Ana Sayfa » Genel Konular

Hoşgörü, Özgürlük ve Medya

24 Şubat 2007 5 Görüş Eleştİrmen: Hulki Can

Bu memlekette bağımsız basın, bağımsız medya, bağımsız yayın bitmiştir, diri diri mezara gömülmüştür. Ama sanırım özgür kalem, özgür yazar bitirilmemiştir, tükenmemiştir. Bunlardan biri, görüşlerine katılmasam da, Hrant Dink idi. Dink neden öldürüldü? Çünkü Türklüğü aşağılamış ve Türk  düşmanıydı !!!  Dink’i kim düşman ilan etmişti? Medya ve basın.

Ama sonradan Dink’in Türk düşmanı olmadığı anlaşıldı.  Peki o zaman Dink neden Türk düşmanı ilan edilmişti?  Medya ve basının arkasında kim var? Büyük sermaye. Büyük sermayenin arkasında? Daha büyükler var…

Yine aynı basın ve medya hedef gösterdikleri Dink’in arkasından timsah gözyaşları dökmedi mi, gazeteler siyah manşetlerle iri puntolarla çıkmadı mı?  Peki bundan daha  büyük bir ikiyüzlülük ve aymazlık olabilir mi?  Vatikan’daki Papa da basın ve medyaca apar topar hemen Türk ve İslam düşmanı ilan edilmemiş miydi ? Yani ikinci bir Papa suikasti için zemin mi yaratılmak isteniyor?

Bu bağlamda, sinemayı da medya ve basınla birlikte aynı kategoriye koyabiliriz.  Çünkü hepsi aynı işlevi görmektedir. Örneğin, “Kurtlar Vadisi” dizisi ve “Kurtlar Vadisi Irak” filmi  tehlikeli, bölücü, insanlar arası nefreti, öfkeyi, şiddeti ve öç almayı özendiren  eserler. Bu eserlerde vatanseverlikten çok şoven milliyetçilik, tarikatçılık, şiddet ve intikam propagandası yapılıyor. Sıradan  insan bu propagandadan kolayca etkilenebilir.

Bu nedenle belli bir kültürel birikim, olgunluk ve doygunluğa ulaşamamış, hoşgörüyü içine sindirememiş, çok hızlı bir değişim süreci yaşayan ve  sosyo-psikolojik dengesi hassaslaşmış, kırılganlaşmış, çabuk etkilenip çabuk dolduruşa gelen toplumlarda bu tür dizi ve filmler istenmeyen  tehlikeli mayalaşmalara yol açabilirler.

BATI VE BİZ

İmdi, Batı  ile bizim aramızdaki  fark  şu: Bu tür  ürünler onların toplumsal parametrik koşullarına göre ortaya çıkıyor, bizde ise,  toplumsal parametreler bu ürünlere göre koşullandırılıyor. Onlarda  ürünler toplumsal yapıdan oluşuyor; bizde ise  ürünler ile toplumsal yapı oluşturuluyor: düzen ürünü değil, sanki ürün  düzeni üretiyor…

Yani şunu demek istiyorum: Örneğin,  Amerikan filmleri ABD toplum ve kültüründeki varolan gerçeklerin sinemaya yansıtılmasıdır. Bu olağan bir olgudur. Bizdeki durum ise ters:  bizde varolmayan şeyler topluma ve kültüre yansıtılarak toplumun biçimlendirilmesi, daha doğrusu biçimsizleştirilmesi sağlanıyor.  

Bunu virüs yerleştirme prosedürüne benzetebiliriz:  Örneğin, “Dallas”, “Baba”  ve benzeri mafya dizileri, seri cinayetler gibi ürünler topluma sunuldukça toplumda hızlı bir mayalaşma,    Dallas dizisindeki yaşamlara özenme, onlar gibi olma arzusu başlamış ve bugünlere gelmişizdir. Bozulma, kokuşma ve ulusal değerlerin hızla yıpratılmasının ardındaki etkenlerden biri budur. 

