Ana Sayfa » Bireyler ve Toplum, Dinler ve Inanç, Politika

Muhalif Olmak

16 Ağustos 2008 10 Görüş Eleştİrmen: Cihan Sezen

Laiklik ve demokrasi her ülkenin tarih, din ve kültürüne bağlı olarak farklılıklar gösterecek siyasi uygulamalardır. Muhafazakâr adı verilen ve sadece kendi çıkarları zedelendiği zaman veya amaçlarına ulaşmak için demokrasiyi bir tren gibi kullanmak isteyenler, demokrasinin kendini koruma amaçlı yaptığı girişimleri demokrasi karşıtlığı olarak görmektedir. Oysaki bunlar bizde demokrasinin yaşaması için şarttır. Batıdaki gibi bir uygulama bizde olamaz. Batı yüzyıllar önce reform ve rönesensı yaşamış, özellikle reform sayesinde din bağnazlığına karşı koyuşu gerçekleştirmiştir. Fransız İhtilali sayesinde ise millet olmanın bilincine varmıştır. Ancak Anadolu’da böyle düşünce amaçlı aydınlanmayı gerçekleştirecek büyük sosyal olaylar olmamıştır. Sadece vatan işgal edildiği zaman insanlar vatan sevgisiyle hareket etmiş ve dünya tarihinin eşsiz zaferlerinden birini kazanmıştır.

Anadolu’daki Türk halkı halifeliğin kabulünden yani 16.yy dan 21 yy.a kadar din boyunduruğu altında yaşamış ve daha eski zamanlardan itibaren bir kul psikolojisi içinde sultanlarına bağlılığını bildirmiştir. Dolayısıyla böyle olan insanlardan da 80 yıllık kısa bir süre zarfında verilen eğitimle -ki gerici eğitimin de toplumda alttan alta yaygınlaşmasına karşılık- tam olarak demokrasiyi ve laikliği benimsemesi beklenemez. Eğer 21. yy.da hala bize oy vermeyen cennete gidemez diyenler varsa ve binlerce insan bunun üzerine o partiye oy verebiliyorsa bu da Türklerin hepsinin olmasa bile bir kısmının hala yüzyıllar boyunca edindiği kul ve köle psikolojisinden kurtulamadığını gösterir.

Tanrı karşısında bir hiç, sultan karşısında ise bir köle olan insanların birey aşamasına gelmeleri ve özgür düşünceye sahip olmaları uzun zaman gerektiren bir süreçtir. Bizdeki demokratikleşme çabalarının ise daha Atatürk zamanında kurulan partilerden başlayıp her on yılda bir kesintiye uğramasının sebebi de askerde veya cumhuriyetin kendini koruma refleksinde değil, halkın bazı değerleri tam olarak anlayamamış olmasında aranmalıdır. Kasıtlı çevrelerin laikliği din düşmanlığı olarak göstermelerinin de etkisiyle laikliği tam olarak anlayamayan, okumayan ve sorgulamayan bir toplumun demokrasiye tam olarak sahip çıkması beklenemez. Bu noktada halkı uyarmak ve bilinçlenmelerini sağlamak kendini vatansever hisseden herkesin görevidir. Bunun ise ilk aşaması okumaktır. İnsanın yaşadığı çevreyi ve insanları eleştirmeden koyun gibi onlara uyum sağlaması, insanlığın zekâ mirasına sırt çevirmektir. Toplumun kötü yanlarını eleştirmeli ve bunları değiştirmek için uğraşmalıyız. Bu noktada bazı küçük beyinler ” sen halkı küçümsüyorsun” veya ” sen özünden kopmuşsun ” gibi herhangi bir düşünsel temeli olmayan ve aydın bilinciyle uyuşmayan sözler söyleyebilir. Ancak aydının görevi toplumun aksak yönlerini yok etmeye çalışmaktır. Sokrates savunmasında ” ben bir at sineğiyim ve devlet de bir attır, ben eleştirilerimle o atın titreyip kendine gelmesini sağlıyorum” der. Bu bilen, gören, işiten ve kendini insan hisseden herkesin görevidir. Toplumun yanlış uygulamalarına karşı gelmek ve bunları değiştirmek, bu noktada yapılacak tüm eleştirilere sabırla ve bilgiyle karşılık vermek� Bazıları halkı sevmek adına halka kötülük yapmaktadır; halkı sevmek demek günah diye kızlarını okutmayan insanları desteklemek değildir. Eğer halkı sevmek buysa, demek ki düşünen insanların hepsi halk düşmanıdır.

