Ana Sayfa » Dinler ve Inanç, Featured

Şiddetin İlacı Din Eğitimi Olabilir mi?

9 Mayıs 2007 16 Görüş Eleştİrmen: Hulki Can

2.3.2007 günü TBMM Şiddeti Araştırma Komisyonu’nda konuşan Prof. Dr. Hayati Hökelekli ülkede ve özellikle gençlerdeki şiddet eğilimine karşı en büyük ilacın din eğitimi olduğunu belirterek, “eğitimin her kademesinde isteğe bağlı din eğitimi programı olmalıdır” demiştir. Prof. Hökelekli “eğitimin her kademesi” diyerek üniversiteleri de bu kapsama alma niyetinde görünüyor. Yani, üniversitelerde de eski medrese sisteminde olduğu gibi din eğitimi verilmesini arzuluyor olmalı.
 

Oysa, görüyoruz ki  ülkemizde İslamcı bir hükümetin iktidarda olması, okullardaki mevcut din eğitimi, tarikat ve dergahların hızla çoğalması, türbanlı ve kara çarşaflı sayısındaki artış, kutlu doğum haftaları, medyatik dinsel etkinlikler ve dinin siyasallaşması  toplumsal şiddeti önleyememiş, şiddet ve suç oranı daha da artmıştır. Türkiye bugüne kadar hiç yaşamadığı ahlaki bir çöküntü, suç oranında patlama, sapıklık, çocuklara cinsel taciz, öldürme, seri cinayet, terör, faili meçhul ve dinsel kökenli toplumsal şiddeti yaşamaktadır. Dehşet, ölüm ve acımasızca boğazlama haberlerini izlemekten toplum şoktan şoka girmekte, insanlar başlarına bir iş gelecek diye sokağa bile çıkmağa korkar hale gelmektedirler.
 

 İslamcı bir partinin iktidarda olmasına rağmen, cami inşaatlarının hızla devam etmesine rağmen, İslamcı radyo ve televizyon kanallarının çoğalmasına rağmen, İslamcı kitaplar ve dergilerdeki artışa rağmen, tarikatçılık ve İmam Hatip Liselerinin sayısının artmasına rağmen toplumdaki şiddet, töre cinayetleri, sıradan cinayetler, terör, çocuk ve kadınlara karşı saldırılar önlenemez hale gelmiştir.
 

Bu bağlamda bir paradoks söz konusudur. Dinin toplumsal hayata egemen olması beklenen barışı, kardeşliği ve sevgiyi oluşturamamıştır. Tam tersi dinsel kökenli şiddet artmıştır! Neden peki? Bu işte bir gariplik yok mu?
 

Bugün bir takım insanlar, bir takım başka insanlar tarafından istenildiği an dinsel gerekçelerle rahatça öldürülmektedir. Öldürmek ve öldürülmek bu ülkede artık tamamen özgür bırakılmıştır. Ortam müsaittir. Özellikle Müslüman olmayanlara karşı veya Müslümanlıktan başka bir din seçenlere karşı bir yıldırma, sindirme ve katliam taktiği izlendiği açıkça görülebiliyor. Trabzon, Hrant Dink ve en son Malatya’da üç Hristiyanın katledilmesi  bu kanıyı güçlendirmektedir. Çünkü hepsi de dinsel motifli cinayetlerdir. Çünkü, dincilik ve şeriatçılığın  güçlenmesi  toplumdaki potansiyel hoşgörüsüzlüğü, sevgisizliği, nefreti, şiddeti, ayrımcılığı, cinsel tacizi körüklemiştir.  Görülmek istemeyen, göz ardı edilen veya görülemeyen paradoksal gerçek budur !
 

KURAN’DA YAZANLAR
Prof. Hökelekli, konuşmasının devamında “sevgi, şefkat, hoşgörü ve sorumluluk duygusunu destekleyen olgun bir dindarlık anlayışını amaçlayan bir din eğitiminin yeterli düzeyde yer verilmesine ihtiyaç bulunduğunu”  söylüyor. Bu güzel bir temenni de ancak temenni ve dileklerle işler yürümüyor. İşin sözüne değil özüne bakmak gerekir.
 

 Sen kalkıp da Zincirlikuyu Mezarlık girişine “Her canlı ölümü tadacaktır” (Ali İmran 185) diye ölümü hayattan üstün tutan bir söylemi  sanki çok bilgece bir  sloganmış gibi yazarsan daha insanlardan ne beklersin ki?  Böyle korkutucu ve tehdit edici bir söylemi ön plana çıkaran bir din sevgi ve barış dini olabilir mi? Fetih, savaş ve kılıçla yayılmış bir dinin insancıl ve  barış dini olduğu nasıl söylenebilir? Cennette anadan doğma hurilerle sevişmenin hezeyan ve hayalleriyle dolu kafalarla mı sevgi, şefkat, hoşgörü ve sorumluluk duygusunu pekiştireceğiz ve evrensel gerçekleri kavrayacağız?
 

“Onları nerede yakalarsanız öldürün” (Bakara: 191) emriyle başka inançtakileri “kafir” olarak gören ve onların “nerede yakalanırsa” öldürülmesini emreden bir dinle mi şiddeti önleyeceğiz ? “Ey iman edenler! Öldürmede kısas size gerekli kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın.” (Bakara: 178)  diye öç almayı “gerekli” gören bir inançla mı sevgi ve adaleti sağlayacağız?
 

 “Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile, kendisine güzel bir rızık verilen ve o rızıkdan gizli ve açık olarak harcayan hür bir insanı misal verdi. Hiç bunlar eşit olur mu?”  (Nahl Suresi 16/75) diye eşitsizliğe ve köleci toplum düzenine onay veren, “Kadınlarınız, sizin için bir tarladır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi varın” (Bakara 223) diyerek kadını alınıp satılan bir mal gibi gören inançlarla mı ezilen kadınların haklarını savunacağız? Açıp okuyun, araştırın ve inceleyin !
 