ÖZGÜRLÜK VE HOŞGÖRÜ

Bunların sonucunda toplumdaki potansiyel  Hristiyan, Yahudi düşmanlığı ve şiddet patlamıştır. İşte sonuç ortada: Trabzon’da İtalyan papaz, İstanbul’da Ermeni gazeteci…  Bunun arkası gelecektir. Kurbanların Hristiyan olmaları saldırıyı dinen meşru kılıyor. Kafirler tek tek öldürülüyor… Polat Alemdar özentisi   ergen tetikçiler jöleli saçlarla, artist pozlarla gazetelerin baş sayfalarında. İşte:  “beyaz yün bere” moda ve simge oluyor. Abiler hiç çekinmeden sağa sola  “akıllı ol” mesajları gönderiyorlar. İşte: Orhan Pamuk “akıllı oldu” ve ülkeyi terk etti gitti.

Ne acınacak bir durum!  Kuşkusuz tüm bunların faturasını salt medyatik güdüleme ve iteklemelere indirgeyemeyiz. Ancak, medyanın toplumu güdüleme, yönlendirme, dejenere etme, dolduruşa getirmedeki muazzam etkisini de kesinlikle göz ardı edemeyiz. Medyanın asal misyonu ve vizyonu budur.

Arabesklik ve cihat geleneği etkisindeki  toplumlar çok çabuk saldırganlaşmaya yol açan aşırı duyarlı dürtülere, içtepilere sahip olduklarından çok kolay dolduruluşa gelirler.  Gavur olma korkusu nedeniyle bir türlü medeni, uygar, çağdaş olmayı içlerine sindirememiş, becerememişlerdir.   

Halkımızın alt katmanları, özellikle varoşlar, yani çoğunluğu oluşturan kesim, dünyanın en hoşgörüsüz katmanlarından biridir. Özellikle Hristiyanlara ve Yahudilere karşı. Ama biz bunu kabul etmiyor ve gözümüzde koskoca bir Ayasofya merteği varken bile başkasının gözündeki kıymıkla uğraşıyor, kendimizi dünyanın en hoşgörülü insanları olarak algılıyoruz.   

Bunun  bilinçaltındaki uzantısı  Hristiyan Batı  karşısında duyduğumuz, ama bir türlü itiraf edemediğimiz, aşağılık kompleksine kadar gider.  Hoşgörü noksanlığı, önyargılar, karalama ve küçümseme eğilimi, panik atak siyaset, panik atak tepki verme ülkemizde egemendir. Ve bu özellikle basın ve medya tarafından körükleniyor. Kamuoyu dolduruluşa getiriliyor, kandırılıyor. Dikkati başka şeylere çekiliyor.

Bu toz duman arasında  özelleştirme gerekçesiyle ülkenin en yaşamsal  kaynakları ve üretim araçları, de facto, yabancılara teslim ediliyor. Atatürk zamanında yabancı şirketlerin denetiminde olup da millileştirilen kaynaklarımız, şimdi tekrar serbest piyasa ekonomisinin gereği olarak uluslararası şirketlerin, küresel sermayenin kullanımına veriliyor.

Ve hepimiz, bir an önce emekli olmaya çalışan, çalışmadan para kazanan, tutumlu olmaktansa kredi kullanarak ömür boyu bankalara borçlanan,  ekonomik özgürlükten yoksun, yaratıcılıktan ve buluşlardan uzak, salt tüketmeye koşullandırılmış asalaklardan oluşan bir topluma dönüşüyoruz. Ekonomik özgürlüğü olmayan insanlardan meydana gelen bir ülkenin özgür olması olanaksızdır. Ya da, vice versa.

MEDUSA’NIN YÜZÜ

“Küstah AB, Şımarık Palikarya, Katil Yunan, Türk düşmanı Fransız, Ermeni tahriki, Ermeni Papazdan küstahlık ! Ermenistan’dan Küstah Açıklama ! Küstah Hollandalı” gibi manşetleri kullanmaya çok meraklı basın ve medyamız en ufak bir hoşgörü ve esneklik göstermeden Dink’i de pür telaş medyatik hedef tahtasının merkezine yerleştirdi.