Uygulanan ekonomik yöntemlerle halkı aç bırakmak ve daha sonra ramazan ayında sadaka niyetine insanların gururunu kırıcı bir şekilde erzak verilmesini istemek halkı sevmek değildir. Bu halkın uyanmasına karşı gelmek, düşünmeyen, okumayan insanların sömürülmesine destek olmak demektir. Psikoloji bilimi ve tüm insanlık nasıl Sigmund Freud sayesinde bilinçaltındaki gerçek kişiliğiyle tanıştıysa, eleştiriler sayesinde de kendisindeki yanlış yönleri görecek ve bunları değiştirecektir. Evet eleştirmek düşmanlıktır; ancak halka düşmanlık değildir. Okumayan, öğrenmeyen veya halkın bunları yaparak bilinçlenmesine karşı olanlara düşmanlıktır.

Sonuç olarak söylemek gerekirse toplumların günümüzdeki durumları tarihlerinin eseridir. Yüzyıllar boyunca din baskısı ve sultan hükmü altında yaşayan insanların 80 yıllık aydınlanmacı eğitimle tamamen “düşünen insan” seviyesine yükselmesi beklenemez. Bu noktada yapılan seçimlerde de düşünmeyen çoğunluğun düşünen azınlığa galip gelmesi doğaldır; ancak bu, ülkenin gelişmesi açısından son derece zararlıdır. Ülkenin gelişmesi ve ilerlemesi yolunda muhalif olmak ve toplumu eleştirerek değiştirmek görevimiz olmalıdır.

10 Görüş »

  • fizikci dedi ki:

    Bildiklerinizin tamamı yanlış, düşündüklerinizse yanlış bilgilerinizden doğan yanılgılar. Keşke vaktim olsa da bunlara tek tek cevap yazsam. Belki sonra…

  • Cengiz dedi ki:

    Bir kere bu yazıyı kaleme almadan önce en basitiyle Kurtuluş savaşının nasıl başarıya ulaştığının tarihini iyi okumanız gerekirdi kanımca…Bu vatanın, sizlerin deyimiyle,irtica,gericilik veya yobazlık dediği,gerçek te ise manevi,dini,Allah ve vatan sevgisiyle yoğrulmuş bir ruh halinin sayesinde kurtulduğunu anlardınız..Ve insanları belki daha iyi anlayabilirdiniz..

    ATATÜRK’ün hayatı boyunca söylediklerine ve yaptıklarına iyi bakmanızı tavsiye ederim, sadece sizin tezlerinizi halkı çıkaracak bazı kesitler ile değil, topyekün olarak irdeleyin derim…Nedense insanlara bu ülkede tarih ve gerçekler konusunda daima bir yanıltma yapılmaya çalışılıyor..Sanki bizlere bizim görmek ve duymak istediklerimiz olan gerçekler değil, birilerinin bizlere göstermek ve duyurmak istedikleri sanal bir tarih empoze edilmeye çalışılıyor..

