Ana Sayfa » Dinler ve Inanç, Politika

Demokrasi, Cumhuriyet, Şeriat vs.

24 Eylül 2008 9 Görüş Eleştİrmen: fizikci

Merhaba. Ben fizikci. Arada bir Elestiri.org’da yorum yazıyordum ama üye olup kendi yazımı yayınlayabileceğimi bilmiyordum. Toplumun farklı kesimlerini temsil eden bireyler olarak fikirlerimizi, düşünce dünyamızı paylaşmamız bence çok gerekli ve çok faydalı. Bu yazıda, bu sitedeki yorum ve yazılarda gördüğüm bir kavram kargaşasını eleştirmeye çalışacağım.

Ak Parti’nin yeni kurulduğu dönemde parti başkanı Tayyip Erdoğan Ak Parti’nin vizyonunu anlatırken ”Milli Görüş gömleğini çıkardıklarını” ifade ediyordu. Bunu milli görüş taraftarları da, karşıtları da çok garip karşılamıştı. “Nasıl olur? Tayyip Erdoğan Müslümanlığından ödün mü veriyordu? Yoksa takiyye mi yapıyordu?” Milli görüşçüler birinci ihtimale, diğerleri ikinci ihtimale inandılar. Öyle ya bir insan hem müslüman olup hem de Milli Görüş gibi İslami görüşleri reddedemezdi.

Bu elbette tamamen bir yanılgı. Milli Görüş gerçekten de sadece bir gömlek. İslam’ın özüyle çeşitli dönemlerdeki “İslami” siyasal anlayışları birbirine karıştırmamak gerekir. Bu anlayışların hepsi farklı birer gömlektir. İslam bu anlayışların hepsinin üzerindedir ve devletle değil insanla ilgilidir. Kaldı ki bu siyasi anlayışlar zaman zaman İslam’ın özüyle çelişebilir. Örneğin İslam’a daha uygun olan yönetim şekli cumhuriyet iken Osmanlı siyasi olarak saltanatı tercih etmiştir. Bugün şeriat karşıtlarının şeriatın cumhuriyete karşı olduğunu zannetmesinin sebebi budur. Osmanlı’nın siyasi tercihlerini “İslam” zannediyorlar. Oysa İslam da cumhuriyet diyor, saltanat değil.

Yaygın kanaatin tersine şeriat bir yönetim şekli falan değildir, Kuran’daki bazı hukuki ilkelerden ibarettir.  Cumhuriyetin karşıtı saltanat veya monarşidir, şeriat değil. Şeriat sadece ve sadece medeni hukukun bir alternatifi olabilir. Yani aslında şeriat had cezaları, evlilik, miras, borçlar ve benzeri konulardaki hükümlerden ibarettir.

Buraya kadar herşey açıksa gelelim asıl meseleye:

Demokratik bir ülkede tüm siyasi eğilimlerin temsiline izin verilir. Şeriat partisi de komünist partisi de hatta homoseksüeller partisi de olabilir. Başa geçen parti yeterli milletvekiline sahipse cezalar, miras ve borçlar hakkındaki kanunları değiştirebilir. Bunların değişmesi demokrasiye aykırı değildir.

Yani eğer demokratik bir ülkede şeriat partisi iktidar olursa bu kanunları değiştirerek şeriatı getirebilir. Şeriatın bu şekilde gelmesiyle ne demokrasi, ne de cumhuriyet elden gider.

Komünist parti iktidara gelirse o da devletçiliğin dozunu arttırıp, özel mülkiyeti kısıtlayabilir. Bu da ne demokrasiye, ne de cumhuriyete aykırıdır.

Türkiye gibi tam demokrasiye geçememiş ülkelerde devletin bir ideolojisi vardır. Bu ideolojiye uymayan siyasi partiler devlet eliyle eften püften sebeplerle kapatılır. İşte en son bir üye daha “kapatılsın” deseydi toplumun yarısının tercihi olan güçlü iktidar partisi bile kapatılmıştı. Keşke iktidarda homoseksüeller partisi olsa ama Türkiye gerçek bir demokrasi ile yönetilseydi.

Son olarak İslami kaygıları ağır basanlara bir not:
İslam devletten çok insanla ilgili bir konudur. Varsın iktidarda pek de İslami kaygıları olmayan insanlar olsun. Ama bunlar demokrasiden ödün vermesinler, kendi ideolojilerini mutlak doğru kabul edip farklı düşünceleri susturmaya, kısıtlamaya çalışmasınlar. Önemli olan budur.