Bu mu basın özgürlüğü ?  Bu mu demokrasi?  İnsanları keyfince hedef gösterip öldürtme özgürlüğüne basın özgürlüğü mü diyeceğiz, yoksa basın terörü mü? Bu özgürlük mü, yoksa cinayet mi? Bu bağlamda 10 Ocak 2007 tarihli Agos gazetesinde  Hrant Dink’in basın ve medya hakkındaki saptaması şöyle:

“ … davanın her celsesinde ‘Türk kanı zehirlidir’ dediğim dile getiriliyordu gazete haberlerinde, köşe yazılarında, televizyon programlarında. Her seferinde ‘Türk düşmanı’ olarak biraz daha meşhur ediliyordum. (…) Topluma akıttıkları kirli ve yanlış bilginin tesiriyle Hrant Dink’i artık Türklüğü aşağılayan biri olarak gören ve sayısı hiç de az olmayan bir kesim oluşturdular…”

Şeriatçılar, ırkçılar, şovenistler, fanatikler ne kadar hoşgörüsüz ise toplumu dolaylı ya da dolaysız yöntemlerle kışkırtan, kirli, yanlış ve saptırılmış bilgiyle dezenformasyona boğan  basın ve medya da bu bağlamda o kadar hoşgörüsüzdür. Eğer Dink’in de vurguladığı gibi gazeteler, televizyon programları topluma kirli, yalan  ve yanlış bilgi akıtıyorlarsa bu onların da kirlendiğinin bir göstergesidir.

İkincisi bu çok büyük ve ağır bir suçtur. Bu,   bireyi, insan onurunu, insanın kutsal yaşama hakkını ve bilgi alma hakkını, hukuk, anayasa, hümanizmi ve evrensel etik kuralları hiçe saymaktır. Bu medya terörüdür.

Şimdi burada hiç kimse “düşünce özgürlüğü, hür basın, sansür ayıbı” gibi beylik yaftaların arkasına sığınarak maval okumaya kalkışmasın. Çünkü maval okumak isteyenlerin cicili bicili maskesi çoktan düşmüş ve bu pırıltılı maskenin arkasındaki gerçek yüz tüm çıplaklığı ve korkunçluğuyla ortaya çıkmıştır: Bu, Medusa’nın yüzünden de daha iğrenç, daha ürkünç ve daha çirkindir !

Bu bağlamda , Fransız düşünürü Helvétius’dan (1715 - 1771) esinlenerek şu uyarıyı yapmak istiyorum: Bir ülke için,  hoşgörüsü olmayan inanç, öğreti, düşünce, gelenek, töre ve davranışları, ve, aynı zamanda, hoşgörüsü olmayan kurumları, müesseseleri, kuruluşları hoş görmek kadar  büyük bir tehlike olamaz.

Çünkü bu,  onları yaşatmak, onların önünü açmak, onlara yol vermek, onları desteklemek, beslemek, canlı tutmak anlamına gelmektedir. Çünkü bu takdirde bataklık asla kurutulamayacaktır. Virüsler ve kanserli hücreler temizlenmedikçe hasta sağlığına kavuşamayacaktır.

Hoşgörüsü olmayan, hoş görülemez ! Hoş görülmemelidir. Hoşgörünün birincil ilkesi budur. Hoşgörüsü olmayan yapı ve yapılanmaların yaşamaya ve yaşatılmaya hakkı yoktur. Hoşgörünün ikincil ilkesi budur.

Hoşgörüyü tehdit eden, engelleyen etmenler ortadan kaldırılmadıkça toplumda hoşgörü kurulamaz. Ve hoşgörüsü olmayan kurumların, yapılanmaların bireyin yaşama hakkına, insan canına, topluma ve yurttaşlık haklarına saygı göstermesi beklenemez. Bu kurumların kendilerine  çeki düzen vermelerini, temizlenmelerini, arınmalarını, suçlarını itiraf etmelerini, hoşgörülü olmalarını beklenmek aşırı iyimserlik olur. Görünen köy kılavuz istemez.

Medya ve basın ne yazık ki çok çirkin ve hiç de etik olmayan bir yolu ve yöntemi seçmiş ve bu yolu kendi misyon ve vizyonu haline getirmiştir. Eğer medya ve basın yasal yollarla bu etik dışı misyon ve vizyondan arındırılamıyorsa o zaman yasaların yeniden düzenlenmesi, ya da, bu kurumların bir şekilde tasfiye yoluna gidilmesi, ülkede hoşgörünün kurumsallaşması için yeni medyatik kurumlar oluşturulması, ülkenin dirlik ve düzenliği için kaçınılmaz görünüyor.