    Lafı çok fazla uzatmak istemiyorum, ama en canlı örnek,çok yakın bir zaman diliminde cereyan eden,rahmetli Ecevit’in söylediği “Vahdettin vatan haini değildi” sözü oldu..Ve arkasında Süleyma Demirel’in söylediği “Bu ülkenin bu gerçeğe hazır olması için bir 100 sene geçmesi gerektiği” sözü, nasıl bizlerin yanıltıldığının kanıtıydı…Hani bir söz vardır “Her şey aslına rucu eder” diye…Bizim millet olarak genlerimizde bu maneviyat ve bu dinin yapı taşları mevcut…Ne yapılırsa yapılsın herşey aslına bir gün geri döner…Bu tarih boyunca hep böyle olmuştur vede olacaktır..Saygılar..

  • Guardian dedi ki:

    @Cengiz bey;

    Gerçekte var olduğunu iddia ettiğiniz “manevi din sevgisini” sömüre sömüre insanların bu sevgi uğruna karşısındakine saygısız ve önyargılı davranabilecek kadar basit bir duruma düşürüldüğünün de kesinlikle farkındasınızdır diye umut ediyorum.

    Sözüm Mevlana felsefesiyle dinini kendi manevi dünyasında yaşayan ve kendisinden şüphesi olmadığından din konusunu tartışma ortamına sunma gereği bile duymayan temiz insanlarımıza değildir. Sözüm, bu insanları hedef kitle olarak gören ve kendi çıkarları uğruna sömürmeyi göze almış midesiz sözde yöneticilerimiz ve bu oyuna gelerek benliğini kaybetmiş sözde vatandaşlarımızadır.

    Sözüm şudur: “Bir adet bile ne benden bırakın bu yeryüzünde ne de sözde savunduğunuz kesimden, yoksa toprağın altında yeriniz olmayacağı gibi yeryüzünde de olmayacak..”

  • Bilinçsiz Bilgiç dedi ki:

    Ülkemizin en büyük problemi Cahillik…

  • Jaseph dedi ki:

    Kendimi bildim bileli türban davası sürüyor.

    Yine yıllardır bitmeyen Laiklik kavgası.

    Alışmışız birileri bizi yönetsin yada birşeylerin arkasına sığınalım. Her şeyi Allah’a havale ederiz her şeye kader deriz. Çalışmayız bunada kader deriz.

    Birileri bize birşey atıyor koca 70 milyonluk ülke aylarca kavgasını ediyoruz.

    Ya nolur ki böyle ufak şeylerle kavga edene kadar Cennet gibi ülkemizin geleceğini düşünsek.

    Ta osmanlı zamanından gelen bir hata bu Ermenilere ticareti bilmem kime ülkenin birşeyini vermişiz Türk’ler ise asker olmuşlar anladıkları tek şey Askerlik. Allah’Tan ki bu kutsal görevi düzgünce yapıyoruz.

    Din Din deniliyor peki onlar çalmıyormu ?

    İsrail Filistini zamanında satıl adı şimdi gitti işgal etti. Peki ha biire bizde satıyoruz yarın biz işgal altında klmayacakkmıyız ?

  • muhammet mıdılli dedi ki:

    güzel yazıydı ama birazdaha yazsaydın sanki eksik bilgiler. dha güzel olabilirdi.yinede teşekkür edrm.

  • Hulki Can dedi ki:

    İnsanlık gerçek kurtuluş ve mutluluğu istiyorsa öncelikle “dinler” yok edilmelidir.

    Bu yapılırsa bundan en çok kim hoşnut olacaktır biliyor musunuz?

    Tanrı !

  • eleshtirist dedi ki:

    Hulki Can, dinlerin yokedilebileceğine inanıyor musun? Mesela Kemalizm dini yok edilebilir mi? Ya da laisizm, ya da “çağdaş yaşam” dini?

    Kemalistler Mustafa Kemal’e taparlar, Anıt Kabir’i kıble edinir, şikayetlerini sıkıntılarını o “yüce” mabede gidip anlatır, falanca dağdaki Ata silüetinin önünde toplu dini seremoniler icra ederler. Bu kadar inananı varken bu dini yok etmek mümkün mü?