9 Görüş »

  • Guardian dedi ki:

    İslam bu anlayışların hepsinin üzerindedir ve devletle değil insanla ilgilidir.

    İslam dünyasının önde gelenlerine baktığımızda veya müslüman devletlere şöyle dışarıdan göz gezdirmemizde bu söylemizde bir çelişki meydana geliyor. Siz olması gerekeni belirtmişsiniz olanı değil..

    Örneğin İslam’a daha uygun olan yönetim şekli cumhuriyet iken Osmanlı siyasi olarak saltanatı tercih etmiştir. Bugün şeriat karşıtlarının şeriatın cumhuriyete karşı olduğunu zannetmesinin sebebi budur. Osmanlı’nın siyasi tercihlerini “İslam” zannediyorlar. Oysa İslam da cumhuriyet diyor, saltanat değil.

    Şeriat bir anlayıştır, yönetim şekli değildir, cumhuriyete uyarlanabilir” demeye mi çalışıyorsunuz?

    Demokratik bir ülkede tüm siyasi eğilimlerin temsiline izin verilir. Şeriat partisi de komünist partisi de hatta homoseksüeller partisi de olabilir. Başa geçen parti yeterli milletvekiline sahipse cezalar, miras ve borçlar hakkındaki kanunları değiştirebilir. Bunların değişmesi demokrasiye aykırı değildir.

    Ya anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilmesi mümkün olmayan maddeleri? Onlar da değiştirilebilir mi?

    Yani eğer demokratik bir ülkede şeriat partisi iktidar olursa bu kanunları değiştirerek şeriatı getirebilir. Şeriatın bu şekilde gelmesiyle ne demokrasi, ne de cumhuriyet elden gider.

    Komünist parti iktidara gelirse o da devletçiliğin dozunu arttırıp, özel mülkiyeti kısıtlayabilir. Bu da ne demokrasiye, ne de cumhuriyete aykırıdır.

    Türkiye Cumhuriyet’inin kuruluşundan itibaren bazı temelleri vardır. Bu ana temel değerlerin kaybedilmemesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Eğer bahsettiğiniz yeniden yapılanma, dediğiniz gibi sadece cezalar, miras ve borçlar alanında ise haklısınız. Cumhuriyet’in temel değerlerinde ortaya konulmak istenen öncekine zıtlık içeren değişiklikler kabul edilemez.

    Son olarak İslami kaygıları ağır basanlara bir not:
    İslam devletten çok insanla ilgili bir konudur. Varsın iktidarda pek de İslami kaygıları olmayan insanlar olsun. Ama bunlar demokrasiden ödün vermesinler, kendi ideolojilerini mutlak doğru kabul edip farklı düşünceleri susturmaya, kısıtlamaya çalışmasınlar. Önemli olan budur.

    Evet, islam ve diğer bütün din inançları insanla ilgilidir, bireyseldir. Fakat bunu anlamak istemeyenler İslami kaygıları olanlardan çok, bu kaygıları kendilerine doğurtanlardır. Yıllardır gerek muhalefet gerekse iktidar bu belirttiğiniz anlayıştan çok uzak davranışlar sergilemektedir. Haklısınız, teori ile pratik birbiri ile çelişmektedir.

    Bu nedenlerle, benim için bahsettiğiniz şeriat anlayışının Cumhuriyet’e uyarlanmasının mümkünatı yoktur. Çünkü cezalar, miras ve borçlar hakkında kanunları değiştirme hakkı olarak belirttiğiniz durum sadece burada kalmayıp arka planda çok değişik planlara yönelmektedir. Tartışmanın çıktığı noktada zaten burasıdır. Yoksa herşey ve insanlarımız, bahsettiğiniz kadar açık ve net olsaydı burada tartışıyor olmazdık..

    Saygılarımla..

  • fizikci dedi ki:

    Sevgili Guardian,

    İslam dünyasının önde gelenlerine baktığımızda veya müslüman devletlere şöyle dışarıdan göz gezdirmemizde bu söylemizde bir çelişki meydana geliyor.

    demişsin.

    Aslında benim bu yazıda anlatmaya çalıştığım şey sizin bu söylediğinizle çelişkili değil aksine tamamen tutarlı. “İslam devletleri”nin(!) siyasi tercihleri İslam değildir diyorum. Mesela kadınların zorla başını kapatmaya çalışan İran bunu tamamen kendi siyasi tercihi olarak yapıyor. Aynı bizim burada kemalistlerin kadınların zorla başını açmaya çalışması gibi bir şey. İslam aksine “dinde zorlama yoktur” diyor. Hz. Muhammed “sizin dininiz size, benim dinim bana” diyor.