 

 

 

5 Görüş »

  • ebuzer dedi ki:

    Âlemlerin Rabbi olan Allaha gereğince hamdolsun… Kulu, elçisi, müminlere rehber olan Muhammed Mustafa aleyhisselatu vesselama, pak ailesine, ashabına ve kıyamete dek bu yolun takipçilerine salât ve selam olsun!
    Tarih boyunca, Müslüman insanların maruz kaldığı uygulamalardan biri de iftiraya uğrayıp haklarında yalan haber yapılması olmuştur. Geçmiş zamanın hangi dilimine bakılırsa bakılsın, mutlaka iftiraya uğrayan, haklarında olmadık şeyler söylenen Müminler-Müslümanlar olagelmiştir. Hakk-batıl mücadelesiyle paralellik arz eden bu husus, bir hakikati de ortaya koymuştur ki o da bu muamelenin, batıl tarafının en büyük silahı olduğu gerçeğidir. Ve öyle anlaşılıyor ki bu durum kıyamete kadar da böyle sürüp gidecektir. Bir anlamda imtihan merdiveninde yol alırken, bunlar adeta atlanılması mümkün olmayan basamaklar gibi olmuştur. Vuku bulmuş olaylarla ilgili haberler söz konusu olduğunda, bu haberlerin sosyal hayatın doğasına uyup uymadığı, böyle bir şeyin gerçekleşme imkânı bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir. Hatta bu haberi nakledenin, güvenilir olup olmadığını araştırmaktan çok daha önemlidir.
    İslami medya hem savcılık, hem hâkimlik, hem cellâtlık, taslama yetkisine sahip olmasa gerek. İslami medya, mukaddes bir hak olan savunma hakkını, tenkit edip çattığı kimseleri tanımalı, onların savunmaya dair cevaplarına açık olmalıdır. Bazı gazetelerin yüksek tirajı olabilir (bununla bir dereceye kadar övünüp seviniyorlardır), ancak medya başarısındaki tek unsur tiraj değildir. Öncelikle tesir ve samimiyet gelir. Tirajlar zorlamayla da olsa bu böyledir. Bizim gibi düşünen, bizim gibi düşünmeyen gibi ayrımlar yapmamalarıdır. Ama ne yazık ki İslam düşmanı medyalardan daha çok Muvahhit Müslümanlara tavır takınan sözde hoşgörü medyası Stv, Zaman, Aksiyon vs gibi sözde İslami medyanın yaptığı, 28 Şubat sürecinde başörtüsünü “teferruat” olarak niteleyip, medya organları o dönemde zorbaların değil yüce Allahın emrine tabi olup, başörtüsü için direnişe geçen Müslümanlara provokatör damgası vurdukları günleri nede çabuk unuttular. Örtünmek basit bir teferruattır. İşin Beşinci boyutunun sır kapılarında görüldüğü üzere cenneti dolduran bütün bayanlar modern ve başları açık örtüsüzlerdir. Aynı şekilde, cennete giden bütün erkekler de modern giyimli, tıraşlı ve kravatlıdır.
    Şimdi de Tv ve medyalarında, Müslüman’ı karalama ve linç kampanyasına katılmış bulunuyor STV ve diğer sözde hoşgörü medyası. Zalimler karşısında, kendileri gibi eğilip bükülmeyen Müslümanlara iftira ve çamur atmaktan geri durmuyorlar, hep iddia ve nitelemeyi alışkanlık haline getirmiş olan bu zihniyetin durumu, alışmış kudurmuştan beterdir dedirtiyor insana.
    Sırlı, Hızır’lı dizlerle hayalci, rüyacı, hurafeci, çarpık bir din anlayışının misyonunu yüklenen STV sözde hoşgörü medyası zihinleri bulandırmaya devam ediyor.
    “Tek Türkiye”, “ya sev ya terk et” senaryolu dizisinde ise Kürtlerin yaratılıştan sahip oldukları hakları savunmak, PKK’lı olmakla özdeşleştiriliyor. Diziye göre, Kürt meselesinde rejimin, derin devletinin, jitemin hiç kusuru yok… Ortada bir sorun yokken, dış mihrakların kışkırtmalarıyla, durduk yerde bir sorun çıkıyor ve bu sorunu gülen’in ferdi olan bir doktor, her telde oynayarak, Kürt meselesini bir köyde hallediyor. İnce bıyıklılar kahraman oluyor, diğerleri ise cahil, oyuna gelmişler oluyor… Diziyi daha atmasyon hale getirmek içinde, şimdide sözde Müslüman bir gurup kuruyor. Hizbul Kıyam diye bir gurup. Kimi kastettikleri malumdur… Medyada, attıkları iftiralar tutmayınca, onlarda tutmadı en iyisi tamamen hayal ürünü bir film olur diye diziye katmışlar. Zaten dizi başlayınca tamamen hayal ürünüdür diye de yazıyorlar. Hem bunu yazacaksın, hem de bu saçma senaryoyla mesaj vereceksin olur mu?
    Bir millet ancak bu kadar aşağılanabilir. Bir millete ancak bu kadar hakaret edilebilir. Bir Kürt’ün veya Türk’ün makbul biri olabilmesi için rejimin askerine ve polisine itaatkâr olması biricik şarttır… Bu dizilerde rejimin askeri ve polisi, kendisine benzenilecek, örnek alınacak en mükemmel insan ve hatta en mükemmel Müslüman olarak sunulmaktadır. Bu çizgide olmayan bütün herkes ihanet içindedir, haindir ve provokatördür. Hele İslam adına faaliyet gösterenler ön planda olanlar, kışkırtıcılık yaparak, toplumun çeşitli kesimleri arasında düşmanlık tohumları ekmekten başka neye yarayabilir ki! Ve tüm dünyada, gelirinin bir bölümünü Siyonist işgal şebekesine bağışladığını gizlemeyen Coca Cola’yı boykot çağrıları yapılırken, Zaman gazetesi gibi, sözde İslami gazetede bu markanın tam sayfa reklâmını yayınlamakla hangi İslam’i anlayışa hizmet ettiğinizi zannediyorsunuz? Bu gazetenin okuyucularını duyarlılığa davet ediyorum. Rabbimizden dileğimiz, bize hakkı hak, batılı batıl olarak göstermesidir…
    Ebuzer ÇETİN