“ Hoşunuza giden diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz” (Nisa: 3) diye çokeşliliğe onay veren bir dinle mi uygar ve çağdaş Türkiye’yi kuracağız?  “Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün.” (Nisa 34)  emriyle mi kadına saygıyı ve  kadın-erkek eşitliğini sağlayacağız?
 

Bakın bu bağlamda Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamdi Döndüren  “Delilleriyle Aile İlmihali” adlı kitabında ne yazmış:  ”Evleneceklerin tasarruf ehliyetine sahip olmaları gerekir. Bu da 7 yaşına ulaşıp iyi ile kötüyü ayırt etme gücünü elde etmekle gerçekleşir. Alt yaş sınırı kızlarda 9, erkeklerde 12′dir”. İslam hukuku bu mu yani? Yani, 9 yaşına gelmiş bir kızla evlenmeye güya İslam Hukuku izin mi veriyor? Yine, kitabında kadınların dövülmesine de, “kadının yatakta yalnız bırakılması da bir yarar sağlamazsa, bir çeşit disiplin ve eğitim amacıyla bedeninde iz bırakmayacak biçimde dövülebilecektir” diyerek Kuran’daki  görüşler desteklenmektedir.
 

Tüm bunlar ister İslam hukuku veya her ne hukuku olursa olsun bilim dışı, ilkel, sapkın, çağdışı, şiddeti, savaşı, öldürmeyi, intikamı, kadınların aşağılanmasını teşvik eden, körükleyen  görüşlerdir.  Eğer İlahiyat fakülteleri bilim dışı hurafelerin ve sapkın görüşlerin üretildiği, teşvik edildiği gericilik ve irticanın kaleleri haline dönüşmüş ise kapatılmaları gerekir. İlahiyat fakültesi bile olsa buralarda bilim dışı görüşlere yer verilemez. Bilim dışı inançları savunan profesörlerin de akademik ünvanları iptal edilir.
 

Yıllar önce 23 Aralık 1930da yedek subay asteğmen Kubilay’ı şehit eden tarikatçı zihniyet eylemlerine her zaman dinsel veya ilahi bir gerekçe göstermeye  çalışmıştır. Köşeye sıkıştıklarında “ne yapalım  kader, alınyazısı” diyerek suçu da aslında bilmedikleri ve inanmadıkları Tanrı’ya atarlar. (“Sonra onları siz öldürmediniz, lâkin Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, lâkin Allah attı.” Enfal: 17)
 

Hal böyleyken hangi şefkatten, hangi hoşgörüden, hangi sevgiden, hangi barıştan söz ediyoruz? İşte bakın : Irak’ta aynı dinden insanlar birbirlerini acımasızca öldürüyorlar. Bunlar mı din eğitimiyle kurtulacaklar ? Tam tersi: dinsel inanç ve aldıkları din eğitimi yüzünden Sünniler ve Şiiler birbirlerinin gözünü oyuyorlar.
 

ŞİDDET NASIL ÖNLENEBİLİR?
Şiddeti önleyecek tek güç ulus bilinci, vatanseverlik,  Atatürk’ün gösterdiği akıl, bilim ve insanlık yoldur. Türkiye Cumhuriyeti din ve şeriatla değil milli birlik ve beraberlik ülküsüyle kurulmuş, kurtulmuştur.   Eğer gerçekten din ve şeriatla kurtulmuş olsaydık herhalde Türkiye Büyük Millet Meclisi 3 Şubat 1924te Hilafeti ve şeriat hukukunu yürürlükten kaldırmazdı. Yine aynı tarihte, TBMM Türk Devrim İlkeleri kapsamında Öğretim Birliği Yasasını (Tevhidi Tedrisat) kabul ederek din eğitimini de kaldırmazdı.
 

İnsanlığın artık aptes, namaz, oruç, kurban, hac gibi ahlak ve etikle hiç bir ilgisi olmayan gösterişçi ve şekilci pagan adetler yerine bunları aşan çok yüksek değerlere, bambaşka görüşlere, bambaşka perspektiflere gereksinimi vardır.  Asırlar öncesinin şeriat kurallarıyla, inançlarıyla ne şiddeti önleyebilir, ne de bugünü kurtarabiliriz.  Şeriat ve siyasal İslam iflasın eşiğindedir. Laik cumhuriyeti savunma mitingleri artık dönülemez bir noktaya geldiğimizi göstermektedir. Türk halkının büyük bir çoğunluğu şeriata dur demektedir. Tarikatlaşma ve kirli parasal ilişkiler şeriatçı zihniyetin sonunu getirecektir. Çünkü, bütün ayıpları, çirkinlikleri ve kirli çamaşırları bir bir ortaya dökülmekte, daha da dökülecektir. Bilgiye ulaşma kaynakları, araştırma ve inceleme yöntemleri geliştikçe şeriat kurallarının ne kadar boş olduğu, zayıflığı ve çözüm üretemezliği ve bunların çoğunun Yahudilik ve eski pagan dinlerden, Hammurabi kanunlarından, Mısır ve benzeri putperest kültürlerden kaynaklandığı ortaya çıkacaktır. Açıp okuyun, araştırın ve inceleyin !

