsamını, kaynaklarını ortaya çıkartmaktır.  

Gerçek anlamda tanrıtanımaz, inançsız veya dinsiz olanlar, insanları bir koyun sürüsü gibi gütmek ve savaşlardan savaşlara sürükleyebilmek  için kendi düşüncelerini, inançlarını, kuruntularını, hırslarını, küçük hesaplarını, nefretlerini, intikamlarını kutsallık kalkanıyla Tanrı’ya yükleyenler ve sanki kutsal emirlermiş gibi bunları insanlara kabul ettirenlerdir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Eleştiri veya eleştiribilim her şeyden önce insanları aşağılama yöntemi değildir. &#8220;Saldırı, fitne, fesat&#8221; hiç değildir. Bunlar İslamcıların beylik söylemleridir. Eleştiri, düşüncelerin ve görüşlerin enine boyuna irdelendiği, yanlış ve doğru yönlerinin tartıldığı, araştırıldığı bir yöntemdir. Yazılarınızı biraz daha ciddi, kişileri bireysel olarak suçlamadan ve kişilikleri hedef almadan yazabilirseniz bazı konuları tartışma olanağımız olabilir. Aksi takdirde, birbirlerini hakarete varan sözlerle, küfürlerle suçlayan bir sürü islami ve ateist site var onlara takılınız, tartışma etiğini ve seviyesini düşürmeyiniz.</p>
<p>&#8220;Beşeri sistemlerle&#8221; toplumsal barışı sağlamış olan bazı devletler vardır. Hazar Devleti, Göktürk Devleti, İsviçre, Norveç, Finlandiya gibi ülkeler en az sorunlu ülkelerdir. Ama din ile barışı kim sağlamış? İran mı? İslamcıların ve dinlere inananların anlayamadığı şey şu:</p>
<p>Eleştiri yapan bir kimsenin  acı çektiği, çukurda olduğu, kafasının  karıştığı, kuşku veya eksik bilgiyle, veya salt somut delillerle hareket ettiği  söz konusu değildir. Kutsallık ve dine karşı yapılan eleştiriler Ortaçağ Engizisyon zihniyeti ile hala ölümle cezalandırılmaktadır. Burada din derken Müslümanlıktan söz ediyorum. Ortaçağda Kilise  tarafından estirilen dinsel  terör 21.ci yüzyılda İslami terör kılığında karşımıza çıkmaktadır. “İslami terör” yanlış bir terim bile olsa dünya ve insanlık bunu bu şekilde algılamış ve algılamaktadır.  Dünyamızın her geçen gün daha kötüye gittiğinin yadsınamaz bir gerçek olduğu açıkça ortadadır. Geçmişte olduğu gibi dinin buna çözüm bulabileceğini iddia etmek olanak dışı görünüyor.  </p>
<p>Eleştiriden amaç dince kutsal sayılan şeyleri, İslam dinini küçültmek, aşağılamak değildir. Amaç inançların ve öğretilerin kökenini yansız, bilimsel yöntemlerle araştırmak, eleştirmek, eğrileri ve doğruları ortaya koymak, bu dindeki varsa pagan (putperest) ve başka dinlerden gelen inançları ortaya çıkarmaktır. </p>
<p>Puta tapma paradigması olan totemizm ile tabu arasında ayrılmaz bir bağ vardır. Tabu veya haramın olduğu yerde mutlaka, dolaylı ve dolaysız olarak, kutsallığa tapma vardır ki bu kutsallık kalkanıyla yüceltilmiş ve korunmaya alınmış her şey olabilir. Kutsallık tanrılara, yöneticilere, liderlere, krallara, peygamberlere, din adamlarına, insanlara (aziz, azize, ermiş, evliya, hoca efendi), yapılara (arazi, toprak, tapınak, sunak, türbe), eşyalara (giysi, hırka, kılıç, diş, kitap, kase), günlere (bayram, Noel, paskalya) verilebilir. Kutsallık zırhıyla yüceltilen örnekler diğer benzerlerine karşın daha üst, daha saygın ve daha güçlü bir konuma yükselirler.</p>