  • Hulki Can (author) dedi ki:

    “İşin Beşinci boyutunun sır kapılarında görüldüğü üzere cenneti dolduran bütün bayanlar modern ve başları açık örtüsüzlerdir. Aynı şekilde, cennete giden bütün erkekler de modern giyimli, tıraşlı ve kravatlıdır.”

    Bu yukarıdaki savınız hakkında biraz daha bilgi rica edelim. Cehennemliklerin de giyimi hakkında bilgi verirseniz seviniriz.

  • davudi ses dedi ki:

    Tarih boyunca, Müslüman insanların maruz kaldığı uygulamalardan biri de iftiraya uğrayıp haklarında yalan haber yapılması olmuştur. Geçmiş zamanın hangi dilimine bakılırsa bakılsın, mutlaka iftiraya uğrayan, haklarında olmadık şeyler söylenen Müminler-Müslümanlar olagelmiştir.

    Konumuz,”Fesat Medya Spikeri”
    Avukat, koordinatör, yapımcı, yönetmen ve sunucu olarak Samanyolu TV’nin her kademesinde çalışan, Samanyolu TV’nin ana haber bülteni sunucusu Fethullah Gülen’in yeğeni (en büyük özelliği dayısına yamanmak), iftiracı fesat medya spikeri Kemal Gülen.
    Seviyeli, yapıcı, müspet, ıslah edici, asla yağcılık, yalakalık, dalkavukluk, şakşakçılık yapmayacaktır. Hem savcılık, hem hâkimlik, hem cellâtlık taslamayacaktır. Mukaddes bir hak olan savunma hakkını, tenkit ettiği, çattığı kimselere tanımalı, onların savunmaya dair cevaplarına açık olmalıdır. İhtilâflı bir konuda yayın yaparken, bütün tarafların fikirlerine, savunmalarına açık olmalıdır.
    Meselâ başörtüsüne teferruat derken, bunun kaldırılmasını isterken, bu yasağı savunanlara, kalması gerektiğini iddia edenlere de programında yer vermelidir…