16 Görüş »

  • Volkan Çınar dedi ki:

    Eleştirinizi okudum katıldığım nokta dinlerin şiddetin ilacı olacamayacağı, katılmadığım nokta ise dinlerin şiddetin kaynağı da olamayacağı. Örnek verdiğiniz tüm şiddet olayları ve cinayetler aslında bazı insanların kendi çıkarlarına dini alet etmelerinden kaynaklanmaktadır. Hepsi aslında insanın doğasından kaynaklanan rant kavgalarının bir sonucudur. Dolaysı ile şiddette insanın doğasından gelmektedir. Dinler, insanların manevi dünyalarını zenginleştirmeye yarayan felsefelerdir. Tüm bu dinlerin çok eski zamanlarda ortaya çıkmasından ve o zamanki yaşam biçimleriyle şimdiki yaşam biçimlerinin farklı olmasından dolayı bazı sorunlar çıkmaktadır. Yorumların bilerek ya da bilmeyerek yanlış yapılmasıda yukarda bahsettiğiniz sonuçları ortaya çıkarır.

    Her insan karşısındakinin inancına saygı duyarsa ve her insan inancını sadece kendi içinde yaşarsa dinlerin insanlığı iyiye götüreceğini düşünüyorum.

  • Guardian dedi ki:

    Öncelikle Hulki Can’a böylesine bir konuyu böylesine güzel bir dille açıkladığı için teşekkür ederim fakat son noktayı Volkan Çınar yine güzel bir sözüyle koymuş;

    “Her insan karşısındakinin inancına saygı duyarsa ve her insan inancını sadece kendi içinde yaşarsa dinlerin insanlığı iyiye götüreceğini düşünüyorum.”

    Hulki Can’ın bahsettiği konuya kelimesi kelimesine katılıyorum fakat kabul etmeliyim ki din’in yozlaştırmadığı kesimlerde var. Sonuç olarak elimize din’in suistimal edildiği kalıyor. Yapmamız gereken ise anlayış toplum düzeyinde birbirimize anlayış gösterebilmek.

    Fakat anlayışın olmadığı yerde de Hulki Can’ın bahsettiği sonuçların çıkacağı kesin olduğundan mecburen önlemini almak. Asıl sorunumuzda burada çıkmakta ve önlemi istemeyen suistimalci kişilerin tepkisini almaktayız.

    Bu tür oyunlara toplum olarak kanmamalı, inancımızı başkalarına bir araç edindirtmemeliyiz. İnancımızı Hulki Can’ın dediği gibi içimizde ve bireysel olarak yaşamak en doğrusudur. Toplum düzeyine indiğimizde ise sorumlu olduğumuz kavram “insanlıktır”. Fakat malesef tam tersine günümüzde pek değeri yoktur.

  • Sinan İŞLER dedi ki:

    Memleketin gidişatının kötü olması eminim hepimizi karakara düşünmeye sevk ediyordur, şu sıralar yaşananlar ya büyük bir komplo yada büyük bir talihsizlik, çünkü ancak bu kadar sorun üst üste gelebilir;

    *laiklik şeriatçılık kargaşası
    bu kargaşanın içerinde öyle talihsizlikler meydana geliyor ki; cumhuriyet mitingleri düzenleniyor bu mitinglere öğretmen zorlamasıyla öğrenciler götürülüyor (kalabalık olması için)
    cumhur başkanlığı seçimi aaynı derdin bir kolu denilebilir memleketin artık şeriat ile yönetileceği korkusuna kapılanlar (bunlar ateistlerde olabilir, şeriata karşı olan parasına düşkün iş adamlarıda olabilir, memleketin içinde dış güçlerin yardakçılarıda olabilir, e söz konusu ükenin Türkiye olması bu durumlara farklı bir boyut katıyor, dış odaklar gözlerini açmış ne olacak bu ülkede diye 3 buçuk atıyorlar

    bazı kesimlerse ülkede bir demokrasinin olduğunu düşünüp bunun elden gideceğinden korkuyorlar, halbu ki bu ülkede demokrasinin tam olarak işlediğini söyleyebilecek bir tek T.C. vatandaşı yok.

    memleketimin insanı açlıktan, yoksulluktan Kapitalist’in (paracı iş adamlarının) aç gözlülükleri yüzünden, dışarıdan borsaya gelen sıcak paraların fırtınaları faizlerin yükleri, kredi kartı borçları, rekor vergiler ile kırılıyorlar, sürünüyorlar, yıkılıyorlar Memleketimin İnsanları.

    T.C. ‘nin sorunları o kadar çoktur ki bunlar için artık bir çözüm bulunma zamanı gelmiştir hatta geçiyordur, madem bir seçim vakti gelmiştir. Bırakında Halk bildiğini Cahilce yada Zekice seçsin. sonuçta yine kaybeden halk olacaktır, yine kazanan Kapitalist olacaktır.

    yayılmacı politikalar ile, bürokrasinin sağladığı açıkları tereyağından kıl çeker gibi kullanarak, işçinin hak ettiğini vermeyerek daha fazla kazanma isteği ile kızışan Emperyalist (ler) kazanmaya devam edecek fakat çoğunluk olan (demokrasi olan) halkım kaybedecektir.

    böyle eşitsizlikler ortasında kargaşanın kaynağı ne dindir, nede laikliktir, ne türbandır, ne Tayyip ERDOĞANDIR, ne cumhur-u resiliktir.. ..vs

    mesele iç bunalımdır, iktisattır, eğitimdir, işçiliktir.

    daha nice sorunlar…

    inanç ise bunca şeyin arasında halk (toplum) için ve hatta İNSAN için sığınılacak tek kaynaktır bunuda İNSAN ‘a çok görmeyiniz. (türk toplumu demiyorum, T.C. vatandaşı demiyorum İNSAN için diyorum )

    saygılar.

  • onur dedi ki:

    Beyefendi kurandan ayet alırken bütünlüğe dikkat edilmelidir.siz bütünü değil bir kısımını alarak kaynak belirmişsiniz.Oysa Kur’an ı anlarken dikkat etmemiz gereken ilk şey bütünlüğü bozmamaktır.siz adeta cımbızla bir iki şey çekip yazmışsınız.Bu ise istenmeyen yanlış anlaşılmara yol açabilir!