    “Şeriat bir anlayıştır, yönetim şekli değildir, cumhuriyete uyarlanabilir” demeye mi çalışıyorsunuz?

    Evet “şeriat bir yönetim şekli değildir” diyorum. Bunu sadece ben söylemiyorum şeriatın ne olduğunu bilen herkes söylüyor. Sadece bazı art niyetliler şeriat’ı korkulması gereken, ilkel bir yönetim şekli gibi pazarlamaya çalışıyor. Bunu İttihat ve Terakki döneminden beri yapıyorlar.

    Şeriat bir anlayış da değil. Allah’ın Kuran’da emrettiği bazı hukuki kanunlardır. “Cumhuriyete uyarlanabilir” de demiyorum. Zaten İslam’ın önerdiği (ya da teşvik ettiği) yönetim şekli cumhuriyettir. Bunun açık delili Kuran’da geçen “onların işleri kendi aralarında meşveret iledir” ayetidir. Ayrıca dört halife dönemi Cumhuriyet’in yaşandığı bir dönem olarak somut bir örnektir. Saltanat emevi-abbasi zamanında ortaya çıkmıştır. Ve tamamen o ülkelerin siyasi tercihi olmuştur.

    Ya anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilmesi mümkün olmayan maddeleri? Onlar da değiştirilebilir mi?

    Elbette değiştirilemez. Zaten buna karar veren Cumhuriyet Türkiyesi değil mi? Bunun şeriatla, dinle bir ilgisi yok ki. Bu ülkede kurulmuş legal bir parti bu yasaları değiştiremez. Kaldı ki mevcut anayasadaki değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddeler İslam’a aykırı değildir. Kim niye değiştirmek istesin?

    benim için bahsettiğiniz şeriat anlayışının Cumhuriyet’e uyarlanmasının mümkünatı yoktur. Çünkü cezalar, miras ve borçlar hakkında kanunları değiştirme hakkı olarak belirttiğiniz durum sadece burada kalmayıp arka planda çok değişik planlara yönelmektedir. Tartışmanın çıktığı noktada zaten burasıdır.

    Bir partinin “arka planda çok değişik planlara yöneldiğini” söylemek vehimdir. Ve bir hukuk kuralı: Hükümler vehimler üzerine bina edilemez.

    Nedir bu değişik planlar?
    - Mesela cumhuriyeti ortadan kaldırmak mı?
    Adamın inandığı din bile cumhuriyeti tercih ederken, niye cumhuriyeti ortadan kaldırmak istesin?
    - Mesela herkesi müslüman olmaya ya da başını örtmeye zorlamak gibi zorbalıklar mı?
    “Sizin dininiz size, benim dinim bana”, “dinde zorlama yoktur” diyen Kuran ayetleri ortada dururken niye böyle şeyler yapılsın?

    Tartışmanın asıl kopma sebebi şudur: İttihat ve Terakki’den beri Türkiye’deki hakim medyanın sürekli yalan irtica haberleriyle halkımızı korkutup durmasıdır. “Şeriat” deyince iliklerine kadar irkilen insanlar şeriatın ne olduğunu bile bilmiyorlar, düşünebiliyor musunuz? Bu sadece ve sadece “korkut ve yönet” taktiğidir.

    Aynı -izlediniz mi bilmiyorum- The Village filminde olduğu gibi. Köyün gençlerini dış dünyadan/dış düşmanlardan korumak için köyün yaşlıları sahte canavarlar üretiyorlar. Köyün etrafını saran ormanda yaşayan bu sahte canavarlarlarla gençleri içerde tutuyorlar.

    Aynı bizimkilerin “irtica”, “ab/abd”, “pkk” gibi ürettiği sahte canavarlarla bizim ülkemizi içine kapanık, dış dünyadan habersiz, oligarşiklerin saltanatını rahatça sürdürebildikleri bir ülke haline getirmek istiyorlar. Uzun yıllar bunda başarılı da oldular. Ama artık dünya değişiyor, teknoloji/haberleşme gelişiyor. Bu şartlarda kaybetmeye mahkumlar. Ve bu hepimiz için çok hayırlı bir sonuç.

  • Guardian dedi ki:

    “Şeriat” deyince iliklerine kadar irkilen insanlar şeriatın ne olduğunu bile bilmiyorlar, düşünebiliyor musunuz? Bu sadece ve sadece “korkut ve yönet” taktiğidir.