    İnsanların en bilgesi olan Resul-i Kibriya Efendimiz “Ümmetimin ihtilâfı (çeşitliliği) geniş bir rahmettir” buyurmuşlardır. Konu mademki ihtilaflıdır, mademki derin görüş ayrılıkları vardır, o zaman asılsız iftira ve iddia ettiklerinizin açığa çıkmasını sağlamak için, karşı tarafın reddiyesine de yer verilmeli ki tekil ve tek taraflı habercilik kavramı ortadan, kalksın.

    Hem hoşgörüden bahs edeceksin, hem de böylesine bir hoşgörüsüzlük, iftira, iddia ve karalama üslubu sergileyeceksin. Böyle insafsızlık olur mu? Ha derseniz ki “ya kardeşim biz Müslümanları medyamızda övemeyiz, ancak karalayabiliriz. Översek, bizdeki bazı siyasîleri ve diyalogcuları üzmüş ve dayım Fethullah Gülen’i tedirgin etmiş oluruz” derseniz belki kamuoyunu biraz aydınlatmış olursunuz. Hoşgörü ve centilmenlik gösterileri, yanlış sabır anlayışı, ince politika oyunları, yalakalık ve çok yüzlülükten vazgeçmeyecek misiniz Kemal bey?

    Dayına sorar mısın Kemal Bey “Filistin topraklarında, Irak’ta, Afganistan’da, emperyalist amaçlar ve şeytani duygularla milyonlarca Müslüman’ı haksız yere katleden ABD, İsrail ve AB güçleri yetkililerini (devlet başkanlarını, Hahamlarını, Papazlarını) hoş gören ve onların himayesine giren dayın mı haklıdır? Bunları dayınıza sorun bakalım, hangi hikmetleri söyleyecektir. Yine Atatürk Deccal’dır, ordu ise Deccal’ın askeridir. Öyle ise, Deccal’ın ve silahlı kuvvetlerin gölgesinde yaşamaktansa, Avrupa ve Amerika’nın güdümüne girmek daha iyidir ve ehveni şerdir. Diyecek mi, diyebilecek mi? Bence diyemez öyle ya sizin bir dizinizin adıda ÖLÜMSÜZ KAHRAMANLAR’dır.”
    Kemal bey sayenizde, gerek Kürdistan halkı, gerekse bölgedeki Müslümanlara atılan iftiralarla bölge halkının her geçen gün senin yönetimindeki STV’ye ve grubuna olan nefretleri daha da arttırdığını görüyoruz. STV ve camiasına şüphe gözü ile bakılmaktadır. Mesajları da şudur; Allahtan korkup tövbe etmeleri ve başkalarını kötülemek niyeti ile kendilerini iyi gösterme sevdasından vazgeçmelidirler…

    İslam’a gönül vermiş vicdan sahibi her fert, bu satırları ön yargısız olarak okuyup değerlendirince ne düşünür acaba? Hiç düşündünüz mü Kemal Bey? Halen birbirleriyle alakasız, yüzlerce Müslüman’ı mağdur eden olayları tersyüz ederek, iftira ve karalamalarda bulunmakta mısın. “çamur at tutmazsa izi kalır” mantığıyla gerçekleri çarpıtmakta ve saptırma yoluna gitmekte misin halen? Neyse malikânesinde oturup, sırtını ABD’ye dayayan dayına bakma sen. Sen dürüst ol.
    Vuku bulmuş olaylarla ilgili haberler söz konusu olduğunda, bu haberlerin sosyal hayatın doğasına uyup uymadığı, böyle bir şeyin gerçekleşme imkânı bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini bir gün sende öğreneceksin Kemal Bey…

    Ebuzer çetin /

  • davudi ses dedi ki:

    Muhakkak ki Hamd Allah’adır. Ona hamd eder Ondan yardım ve bağışlanma dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden Ona sığınız. Allahın hidayet verdiğini saptıracak yoktur saptırdığına da hidayet edecek yoktur..