  • emre dedi ki:

    Öncelikle şunu unutmamak lazım islam güzel ahlaktır.Ve islam bizim dinimizdir. Eğer bir insan güzel ahlak üzerine eğitilip yetiştirilirse o çocuk saygılı ve edepli olur. Buda demek oluyor ki şiddetin ilacı sadece din eğitiminden geçer….

  • kendimce dedi ki:

    Peygamberimizin, evliyaların, sahabelerin hayatlarıını da incelemenizi öneriyorum. İslam güzel ahlaktır. Ve onlar da öyleydi…

    “Andolsun biz, onlar düşünüp öğüt alsınlar diye (gerçekleri) bu Kur’an’da değişik biçimlerde açıkladık. Fakat bu onların ancak kaçışlarını artırıyor.” (İSRA 42)

  • Ali dedi ki:

    Hoşunuza giden diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz” (Nisa: 3) diye çokeşliliğe onay veren bir dinle mi uygar ve çağdaş Türkiye’yi kuracağız?
    Hulki CAN
    ‘Eğer gözetiminiz altındaki yetim kızlar ile evlendiğiniz takdirde onların haklarını gerektiği gibi gözetemeyeceğinizden korkarsanız size nikahı düşen kadınlardan ikisi, üçü ya da dördü ile evlenebilirsiniz. Ama eğer onların arasında adil davranamayacağınızdan korkarsanız tek kadınla evleniniz, ya da elinizin altındaki cariye ile yetininiz. Haksızlığa düşmemeniz için en uygun hareket budur.’
    Bilimsel yazmak gerekir diye düşünüyorum.Eleştiri yapılıyorsa hakkıyla yapılması gerekir,aksi takdirde cahil durumuna düşülebilir.

  • Hulki Can (author) dedi ki:

    Muhammet zamanında Araplar 8 ila 10 karıyla evleniyordu. Bunlar resmi nikahlı karılardı. Ayrıca Arapların köle kadınları (cariyeler) da vardı. Yani her Arabın bir haremi vardı. Muhammet, Nisa 3 ayeti ile çokeşliliğe bir sınırlama getiriyor. Ayetin Fransızca Kuran’dan Türkçeye çevirisi daha anlaşılır:

    “Yetimlere karşı adaletsiz davranmaktan korkuyorsanız, karılarınıza karşı da adaletsiz davranmaktan korkun. En fazla iki, üç veya dört kadınla evlenin. Onların içinden hoşunuza gidecekleri seçin. Hakkaniyetle davranamayacaksanız tek bir kadın alın, veya köleleriniz ile yetinin.”

    Şimdi bu durumda:

    1. Çokeşlilik yasak değil. 4 karı alma hakkı var. Adaletle davranıp davranmama erkeğin vicdanına bırakılmış. Baktı ki olmuyor “boş ol” der ve iş biter. Erkek için boşamakla ilgili bir sınır veya gerekçe yoktur. Bakara 230-237 ayetlerinde kadını değil ama “kadınları” boşamaktan söz edilir. Kadın zaten kocasını boşayamaz !
    2. Nisa 3 e göre adil davranamayacak erkeklere tek bir kadınla nikah yapın veya elinizin altındaki “köleler ile yetinin” deniyor. Ama çokeşlilik yasak değil. Yasak olsa bizim padişahlar harem kurar mıydı ? İkincisi: Ne kölesi? Hangi devirde yaşıyoruz biz ? Prof. Süleyman Ateş bu bölümü “cariyelerinizle yetinin” diye çevirmiş. Köle ve cariyeler ile cinsel ilişkide bulunmak için nikah yapmaya bile gerek yoktur.
    3. Diğer taraftan orijinal Arapçasında çoğul olan “cariyeler” sözcüğünü, tekilmiş gibi “cariye” olarak çevirerek gerçekleri ya da harem düzenini kamufle etmeye kalkışmakla cahillik, riya, takiye ve ikiyüzlülük ortaya çıkar.
    4. Köleler, cariyeler ve Harem düzeni! İşte Müslümanlığın ve Kuran’ın onayladığı evlilik anlayışı. Bunların tümü çağdışı, etik dışı, ahlak dışı inançlardır. Çokeşlilik Atatürk’ün sayesinde yasaklanmıştır.

    Kuşkusuz herkes istediği inancı seçmekte özgürdür ! Galiba şimdi hakkıyla eleştiri yaptığımı sanıyorum !

  • bnyhaa dedi ki:

    Syn Hulki Can kaç yaşında olduğunuzu bilmiyorum ama bn 17 yaşındayım ve bu yazdıklaınız bna bile çok sçama geliyorrr ayetlerden işinize gelenleri seçip almışsınız sizz eğer böyle bir iddada bulunuyorsanızz lütfen daha ii örnekler verinn okuyupta gülmekten başka bişi yapmadığım şeyler yazmayınn

  • ankadoor dedi ki:

    bende bnyhaa kardeşimle aynı yaştayım ve onun görüşlerine aynen katılıyorum. syn hulki bey sizin yaptığınız eleştirinin neresi olumlu onu anlayamadım eleştirinizin temeline islamı almış ve onun alehine söylemlerde bulunmuşsunuz, araştırın,inceleyin demişsiniz merak ediyorum peygamberimizin hayatını ne kadar araştırdınız(!) peygamberin ahlakını din ile ilgili uygulamalarını (sünnet) ne kadar biliyor ve ayrıca bunları normal hayatta canlandıran sahabenin yaşantısı hakkında ne kadar bilgiye sahipsiniz?
    yazınızın enteresan taraflarından biride arapların haremi olduğu konusudur. syn hulki bey şimdi size soruyorum kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir toplumda bu bolluk nerden geliyor? hem kız çocukları diri diri gömülecek hemde kadın nufusu erkek nufusunun-sizin verdiğiniz bilgiye göre- 10 katı olucak.kusura bakmayın ama objectiflik adına sizin yazınızda pek parlak noktalar bulamadım.