<p>İslam kültür ve felsefesinin en parlak çağında İbni Sina (Avicenna), İbni Rüşt (Averreo) gibi bir çok düşünür özgürce her çeşit konuyu tartışmış,  İslam’ı eleştiren yorumlar yapmışlardır.  Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre gibi Anadolu topraklarında yetişmiş şair ve bilgeler de kimseyi suçlamamışlardır. Önyargılı suçlamaları başlatanlar bu parlak çağın sona ermesine yol açan mürteciler, şeriat heveslileri, gericiler, yobazlar, fanatikler, yapay kutsallığı ve dinsel ideolojiyi topluma dayatanlar olmuştur. </p>
<p>Avrupa’da Kilise ve dini eleştiren yapıtlar genelde akademik, rasyonel ve felsefidir. Hümanistler, reformistler, akademisyenler, filozoflar ve Protestanlarca dine karşı başlatılan eleştiriler Voltaire, Diderot, Spinoza, Marx, Engels, Camus, Sartre, Russell  ile doruk noktasına ulaşmıştır. </p>
<p>Bizde ise çekinceli karmaşık bir durum söz konusudur. Örneğin, Müslümanlığa karşı yapıtlarıyla ünlenen Turan Dursun (1934-1990) imamdır, ilkokul mezunu bile değildir. Hukukçu Prof. Dr. İlhan Arsel’in  yazıları ise fazla  ayrıntılı ve karmaşıktır. Arsel’in köklü bir teoloji bilgisi yoktur. Cemil Sena’nın (1894-1981) “Hazreti Muhammedin Felsefesi” bugüne kadar İslam, Kuran ve Muhammet’e karşı yapılmış en somut eleştirileri içerir. İslam’ı ve Kuran’ı çözümleyebilmek için özellikle Yahudilik,  Tevrat ve İncil’i  iyi bilmek gerekir.   Umarım ülkemide de dinsel konular akademik bir düzlemde tartışılabilir.</p>
<p>Her din ve felsefede olduğu  gibi İslam dininde de eskimiş, miadını doldurmuş, batıl, uygulanması olanaksız kurallar, mitolojik ve pagan adetlerden kaynaklanan  inanç ve uygulamalar vardır. Bunları ayıklamak, gerçek doğruları bulmak gerekir. Amacım dindarları üzmek ya da sevindirmek değil. Amaç gerçeğin, salt gerçeğin ortaya çıkmasıdır. Bu bağlamda amaç dinsizliği yaymak değil, İslam’ın ve dinlerin gerçek içeriğini, kapsamını, kaynaklarını ortaya çıkartmaktır.  </p>
<p>Gerçek anlamda tanrıtanımaz, inançsız veya dinsiz olanlar, insanları bir koyun sürüsü gibi gütmek ve savaşlardan savaşlara sürükleyebilmek  için kendi düşüncelerini, inançlarını, kuruntularını, hırslarını, küçük hesaplarını, nefretlerini, intikamlarını kutsallık kalkanıyla Tanrı’ya yükleyenler ve sanki kutsal emirlermiş gibi bunları insanlara kabul ettirenlerdir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Destek Veriyorum tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-1155</link>
		<dc:creator>Destek Veriyorum</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2009 20:00:59 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-1155</guid>
		<description>Hulki Can'a