    Müslümanların yaşadığı her yerde iğrenç emellere yönelik savaş var. bu savaş belki bombalarla ve mermilerle değil ama Müslümanların yaşadığı hemen her yerde onların hedef alındığı bir savaş tarzının sürdüğünü görüyoruz. şer odaklar ve onların ahmak yardakçıları,müslümanları tamamen yıldırmak için aralarında ittifak sağlamış gibiler.Müslümanları yıpratma ve yıldırma amacına yönelik savaş sadece fiili saldırılardan ibaret değil. Bir yandan da yoğun medya savaşı sürdürülüyor. Bu medya savaşının başarılı olması için de bazen yeşilçam sahnelerine benzer kurgu sahneler oluşturuluyor.
    Müslümanları karalama kampanyalarına günümüzde yoğun bir şekilde şahit olmaktayız…
    gerek dizileriyle, gerekse haber,sunumlarıyla,ötekileştirme ve çamur atma siyaseti yaparak,İslam’ı ve müslüman kesimlerini terörle, kan emicilikle, şiddetle pırovakatörlükle özdeşleştirme çabası içine girmekten böylelikle kendisine bir takım hedefler icat etmekte sonra da bu düşmanlarla sözde mücadele ederek kendisini meşrulaştırmaya çalışmak ne insani nede ahlakidir. Bu yüzdendir ki, sonuçta gelinen noktada, hem mazlum müslüman kürt halkı sıkıntıya girmekte hemde,irtica bahaneleriyle yasal olan dernek sivil toplum kuruluşları,baskın ve gözaltılarla, yıldırmaya çalışılmakta.medya gücü sayesinde,müslümanlar açık hedef haline getirilmekte. bir yandanda ötekileştirme sayesinde müslüman kürt halkına reva görülen,zulum ve baskıları,tekrar alevlendirmekte.

    gerek darbeler le ve siyasi cinayetlerde parmağı olan şahıslar göz önünde iken haklarında binlerce delil varken kazılan ölüm kuyularını ve bulunan silahları failleri ortada iken kalkıp bunlara ramen müslümanları, hedef gösterip, hedef tahtası, haline getirmek aslında “malum medya”nın gerçek yüzünü ortaya koyması bakımından son derece manidardır.itirafçı yer gösteriyor kimler ile yaptıklarını bile açıklıyor ama buna rağmen ,iftirafçı yer göstersin biz kime mal edecegimizi biliriz derseniz. bu olmaz işte.
    Haberi kaynağından almak ve gelişmeleri asıl muhatabından öğrenmek yerine, sözüm ona birtakım yanlış ve saptırıcı haberlerine ram olmakta neyin nesi bir vicdan muhasebesi yapar mısınız?oysaki hizbullah tarihinde ayrıntılı açıklama ve bilgilendirme çalışması içine giderek yayın organları vasıtasıyla gelişmelerin bütün boyutları ve perde arkası ile kamoyuna paylaşmıştır.

    Bunu sadece türkiyedeki, müslümanlara degil fesatlığınız ülkeyi aşmış olmalıki filistindeki, mücedele eden hamas a da yapıyorsunuz. örnek verelim hemen….

    “İsrail’i ve Amerika’yı o roketlerle tedirgin edip hizaya getirmeye çalışmak, bunu yaparken de büyük sivil kayıplarını göze alıp insanî duyarlılıkların muhtemel tepkilerine güvenmek; mantıklı, isabetli, verimli, meşru bir yol mudur?” Hamas Filistinlilerin ölümü üzerine hesap yapıyor. Ahmet Selim / Zaman

    bu ve buna benzer yüzlerce fesatlıklar var.Oysa Hamas’ın şanlı direnişiyle siyonist işgalciyi nasıl çaresiz bıraktığı, siyonistlerin Hamas’ın direnişi sayesinde meşruiyet krizini bir türlü aşamamanın sıkıntısını yaşadıkları herkes tarafından bilinen bir gerçek.ŞEYH AHMET YASİN’in şu sözünü hatırlatmak istiyorum:ALLAH AŞKINA, BARİ ALEYHİMİZE OLMAYIN!!!

    müteddeyin insanları hedef göstererek,neyi amaçlıyorsunuz.bölme, kışkırtma haberciligi ve tek lik senaryolarla ile halkın çeşitli kesimleri arasında düşmanlık tohumları ekme hakkını, gücünü, cesaretini nereden alıyorsunuz siz? sadece engizisyonculuk yapmaktan başka bir şey yapmıyormusunuz, SEYDA,SARIK,ŞEYH,TARİKAT gibi dini değerleri yıpratıcı rollerde oynatıp hangi mesajı vermek istiyorsunuz.Amerikan filmlerinde Müslümanlar, sarıklı-cübbeli terörist olarak lanse ediliyor ve bu bilinçli olarak yapılıyor.sizinkide bilinçlimi?