  • Destek Veriyorum dedi ki:

    Hulki Can’a

    İnançsız insanların düştüğü çukurdasınız.
    Sert olmayı seviyorsunuz ya.
    Ben de sert olayım ki eşitlik olsun.
    O çok istediğiniz şey.

    Peki Hulki Bey.
    Sizin bakış açınızla yaklaşalım.
    Diyelim ki İslam dini uydurma ve safsata.
    Toplumsal barış için de ilahi değil beşeri çözümler ürettik.

    O zaman söyleyin şimdiye kadar beşeri sistemlerle huzur bulmuş,
    toplumsal barışı sağlamış, yani ortalık güllük gülistanlık olmuş, bir devir veya millet var mıdır?

    Diyelim ki öte dünya yok.
    Peki bu dünya niye var.
    Evren niye var?
    Galaksiler niye var?
    Yıldızlar niye var?
    Bu kainattaki sistem niye böyle?
    Niye sadece tepsi gibi düz bir dünya değil de sonsuz uzay var?
    Neden mükemmel bir denge var?

    Amacımız sadece bu dünyada mutlu olmak ise
    Niye başka insanların mutluluğunu, toplumsal barışı düşünüyoruz?
    Banane milletten.
    Ben nasıl mutlu olurum onun peşine düşeyim.
    Ben cinayet işlemekten mutlu oluyorum o zaman adam öldüreyim
    Öbürü hırsızlıktan mutlu oluyor ne varsa çalsın.
    Diğeri tecavüzden hoşlanıyor önüne gelene saldırsın.
    Beni ve milleti ne durduracak.
    Beşerin koyduğu kurallar mı?

    Yani sen küçükten baba olarak bana diyeceksin ki
    Adam öldürmeyeceksin, hırsızlık yapmayacaksın, başkalarına zarar vermeyeceksin.
    Ben de armutum ya.
    Hiç sorgulamayacağım.
    Tabi ki babacım bunları yapmam diyeceğim öyle mi?
    Ne güzel İstanbul.

    İnsanlar için başka hiçbir varlıkta olmayan sorgulama, düşünme, vicdan, iç huzur gibi duygular vardır.
    Bunları bir beşer diğerine kendi çabasıyla ne kadar verebilir.

    İnananların çoğunda da eksik gördüğüm bişey var.
    Size sert olmamın sebebi de budur.
    Yaşadıkları inancı yayma ve anlatma konusunda hoşgörü sanarak alttan almalarıdır.

    Eğer sizin gibi inanmayanlar çatır çatır yazabiliyorsa
    ben de yazıyorum.

    Farkımız şu:

    Siz anlattıklarınızı Allah’tan korkmadığınız için,
    Ben ise korktuğum için yazıyorum.

  • Hulki Can (author) dedi ki:

    Eleştiri veya eleştiribilim her şeyden önce insanları aşağılama yöntemi değildir. “Saldırı, fitne, fesat” hiç değildir. Bunlar İslamcıların beylik söylemleridir. Eleştiri, düşüncelerin ve görüşlerin enine boyuna irdelendiği, yanlış ve doğru yönlerinin tartıldığı, araştırıldığı bir yöntemdir. Yazılarınızı biraz daha ciddi, kişileri bireysel olarak suçlamadan ve kişilikleri hedef almadan yazabilirseniz bazı konuları tartışma olanağımız olabilir. Aksi takdirde, birbirlerini hakarete varan sözlerle, küfürlerle suçlayan bir sürü islami ve ateist site var onlara takılınız, tartışma etiğini ve seviyesini düşürmeyiniz.

    “Beşeri sistemlerle” toplumsal barışı sağlamış olan bazı devletler vardır. Hazar Devleti, Göktürk Devleti, İsviçre, Norveç, Finlandiya gibi ülkeler en az sorunlu ülkelerdir. Ama din ile barışı kim sağlamış? İran mı? İslamcıların ve dinlere inananların anlayamadığı şey şu:

    Eleştiri yapan bir kimsenin acı çektiği, çukurda olduğu, kafasının karıştığı, kuşku veya eksik bilgiyle, veya salt somut delillerle hareket ettiği söz konusu değildir. Kutsallık ve dine karşı yapılan eleştiriler Ortaçağ Engizisyon zihniyeti ile hala ölümle cezalandırılmaktadır. Burada din derken Müslümanlıktan söz ediyorum. Ortaçağda Kilise tarafından estirilen dinsel terör 21.ci yüzyılda İslami terör kılığında karşımıza çıkmaktadır. “İslami terör” yanlış bir terim bile olsa dünya ve insanlık bunu bu şekilde algılamış ve algılamaktadır. Dünyamızın her geçen gün daha kötüye gittiğinin yadsınamaz bir gerçek olduğu açıkça ortadadır. Geçmişte olduğu gibi dinin buna çözüm bulabileceğini iddia etmek olanak dışı görünüyor.

    Eleştiriden amaç dince kutsal sayılan şeyleri, İslam dinini küçültmek, aşağılamak değildir. Amaç inançların ve öğretilerin kökenini yansız, bilimsel yöntemlerle araştırmak, eleştirmek, eğrileri ve doğruları ortaya koymak, bu dindeki varsa pagan (putperest) ve başka dinlerden gelen inançları ortaya çıkarmaktır.

