İNANDIĞIM DÜNYA
2009 Haziranı, Güneyin doğusundaydım; Mardin-Midyat
Türklerin, Kürtlerin, Süryanilerin, Arapların komşu yaşadıkları; taş evlerin birlikteliği gösterircesine sokakları daralttığı bu yer beni öylesine etkilemişi ki…
Bu coğrafyada din, dil, ırk farklılıklarının devlet sınırlarını da beraberinde getirmediği, vatanın yeryüzü, milletin insan soyu olduğu bir dünyanın tadına vardım. Süryani şarabından da içtim Kürtlerle halay da çektim.
Beni en çok etkileyen ise çocuklar oldu. Onların arasında dil ayrımı bile yoktu. Tanık olduğum konuşmada biri diğerine Türkçe “Fıratlarla top oynayalım mı?” diye soruyor, tam anlayamadığım Kürtçe ya da Süryanice bir cevap geliyor karşıdan ve hiç duraksamadan devam ediyor: …
Sene; 2006
Ülke; Almanya
Mekan; Mannheim Metrosu
5 yaşındaki Yeğenim Aybike’nin benden daha iyi olan Almanca’sına güvenerek Neckrau’dan Mannheim merkeze gitmek üzere metroya biniyoruz. Sistemin farklılığı ve dilimin eksikliğinden dolayı biraz panik biraz korku zor bela biniyoruz metroya. Çok kalabalık değil, biraz olsun rahatlıyorum her nedense. Aybike’yi cam kenarına oturtuyorum, yanına da kendim oturuyorum. Karşımızda da genç bir çift var. Siyahlara bürünmüş iki tane gotik. Çocuğun elinde bir hamburger var, arada bir ısırıyor. Bir yandan da sürekli bir ritm tutturmuş dizine vuruyor. Kız ise daha sakin. Yüzünde malımsı bir ifade ile sürekli yola bakıyor. …
İlkokul çağlarımda, yazları belediyenin ücretsiz olarak açmış olduğu kuran kursuna giderdim. Yine bir kurs sonrası başörtümü çıkarmış elimde sallayarak, altımdaki iki beden büyük eteğimi çeke çeke, salkım saçak bir şekilde eve doğru yürüyordum. Evimizin üç mahalle aşağısında bir kalabalık dikkatimi çekmişti. Eteğimi elimle iyice toplayıp büyük merakla koşmaya başladım kalabalığa doğru. Polis arabaları, ambulans ve bol miktarda insan sureti. Boyum o zamanlar henüz kısa olduğundan pek bir şey göremiyordum, her ne kadar zıplamaya çalışsam da sonunda eteğime basıp asfalt zeminle haşır neşir olmuştum. Her kafadan bir ses çıkıyor deyimi tam …
18. yüzyıla gelinceye kadar afyonun öldürücü etkileri biliniyor, tiryakiliği de görülüyor, fakat bağımlılığından hiç söz edilmiyor ya da edilse bile bu, maddenin hoş etkilerine bağlanıyordu. (BABAOĞLU, 1997, S.32) Buna rağmen, devlet yöneticileri özellikle de sömürgeci devletlerin yöneticileri bu maddeyi kendi menfaatleri doğrultusunda çok iyi kullanıyorlardı. Bu madde onlara hem ticari kazanç elde etmede hem de sömürgelerini kontrol etmede kolaylık sağlıyordu.
Bu yazıda sömürgeci zihniyetin afyondan sağladığı ticari menfaati ve sömürgelerini kontrol etmede ne gibi faydalar sağladığını anlatmaya çalışacağız. Fakat bundan önce savaşın kısa bir tarihçesinden bahsetmek gerekirse;
Öncelikle şunu bilmek gerekir ki …
1 Eylül sabahı saat 07:12… Uyku girmedi bir türlü gözüme. Düşünmeye başladım. Bir yandan da telefonumda “mp3” çalıyor. Önce Onur ŞAN dan “Anladım”, sonra Yılmaz ERDOĞAN dan “Ankara” şiiri ve Sezen AKSU dan “Dansöz Dünya” devam edip gidiyor… Ne dinliyorum peki ben? Türkü mü, şiir mi, pop mu? Ne dinlediğim belli değil. Aklıma ortaokul da Barış Manço vefat ettiğinde çıkardıkları Mançoloji albümü geliyor. İki kaset, 25 parçadan oluşan mavi kaplı albüm… Para biriktirip almıştım ve albümü elime alınca ne kadar mutlu olmuştum. Hissedebilmiştim çünkü emeği ve bütün duyguları. Tekrar tekrar …