İnançsız insanların düştüğü çukurdasınız.
Sert olmayı seviyorsunuz ya.
Ben de sert olayım ki eşitlik olsun.
O çok istediğiniz şey.

Peki Hulki Bey.
Sizin bakış açınızla yaklaşalım.
Diyelim ki İslam dini uydurma ve safsata.
Toplumsal barış için de ilahi değil beşeri çözümler ürettik.

O zaman söyleyin şimdiye kadar beşeri sistemlerle huzur bulmuş,
toplumsal barışı sağlamış, yani ortalık güllük gülistanlık olmuş, bir devir veya millet var mıdır?

Diyelim ki öte dünya yok.
Peki bu dünya niye var.
Evren niye var?
Galaksiler niye var?
Yıldızlar niye var?
Bu kainattaki sistem niye böyle?
Niye sadece tepsi gibi düz bir dünya değil de sonsuz uzay var?
Neden mükemmel bir denge var?

Amacımız sadece bu dünyada mutlu olmak ise
Niye başka insanların mutluluğunu, toplumsal barışı düşünüyoruz?
Banane milletten.
Ben nasıl mutlu olurum onun peşine düşeyim.
Ben cinayet işlemekten mutlu oluyorum o zaman adam öldüreyim
Öbürü hırsızlıktan mutlu oluyor ne varsa çalsın.
Diğeri tecavüzden hoşlanıyor önüne gelene saldırsın.
Beni ve milleti ne durduracak.
Beşerin koyduğu kurallar mı?

Yani sen küçükten baba olarak bana diyeceksin ki
Adam öldürmeyeceksin, hırsızlık yapmayacaksın, başkalarına zarar vermeyeceksin.
Ben de armutum ya.
Hiç sorgulamayacağım.
Tabi ki babacım bunları yapmam diyeceğim öyle mi?
Ne güzel İstanbul.

İnsanlar için başka hiçbir varlıkta olmayan sorgulama, düşünme, vicdan, iç huzur gibi duygular vardır.
Bunları bir beşer diğerine kendi çabasıyla ne kadar verebilir.

İnananların çoğunda da eksik gördüğüm bişey var.
Size sert olmamın sebebi de budur.
Yaşadıkları inancı yayma ve anlatma konusunda hoşgörü sanarak alttan almalarıdır.

Eğer sizin gibi inanmayanlar çatır çatır yazabiliyorsa 
ben de yazıyorum.

Farkımız şu:

Siz anlattıklarınızı Allah'tan korkmadığınız için,
Ben ise korktuğum için yazıyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Hulki Can&#8217;a</p>
<p>İnançsız insanların düştüğü çukurdasınız.<br />
Sert olmayı seviyorsunuz ya.<br />
Ben de sert olayım ki eşitlik olsun.<br />
O çok istediğiniz şey.</p>
<p>Peki Hulki Bey.<br />
Sizin bakış açınızla yaklaşalım.<br />
Diyelim ki İslam dini uydurma ve safsata.<br />
Toplumsal barış için de ilahi değil beşeri çözümler ürettik.</p>
<p>O zaman söyleyin şimdiye kadar beşeri sistemlerle huzur bulmuş,<br />
toplumsal barışı sağlamış, yani ortalık güllük gülistanlık olmuş, bir devir veya millet var mıdır?</p>
<p>Diyelim ki öte dünya yok.<br />
Peki bu dünya niye var.<br />
Evren niye var?<br />
Galaksiler niye var?<br />
Yıldızlar niye var?<br />
Bu kainattaki sistem niye böyle?<br />
Niye sadece tepsi gibi düz bir dünya değil de sonsuz uzay var?<br />
Neden mükemmel bir denge var?</p>
<p>Amacımız sadece bu dünyada mutlu olmak ise<br />
Niye başka insanların mutluluğunu, toplumsal barışı düşünüyoruz?<br />
Banane milletten.<br />
Ben nasıl mutlu olurum onun peşine düşeyim.<br />
Ben cinayet işlemekten mutlu oluyorum o zaman adam öldüreyim<br />
Öbürü hırsızlıktan mutlu oluyor ne varsa çalsın.<br />
Diğeri tecavüzden hoşlanıyor önüne gelene saldırsın.<br />
Beni ve milleti ne durduracak.<br />
Beşerin koyduğu kurallar mı?</p>
<p>Yani sen küçükten baba olarak bana diyeceksin ki<br />
Adam öldürmeyeceksin, hırsızlık yapmayacaksın, başkalarına zarar vermeyeceksin.<br />
Ben de armutum ya.<br />
Hiç sorgulamayacağım.<br />
Tabi ki babacım bunları yapmam diyeceğim öyle mi?<br />
Ne güzel İstanbul.</p>
<p>İnsanlar için başka hiçbir varlıkta olmayan sorgulama, düşünme, vicdan, iç huzur gibi duygular vardır.<br />
Bunları bir beşer diğerine kendi çabasıyla ne kadar verebilir.</p>
<p>İnananların çoğunda da eksik gördüğüm bişey var.<br />
Size sert olmamın sebebi de budur.<br />
Yaşadıkları inancı yayma ve anlatma konusunda hoşgörü sanarak alttan almalarıdır.</p>
<p>Eğer sizin gibi inanmayanlar çatır çatır yazabiliyorsa<br />
ben de yazıyorum.</p>
<p>Farkımız şu:</p>
<p>Siz anlattıklarınızı Allah&#8217;tan korkmadığınız için,<br />
Ben ise korktuğum için yazıyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ankadoor tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-1035</link>
		<dc:creator>ankadoor</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 May 2009 06:57:14 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-1035</guid>
		<description>bende bnyhaa kardeşimle aynı yaştayım ve onun görüşlerine aynen katılıyorum. syn hulki bey sizin yaptığınız eleştirinin neresi olumlu onu anlayamadım eleştirinizin temeline islamı almış ve onun alehine söylemlerde bulunmuşsunuz, araştırın,inceleyin demişsiniz merak ediyorum peygamberimizin hayatını ne kadar araştırdınız(!) peygamberin ahlakını din ile ilgili uygulamalarını (sünnet) ne kadar biliyor ve ayrıca bunları normal hayatta canlandıran sahabenin yaşantısı hakkında ne kadar bilgiye sahipsiniz?
yazınızın enteresan taraflarından biride arapların haremi olduğu konusudur. syn hulki bey şimdi size soruyorum kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir toplumda bu bolluk nerden geliyor? hem kız çocukları diri diri gömülecek hemde kadın nufusu erkek nufusunun-sizin verdiğiniz bilgiye göre- 10 katı olucak.kusura bakmayın ama objectiflik adına sizin yazınızda pek parlak noktalar bulamadım.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>bende bnyhaa kardeşimle aynı yaştayım ve onun görüşlerine aynen katılıyorum. syn hulki bey sizin yaptığınız eleştirinin neresi olumlu onu anlayamadım eleştirinizin temeline islamı almış ve onun alehine söylemlerde bulunmuşsunuz, araştırın,inceleyin demişsiniz merak ediyorum peygamberimizin hayatını ne kadar araştırdınız(!) peygamberin ahlakını din ile ilgili uygulamalarını (sünnet) ne kadar biliyor ve ayrıca bunları normal hayatta canlandıran sahabenin yaşantısı hakkında ne kadar bilgiye sahipsiniz?<br />
yazınızın enteresan taraflarından biride arapların haremi olduğu konusudur. syn hulki bey şimdi size soruyorum kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir toplumda bu bolluk nerden geliyor? hem kız çocukları diri diri gömülecek hemde kadın nufusu erkek nufusunun-sizin verdiğiniz bilgiye göre- 10 katı olucak.kusura bakmayın ama objectiflik adına sizin yazınızda pek parlak noktalar bulamadım.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>bnyhaa tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-334</link>
		<dc:creator>bnyhaa</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Apr 2008 17:56:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-334</guid>
		<description>Syn Hulki Can kaç yaşında olduğunuzu bilmiyorum ama bn 17 yaşındayım ve bu yazdıklaınız bna bile çok sçama geliyorrr ayetlerden işinize gelenleri seçip almışsınız sizz eğer böyle bir iddada bulunuyorsanızz lütfen daha ii örnekler verinn okuyupta gülmekten başka bişi yapmadığım şeyler yazmayınn</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Syn Hulki Can kaç yaşında olduğunuzu bilmiyorum ama bn 17 yaşındayım ve bu yazdıklaınız bna bile çok sçama geliyorrr ayetlerden işinize gelenleri seçip almışsınız sizz eğer böyle bir iddada bulunuyorsanızz lütfen daha ii örnekler verinn okuyupta gülmekten başka bişi yapmadığım şeyler yazmayınn</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Hulki Can tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-213</link>
		<dc:creator>Hulki Can</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Nov 2007 13:46:37 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-213</guid>
		<description>Muhammet zamanında Araplar 8 ila 10 karıyla evleniyordu. Bunlar resmi nikahlı karılardı. Ayrıca Arapların köle kadınları (cariyeler) da vardı. Yani her Arabın bir haremi vardı. Muhammet, Nisa 3 ayeti ile çokeşliliğe bir sınırlama getiriyor. Ayetin Fransızca Kuran’dan Türkçeye çevirisi daha anlaşılır:

“Yetimlere karşı adaletsiz davranmaktan korkuyorsanız, karılarınıza karşı da adaletsiz davranmaktan korkun. En fazla iki, üç veya dört kadınla evlenin. Onların içinden hoşunuza gidecekleri seçin. Hakkaniyetle davranamayacaksanız tek bir kadın alın, veya köleleriniz ile yetinin.”

Şimdi bu durumda:

1.	Çokeşlilik yasak değil. 4 karı alma hakkı var. Adaletle davranıp davranmama erkeğin vicdanına bırakılmış. Baktı ki olmuyor “boş ol” der ve iş biter. Erkek için boşamakla ilgili bir sınır veya gerekçe yoktur. Bakara 230-237 ayetlerinde kadını değil ama “kadınları” boşamaktan söz edilir. Kadın zaten kocasını boşayamaz !
2.	Nisa 3 e göre adil davranamayacak erkeklere tek bir kadınla nikah yapın veya elinizin altındaki “köleler ile yetinin” deniyor. Ama çokeşlilik yasak değil. Yasak olsa bizim padişahlar harem kurar mıydı ? İkincisi: Ne kölesi? Hangi devirde yaşıyoruz biz ? Prof. Süleyman  Ateş  bu bölümü “cariyelerinizle yetinin” diye çevirmiş.  Köle ve cariyeler ile cinsel ilişkide bulunmak için nikah yapmaya bile gerek yoktur.
3.	Diğer taraftan orijinal Arapçasında çoğul olan “cariyeler” sözcüğünü, tekilmiş gibi “cariye” olarak çevirerek gerçekleri ya da harem düzenini kamufle etmeye kalkışmakla cahillik, riya, takiye ve ikiyüzlülük ortaya çıkar. 
4.	Köleler, cariyeler ve Harem düzeni! İşte Müslümanlığın ve Kuran’ın onayladığı evlilik anlayışı.  Bunların  tümü çağdışı, etik dışı, ahlak dışı inançlardır. Çokeşlilik Atatürk’ün sayesinde yasaklanmıştır.