    Puta tapma paradigması olan totemizm ile tabu arasında ayrılmaz bir bağ vardır. Tabu veya haramın olduğu yerde mutlaka, dolaylı ve dolaysız olarak, kutsallığa tapma vardır ki bu kutsallık kalkanıyla yüceltilmiş ve korunmaya alınmış her şey olabilir. Kutsallık tanrılara, yöneticilere, liderlere, krallara, peygamberlere, din adamlarına, insanlara (aziz, azize, ermiş, evliya, hoca efendi), yapılara (arazi, toprak, tapınak, sunak, türbe), eşyalara (giysi, hırka, kılıç, diş, kitap, kase), günlere (bayram, Noel, paskalya) verilebilir. Kutsallık zırhıyla yüceltilen örnekler diğer benzerlerine karşın daha üst, daha saygın ve daha güçlü bir konuma yükselirler.

    İslam kültür ve felsefesinin en parlak çağında İbni Sina (Avicenna), İbni Rüşt (Averreo) gibi bir çok düşünür özgürce her çeşit konuyu tartışmış, İslam’ı eleştiren yorumlar yapmışlardır. Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre gibi Anadolu topraklarında yetişmiş şair ve bilgeler de kimseyi suçlamamışlardır. Önyargılı suçlamaları başlatanlar bu parlak çağın sona ermesine yol açan mürteciler, şeriat heveslileri, gericiler, yobazlar, fanatikler, yapay kutsallığı ve dinsel ideolojiyi topluma dayatanlar olmuştur.

    Avrupa’da Kilise ve dini eleştiren yapıtlar genelde akademik, rasyonel ve felsefidir. Hümanistler, reformistler, akademisyenler, filozoflar ve Protestanlarca dine karşı başlatılan eleştiriler Voltaire, Diderot, Spinoza, Marx, Engels, Camus, Sartre, Russell ile doruk noktasına ulaşmıştır.

    Bizde ise çekinceli karmaşık bir durum söz konusudur. Örneğin, Müslümanlığa karşı yapıtlarıyla ünlenen Turan Dursun (1934-1990) imamdır, ilkokul mezunu bile değildir. Hukukçu Prof. Dr. İlhan Arsel’in yazıları ise fazla ayrıntılı ve karmaşıktır. Arsel’in köklü bir teoloji bilgisi yoktur. Cemil Sena’nın (1894-1981) “Hazreti Muhammedin Felsefesi” bugüne kadar İslam, Kuran ve Muhammet’e karşı yapılmış en somut eleştirileri içerir. İslam’ı ve Kuran’ı çözümleyebilmek için özellikle Yahudilik, Tevrat ve İncil’i iyi bilmek gerekir. Umarım ülkemide de dinsel konular akademik bir düzlemde tartışılabilir.

    Her din ve felsefede olduğu gibi İslam dininde de eskimiş, miadını doldurmuş, batıl, uygulanması olanaksız kurallar, mitolojik ve pagan adetlerden kaynaklanan inanç ve uygulamalar vardır. Bunları ayıklamak, gerçek doğruları bulmak gerekir. Amacım dindarları üzmek ya da sevindirmek değil. Amaç gerçeğin, salt gerçeğin ortaya çıkmasıdır. Bu bağlamda amaç dinsizliği yaymak değil, İslam’ın ve dinlerin gerçek içeriğini, kapsamını, kaynaklarını ortaya çıkartmaktır.

    Gerçek anlamda tanrıtanımaz, inançsız veya dinsiz olanlar, insanları bir koyun sürüsü gibi gütmek ve savaşlardan savaşlara sürükleyebilmek için kendi düşüncelerini, inançlarını, kuruntularını, hırslarını, küçük hesaplarını, nefretlerini, intikamlarını kutsallık kalkanıyla Tanrı’ya yükleyenler ve sanki kutsal emirlermiş gibi bunları insanlara kabul ettirenlerdir.

  • Destek Veriyorum dedi ki:

    Hulki Can’a

    Cevabınızın başı ile sonu arasında bir çelişki var.

    Yazınızın başında İslam’ın da diğer dinler gibi batıl olduğunu ve insanlığı geri götürdüğüü yazmışsınız. Bundan insanların kurtulması gerektiğini yazmışsınız.

    Fakat sonunda aslında İslam’ın hurafelerle dolu olduğunu, gerçekte İslam’ın böyle olmadığını, bu hurafeleri inançsız kapitalist zengin zümrelerin dine soktuğunu ve taraftarlarıyla beraber de dine ve toplumlara zarar verdiğiniz yazmışsınız.

    Bu çelişki sizin asli düşüncenizi ve çıkış noktanızı muğlak bir hale getirmektedir. Zemin kaygan olunca da ben kendi düşüncemi ifade ederken bayağı zorlanacağım. En iyisi ben kendi eleştirimi dediğiniz gibi kırmadan, dökmeden saygı çerçevesinde ifade edeyim.

    Birinci olarak İran’da yaşanan İslami ya da dini bir düzen değildir. Ben armuta elma dememle o armut elma olmaz.

    İran’ın biz dini hükümlere göre yaşıyoruz demesi onun öyle yaşadığını göstermez. İslam içinde bu ülke örnek gösterilemez. Ona kalsa Suudi Arabistan’da Araplar petrol sayesinde para içinde yüzerken Filisten’de çocuklar öldürülüyor. Umurlarında değil.

    56 tane güya İslam ülkesi var. Ama İsrail gibi bizim ilçemiz kadar olan bir ülkeye ses bile çıkaramıyorlar. Yani Ben İslam ülkesiyim, ben müslümanım, ben inanıyorum demekle bu işler olmuyor.

    İslam’ın bilimsel ve akla dayanan bir din olduğunu söylemiştim. Bu iştede akıl ön plandadır. Bir insanın veya toplumun biz müslümanız diyebilmesi için onu yaşaması lazımdır.

    Peki neyi yaşayacak. İnandığı dini. İnandığı dini nerden öğrenecek. Kaynağından. Kaynağından öğrenmediğin, sağdan soldan duyduğun bir din yaşarsan o din gerçekten bir dogma ve uydurma olur.