    İçeride derin devlet ve gayri meşru oluşumlarla dışarıda ise uluslararası müstekbir güçlerle var olan karanlık ilişkilerin ortaya çıkmasından en çok korkanlar gerçeklerin ortaya çıkmasından korksunlar. ALLAH’a hamd olsun bizim böyle bir derdimiz yok…..
    Yapılan karalamalar ve atılan iftiralar harekete zarar veremez. Cemaatsiz İslami mücadelenin verilemeyeceğini kavrayan ve bu yola baş koyanlar da bunun farkında ve bilincindedirler.
    İslam davasını omuzlamanın bir bedelinin olduğunu biliyor ve farkındayız. Karşılaşılan zorluklar, zahmetler bu davanın bedelidir. Bu aynı zamanda sünnetullahtır. Allah’ın davası için mücadele eden Nebiler ve Resullerin karşılaştıkları sıkıntılar ile onların yolunda gidenlerin de karşılaşması kaçınılmazdır. İslam için mücadele ederken bu kutsal davaya layık bir bedel ödemek gerekir. Davaların oluşumunda elbette ki sıkıntılar olacak. Ancak ondan sonra Allah yapılan yatırımı, gösterilen çabanın karşılığını hem dünyada hem de ahirette verir.

    “Allah’ın taraftarları” ile “Şeytanın taraftarları” arasında tarafsız kalmak gibi utanç dolu bir zillet, gaflet ve cehalet bataklığına düşmek, “ben müslümanım” diyen kişiye asla yakışmaz…Rabbimiz “hakkı ve adaleti ayakta tutan şahitler olun” buyurmaktadır. Tek kaygımız, tek hesabımız ve tek tasamız bu olmalı…

    şunu çok iyi biliyoruz ki.

    İnsanların basiret gözü açıldı. hakka koşuyor.
    Hepsi birer Mus’ab olmuş şahadete koyulmuş.
    Firavunlar Önümüze Çıkmış Ne Önemi var.
    Belam bin Bauralar önümüzde Ne Önemi var.
    Gündüz Ortasında gözü Kapamakla Karanlık mı olur.
    Koca Denize Bir taş atmakla Deniz Bulanık mı olur.
    Elhamdülillah Eyyubi Sabırla Geliyoruz.
    Elhamdülillah İbrahim’i Cesaretle geliyoruz.
    Elhamdülillah Bilal’i Direnişle Geliyoruz.
    Kur’an-ı Kerim de Tarif Edilen Müminlere Karşı Şefkatli, Kâfirlere ve Münafıklara Karşı İzzetli Nasıyla geliyoruz.

    İslamı İçin Yürüyenlerin Başına Hz. Nuh gibi İftirada gelecek,Hz. Hubeyb gibi İşkencede Görecek, Hz. Musa Gibi Hicret Edecek, Hz. Yusuf Gibi Zindanlarda Merhabası Olacaktır..

    ebuzer çetin

    zillet bizden uzaktır..

  • Erman dedi ki:

    adım erman beşinci boyut dizisinde jandarma arabası kaza yapıyor ve bir ast subay olay yerine geliyor mübarek asker değil manken saçlar uzun leonardo di caprio aynı.birde hastanede yaralılara tedavi yapıyorlar allah aşkına bir doktor hemşire yahu elinize eldiven giyin hiç steril bir ortam yok.

Görüş belirtin!

Aşağıdaki form ile bu eleştiri hakkındaki görüşlerinizi belirtebilir ya da kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz. Ayrıca yorumlara RSS ile abone olabilirsiniz.

Yaptığınız görüşün sadece sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın.

Görüş bildirirken şu etiketlerden faydalanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>