    Ateistler ise doğaya ve ihtimallere taparlar. Kutsal kitapları “türlerin kökeni”dir. İnançlarının bilimsel(!) bir karşılığı olarak her türlü platformda ölümüne savunurlar onu. Diğer dinlere -satanizm gibi sapık dinler hariç- şiddetle karşı dururlar.

    Bunun gibi dinlerin ilahi (tanrısal) bir tarafı yoktur. Bir çeşit putperestliktir bunlar. İlahi vahye dayanan İslam doğduğu coğrafyada putperestliği yok etmişti. Kimbilir belki yakında, bir büyük diriliş ve bir büyük inkilapla bu yeni putperest dinleri de yok eder.

    Allah tektir. Eşi ve benzeri yoktur. Herşeyi yaratan ve idare eden odur. Putperestlerin taptığı şeylerden çok daha mükemmel olarak insanı yaratmıştır. Ve onu kendine muhatap kılmıştır. İnsana kutsal kitapları göndermiş, ona neden yaratıldığını, burada görevinin ne olduğunu, öldükten sonra ne olacağını açıklamıştır.

    İnanırsınız veya inanmazsınız. Tamamen sizin bileceğiniz iş. Ama merak etmeyin Allah mutlak adildir. Kulları hakkında hükmü verecek olan da O’dur.

  • Erol İrdelmen dedi ki:

    Hoparlörlü cami terörü tüm hızıyla sürerken buna en son bir de “münferit hoparlör” terörü eklendi. “Deniz Feneri” davasının yarattığı olumsuz havadan sonra bağış toplamakta zorlanmaya başlayan dinciler bu kez cami yapmak yerine kabloyla hoparlör çekmeye başladılar.

    Önce evleri cami haline getirmeye çalıştılar olmadı. Sonra evleri yıkıp cami yapmaya çalıştılar, o da olmadı. Sonunda en pratik çözümü buldular: Cami kalmadı, o halde hoparlör verelim.

    Bu yeni uygulama daha çok ilçe veya beldelerde görülüyor. Merkezdeki camilerden kabloyla camisi olmayan mahallere hoparlör çekiliyor. Herhangi bir elektrik direğine bağlanan 4-5 hoparlörle ortalık inim inim inliyor..

    Bu daha çok ilçe, belde ve bucak gibi küçük yerleşim alanlarında uygulamaya kondu ve millet çok memnun. Hem ekonomik, hem de pratik bir metot. Elektrik idaresi bu duruma itiraz ederse o zaman kuşkusuz seyyar araçlara hoparlör takılarak mahalle aralarında “badadis suvan” misali gezmeye başlayacaklarından eminim.

    Bu gürültü kirlenmesine karşı çözüm yolları var mı? Var. En etkilisi ses kalkanı diye bilinen ultrasonik cihazlar. Bunlar anti-frekans sesler üreterek dış gürültünün ev içine girmesini önlüyor. Ama bu pahalı bir yöntem. Ucuz yöntem kulak tıkaçları veya ses geçirmeyen kulaklıklar. Bunlar da dışarıdaki sesleri büyük ölçüde kesiyor.

    Bu siteye yazı yazan biri, cennettekilerin anadan doğma dolaşmayacaklarını gömlek, kravat, ceket giyeceklerinden söz etmişti. Cehennemdekilerin ne giyeceğini sormuştuk ama henüz bir yanıt gelmesi. İmdi, Cennetteki balkonlu köşklerin yanı sıra hoparlörlü cami olacak mı çok merak ediyoruz. Bilen biri varsa bizi aydınlatsın.

  • dincmetal dedi ki:

    “cehalete pirim verenler,malesaf cahilin kölesi oluyor”

Görüş belirtin!

Aşağıdaki form ile bu eleştiri hakkındaki görüşlerinizi belirtebilir ya da kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz. Ayrıca yorumlara RSS ile abone olabilirsiniz.

Yaptığınız görüşün sadece sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın.

Görüş bildirirken şu etiketlerden faydalanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>