    Demekki burada ben müslüman biriyim veya biz müslüman bir toplumuz deyipte böyle yaşmayanlar, farklı yaşayanlar aslında sadece diliyle bunu ikrar etmiş oluyor. Kalben bir samimiyet sözkonusu değildir.

    Bu durumu yine elle tutulur bir örnekle açıklamak istiyorum. Ki inandırıcı olsun.

    Bir insan belirli bir yaşa ve olgunluğa geldiği zaman kendisiyle ilgili karaları kendi vermek ister. Nasıl bir evde oturacağına, nasıl eşyalar istediğine, hangi meslekte çalışmak istediğine, kiminle evlenmek istediğine, eşiyle yaşamak istediği hayata, çocuklarını nasıl yetiştireceğine, nasıl giyineceğine, nasıl konuşacağına vb.

    Bu arzu nerden gelir. Çünkü sahip olduğu şeylerle ilgili karar verme yetkisini kendinde görür de ondan.

    Peki insanın kendisine ait olan şeylerle ilgili kararları kendisinin vermesi gayet doğal bir şey oluyor da.

    Herşeyin sahibi olan Allah’ın sahip olduğu şeylerin nasıl olması gerektiğini söylemesi mi anormal oluyor?

  • Hulki Can (author) dedi ki:

    Demişsiniz ki:

    “Yazınızın başında İslam’ın da diğer dinler gibi batıl olduğunu ve insanlığı geri götürdüğüü yazmışsınız. Bundan insanların kurtulması gerektiğini yazmışsınız.”

    “Fakat sonunda aslında İslam’ın hurafelerle dolu olduğunu, gerçekte İslam’ın böyle olmadığını, bu hurafeleri inançsız kapitalist zengin zümrelerin dine soktuğunu ve taraftarlarıyla beraber de dine ve toplumlara zarar verdiğiniz yazmışsınız.”

    Ben verdiğim yanıtta böyle şeyler yazmadım ki. Nereden çıkarıyorsunuz bunları?

  • .... dedi ki:

    KURAN’DA YANLIŞ ANLAŞILANLAR VEYA YANLIŞ ANLATILANLAR!

    Kuranda hırsızların elinin kesilmesi emredilir;

    “Hırsızlık eden erkek ve kadının yaptıklarına karşılık bir ceza, Allah’tan bir ibret olarak ellerini kesin. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir. KİM BU HAKSIZ DAVRANIŞINDAN SONRA TÖVBE EDER VE HALİNİ DÜZELTİRSE BİLSİN Kİ ALLAH ONUN TÖVBESİNİ KABUL EDER. Şüphe yok ki Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir. Bilmez misin ki göklerin ve yerin mülkiyeti Allah’a aittir. O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah her şeye kadirdir.” (Maide Suresi, 5/38-40)

    Hırsız yaptığına pişman olur, tövbe eder ve tövbesinde samimi olduğu anlaşılırsa eli kesilmez. Ancak bunun tespit edilebilmesi için hırsızın bir süre hapsedilmesi ve göz altında bulundurulması gerekir. (bk. İbn Âşûr, VI, 193; Ateş, H, 524)

    Hz. Ömer, bir kıtlık döneminde hırsızlık yapanlara ceza uygulamamış ve: “İnsanların karnını doyurmadan, onlardan kanunlara uymayı istemeyiz” demiştir.

    Hırsızın elinin kesilmesiyle ilgili Kur’an’ın hükmü -deyim yerindeyse- en çağdaş bir hükümdür. Çünkü bu çağ kadar hırsızı, şehir eşkıyası, kapkaçı, gaspçısı bol olan başka bir çağ olmamıştır. Bunlara karşı alınan yüzeysel ve düzeysiz cezaların caydırıcı olmadığına dair -hırsızlar hariç- herkse hem fikirdir.

    İslam tarihinde, bu cezanın âdil bir şekilde uygulandığı ilk üç asırda, hırsızlık suçundan ötürü, kesilen ellerin sayısı yalnız altıdır. Şu anda, dünyanın her bir şehrinde her gün bu suçlar sebebiyle, talan edilen bunca servet yanında, en az bir veya birkaç-el değil, baş kesilmekte / mal sahibi zalimce öldürülmektedir. Buna caydırıcı bir önlemle dur demeye, her çağdan daha çok bu çağın ihtiyacı vardır.

    Ayrıca yapılan işin hırsızlık sayılabilmesi için de bir takım şartlar vardır; http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=905