Kuşkusuz herkes istediği inancı seçmekte özgürdür ! Galiba şimdi hakkıyla eleştiri yaptığımı sanıyorum !</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Muhammet zamanında Araplar 8 ila 10 karıyla evleniyordu. Bunlar resmi nikahlı karılardı. Ayrıca Arapların köle kadınları (cariyeler) da vardı. Yani her Arabın bir haremi vardı. Muhammet, Nisa 3 ayeti ile çokeşliliğe bir sınırlama getiriyor. Ayetin Fransızca Kuran’dan Türkçeye çevirisi daha anlaşılır:</p>
<p>“Yetimlere karşı adaletsiz davranmaktan korkuyorsanız, karılarınıza karşı da adaletsiz davranmaktan korkun. En fazla iki, üç veya dört kadınla evlenin. Onların içinden hoşunuza gidecekleri seçin. Hakkaniyetle davranamayacaksanız tek bir kadın alın, veya köleleriniz ile yetinin.”</p>
<p>Şimdi bu durumda:</p>
<p>1.	Çokeşlilik yasak değil. 4 karı alma hakkı var. Adaletle davranıp davranmama erkeğin vicdanına bırakılmış. Baktı ki olmuyor “boş ol” der ve iş biter. Erkek için boşamakla ilgili bir sınır veya gerekçe yoktur. Bakara 230-237 ayetlerinde kadını değil ama “kadınları” boşamaktan söz edilir. Kadın zaten kocasını boşayamaz !<br />
2.	Nisa 3 e göre adil davranamayacak erkeklere tek bir kadınla nikah yapın veya elinizin altındaki “köleler ile yetinin” deniyor. Ama çokeşlilik yasak değil. Yasak olsa bizim padişahlar harem kurar mıydı ? İkincisi: Ne kölesi? Hangi devirde yaşıyoruz biz ? Prof. Süleyman  Ateş  bu bölümü “cariyelerinizle yetinin” diye çevirmiş.  Köle ve cariyeler ile cinsel ilişkide bulunmak için nikah yapmaya bile gerek yoktur.<br />
3.	Diğer taraftan orijinal Arapçasında çoğul olan “cariyeler” sözcüğünü, tekilmiş gibi “cariye” olarak çevirerek gerçekleri ya da harem düzenini kamufle etmeye kalkışmakla cahillik, riya, takiye ve ikiyüzlülük ortaya çıkar.<br />
4.	Köleler, cariyeler ve Harem düzeni! İşte Müslümanlığın ve Kuran’ın onayladığı evlilik anlayışı.  Bunların  tümü çağdışı, etik dışı, ahlak dışı inançlardır. Çokeşlilik Atatürk’ün sayesinde yasaklanmıştır.</p>
<p>Kuşkusuz herkes istediği inancı seçmekte özgürdür ! Galiba şimdi hakkıyla eleştiri yaptığımı sanıyorum !</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ali tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-205</link>
		<dc:creator>Ali</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Oct 2007 08:06:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://elestiri.org/siddetin-ilaci-din-egitimi-olabilir-mi/#comment-205</guid>
		<description>Hoşunuza giden diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz” (Nisa: 3) diye çokeşliliğe onay veren bir dinle mi uygar ve çağdaş Türkiye’yi kuracağız?
                           Hulki CAN
  'Eğer gözetiminiz altındaki yetim kızlar ile evlendiğiniz takdirde onların haklarını gerektiği gibi gözetemeyeceğinizden korkarsanız size nikahı düşen kadınlardan ikisi, üçü ya da dördü ile evlenebilirsiniz. Ama eğer onların arasında adil davranamayacağınızdan korkarsanız tek kadınla evleniniz, ya da elinizin altındaki cariye ile yetininiz. Haksızlığa düşmemeniz için en uygun hareket budur.'
  Bilimsel yazmak gerekir diye düşünüyorum.Eleştiri yapılıyorsa hakkıyla yapılması gerekir,aksi takdirde cahil durumuna düşülebilir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Hoşunuza giden diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz” (Nisa: 3) diye çokeşliliğe onay veren bir dinle mi uygar ve çağdaş Türkiye’yi kuracağız?<br />
                           Hulki CAN<br />
  &#8216;Eğer gözetiminiz altındaki yetim kızlar ile evlendiğiniz takdirde onların haklarını gerektiği gibi gözetemeyeceğinizden korkarsanız size nikahı düşen kadınlardan ikisi, üçü ya da dördü ile evlenebilirsiniz. Ama eğer onların arasında adil davranamayacağınızdan korkarsanız tek kadınla evleniniz, ya da elinizin altındaki cariye ile yetininiz. Haksızlığa düşmemeniz için en uygun hareket budur.&#8217;<br />
  Bilimsel yazmak gerekir diye düşünüyorum.Eleştiri yapılıyorsa hakkıyla yapılması gerekir,aksi takdirde cahil durumuna düşülebilir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