    İslam kadına değer vermez, ikinci plana atar, dövmeyi emreder;
    Hz. Eyyüb ( As) Kendisine Asi Olan Hanımını Dövmeye Karar Ahdeder.İyileşince Allah Ayet İndirir:” Eline Bir Demet Çimen Sapı Al Ve Onunla Vur ! “( Sad :44).Değnek Yerine Çimen.!
    Kur’an’da Kadınların Serkeşlik Etme Temayülleri Halinde , Aile Hayatını Bitirecek Bir Ahlaki Zaafiyet Durumu Hasıl Olunca Sıra İle Üç Aşamalı Bir Aileyi - Dolayısı İle Toplumu - Kurtarma Operasyonundan Bahsedilir ( Nisa : 34 ) :
    ( Serkeşlik ;Ahlaki Zaafiyet Olduktan Sonra Zaten Boşanma Vukuu Bulacaktır;Dolayısı İle Ailelerin Dağılmasının , Fert Çocuk,Toplum Üzerindeki Yıkıcı Etkileri Ortaya Çıkabilecektir !)
    İslam Aile Parçalanmadan ,Aileyi Kurtarma Umudu Varken Önlem Olarak Şu Tavsiyelerde Bulunur:
    *” Nasihat Et ” : Hanımın Adının Kötüye Çıkmasından,Çocuğun Anne Şefkatinden Mahrum Kalmasına,Ailenin Dağılmasına,…Olaylara Genel Bakması İçin Kadına Nasihatte Bulunur Öncelikle Eşi…!
    * ” Yatakları Ayırma ” : Kadının Kötü Eğilimlerini Engellemek İçin , Psikolojik Olarak , Ayrı Kalmanın ,Yaptıklarını Düşünmenin , Kötü Eylemlerin Sonucunu Kavrayabilmesi İçin Bir Ortam Hazırlanır.Kadın Yalnız Kalınca Düşünür,Hatasını Anlaması İstenir.
    * ” Aile Dağılmasın ,Kadın-Erkek-Çocuk Ve Geleceğin Toplumu İçin Son Olarak Yüze Olmamak Şartı İle , Belki De Ot Sapı İle ( Kadın Dövülür Demiyoruz , Bu Dövme Değildir Ve İslam’da Dövme Yoktur,… ) Kadının Ahlaki Zaafiyet Gururu , Kötülüğe Yönelmiş Nefsi , ,İstekleri Kırılır Ve Aile Dağılmadan Son Kurtarma Operasyonu Gerçekleştirilmiş Olunur!
    Hala Durum Ümitsiz İse Boşanma Gerçekleştirilir!
    Hz. Âişe Annemizin Söylediği Gibi Hayatında Kadına Bir Fiske Bile Vurmamıştır. (Müslim, Fezâil 79)
    En üstün mümin, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranan güzel ahlaklı kimsedir. [Tirmizi]
    Hakim Ibnu Mu’aviye babasi Mu’aviye (radiyALLAHu anh)’den anlatiyor: “Ey ALLAH’in Resülü! dedim, bizden her biri üzerinde, zevcesinin hakki nedir?”
    “Kendin yiyince ona da yedirmen, giydigin zaman ona da giydirmen, yüzüne vurmaman, takbîh etmemen, evin içi hariç onu terketmemen.” (Ebu Davud, Nikah 42, (2142, 2143, 2144)
    İslama göre kadınların boşanma hakkı yoktur;

    4:35 - Eğer karı-koca arasının açılmasından endişeye düşerseniz BİR HAKEM ERKEĞİN TARAFINDAN, BİR HAKEM DE KADININ AİLESİNDEN kendilerine gönderin. Bu arabulucu hakemler gerçekten barıştırmak isterlerse, Allah karı-koca arasındaki dargınlık yerine geçim verir. Şüphesiz ki Allah hakkıyla bilendir, her şeyin aslından haberdardır.

  • Hulki Can (author) dedi ki:

    KURAN’DA DOĞRU ANLAŞILANLAR VE “KURTARMA” ÇEVİRİLERİ

    Maide 38 ve 39 ayetler arasında hiç bir bağlantı yoktur. Herşeyden önce “hırsızlık yapmak” ile “zulmetmek” iki ayrı değişik eylemdir. 38 ayet hırsızlıkla ilgilidir. 39 ayet ise zulüm ile ilgilidir.

    38.ci ayette hırsızlık yapanlara “yaptıkları ve elde ettiklerine karşılık Allahtan caydırıcı bir müeyyide” veya “Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak” veya “Allah’tan bir ceza olarak” el kesme cezası verilir.

    39.cu ayette ise “zulüm”den kastedilen hırsızlık değil, ortak koşanlar, Müslümanlara zulmedenler ve kafirlerdir. Kuran genelinde zulüm ile dinsel baskı, zalimler ile de kafirler kastedilir. Ortak koşanlar ve zulmedenler tövbe ettiği takdirde bağışlanacaklardır.

    Ayrıca tüm saygın ve muteber çevirilerde 39.cu ayette sizin belirtiğiniz gibi araya kaydırılmış “bu” sözcüğü yoktur. Araya “bu” sözcüğü konursa o zaman iki ayet arasında bir bağlantı oluşabilir. Ama bu dürüst bir yaklaşım olmaz. Siz hangi çeviriden faydalanıyorsanız hakikiliğini gözden geçirmenizde fayda var. Diyanet İşleri, Gölpınarlı ve Yaşar Nuri çevirileri şöyledir:

    MAİDE 38.Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
    MAİDE 39.Her kim de işlediği zulmünün arkasından tövbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Diyanet)

    MAİDE 38 Erkek olsun, kadın olsun, hırsızlık edenlerin, elde ettiklerine karşılık, Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak kesin ellerini ve Allah, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
    MAİDE 39 Ettiği zulümden sonra tövbe eden ve düzgün bir hale gelenin tövbesini Allah kabul eder. Şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahîmdir. (A. Gölpınarlı)

    MAİDE 38.Hırsızlık yapan erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah’tan bir ceza olarak ellerini kesin. Allah Aziz’dir, Hakim’dir.
    MAİDE 39.Kim zulmünden sonra tövbe eder, halini düzeltirse kuşkusuz Allah onun tövbesini kabul eder. Allah çok affedici, çok merhametlidir. (YN)

    Son yıllarda yapılan Türkçe ve yabancı dil Kuran çevirilerinde benzer şekilde tevil yoluna gidilerek sert anlamları yumuşatma ve ayetlere bilimsellik kazandırma çabaları hız kazanmıştır. Bu tür çabalar ve “kurtarma” yorumları dürüst olmayan takiyyeci yaklaşımlardır. Bu nedenle, yapılan yeni çevirileri çekinceyle karşılamakta fayda vardır.

Görüş belirtin!

Aşağıdaki form ile bu eleştiri hakkındaki görüşlerinizi belirtebilir ya da kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz. Ayrıca yorumlara RSS ile abone olabilirsiniz.

Yaptığınız görüşün sadece sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın.

Görüş bildirirken şu etiketlerden faydalanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>