    Üzülerek söylüyorum ki, korkutmak için herhangi bir yöntem uygulamak gerekmiyor malesef:

    Bu tür cezalar sisteminn Cumhuriyet olduğunu iddia ettiğiniz Kur’an da yer almaktadır. Günümüz çağına pek uyduğu söylenemez. Öyle değil mi?

    Elbette değiştirilemez. Zaten buna karar veren Cumhuriyet Türkiyesi değil mi? Bunun şeriatla, dinle bir ilgisi yok ki. Bu ülkede kurulmuş legal bir parti bu yasaları değiştiremez. Kaldı ki mevcut anayasadaki değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddeler İslam’a aykırı değildir. Kim niye değiştirmek istesin?

    Tebrik ediyorum. Keşke herkes sizin gibi düşünse..

    Aynı bizimkilerin “irtica”, “ab/abd”, “pkk” gibi ürettiği sahte canavarlarla bizim ülkemizi içine kapanık, dış dünyadan habersiz, oligarşiklerin saltanatını rahatça sürdürebildikleri bir ülke haline getirmek istiyorlar. Uzun yıllar bunda başarılı da oldular. Ama artık dünya değişiyor, teknoloji/haberleşme gelişiyor. Bu şartlarda kaybetmeye mahkumlar. Ve bu hepimiz için çok hayırlı bir sonuç.

    Avd, pkk gibi sorunlar sizce ciddi ve gerçek sorunlar değil mi? Tartışmanın amacının değişmemesi nedeniyle sadece bu soruyu sormak istedim. Yoksa tartışma pkk’yı doğuran güç ve sebeplere kadar uzanacak..

    Ayrıca ülkemizdeki irtica sorununa da objektif bir bakış açısıyla yorum getirmenizi rica ederim. Sizce ülkemizde insanlar Allah ile aldatmıyorlar mı?

  • fizikci (author) dedi ki:

    Merhaba Guardian,

    Bir ay olmuş nerdeyse. Yeni cevap yazıyorum. :)

    Üzülerek söylüyorum ki, korkutmak için herhangi bir yöntem uygulamak gerekmiyor malesef:
    Bu tür cezalar sisteminn Cumhuriyet olduğunu iddia ettiğiniz Kur’an da yer almaktadır. Günümüz çağına pek uyduğu söylenemez. Öyle değil mi?

    demişsin.

    Kuran’daki cezalar sisteminden hırsızlar, zalimler, katiller korksun. Biz niye korkalım ki?

    “Günümüz çağının” ceza sistemi ülkeden ülkeye değişim gösteriyor. Mesela Amerika’da idam cezası var hala bildiğim kadarıyla. Bazı ülkelerde cezalar daha hafif, bazılarında daha ağır.

    Buna kim karar verir? Mesela hırsızın kolunu mu keselim, yoksa hapse mi atalım? Herkesin bu konuda kendince bir fikri vardır. Banka hortumlayarak yüzbinlerce insanın hakkını gasbeden hırsızların kolu kesilse zulüm mü olur? Hortumcuya acımalı mıyız?

    Demokrasi ile yönetilen ülkelerde ceza kanunlarını belirleyen şey halkın tercihleri olacaktır. Eğer çoğunluk “hırsızın kolu kesilsin” derken bu olamıyorsa demokrasi uygulanmıyor demektir.

    Burada hırsızlar adına endişelendiğimiz kol kesme cezasının İslam tarihinde nasıl uygulandığına bakmakta fayda var. Öncelikle her hırsızlığın cezası kol kesme değil. Koskoca Osmanlı tarihi boyunca kol kesme cezası sadece bir-kaç defa verilmiş. Bunun sebebi cezayı hafifleten pek çok unsurun olması:
    - Hırsızın ihtiyaç içinde olması
    - Mağdurun hırsızlığa karşı önlem almamış olması
    - Belli bir değerin altında bir şeyin çalınması
    gibi durumlarda kol kesme cezası uygulanmıyor.

    Yani aslında korkulacak hiç bir şey yok. Ama gene de çoğumuz korkuyoruz. Neden? Çünkü yaklaşık yüz yıldır sevgili medyamız şeriatı sapır sapır kol kesen bir yönetim şekli(!) olarak tanıtıyor. Propoganda ediyor.

    Avd, pkk gibi sorunlar sizce ciddi ve gerçek sorunlar değil mi? Tartışmanın amacının değişmemesi nedeniyle sadece bu soruyu sormak istedim. Yoksa tartışma pkk’yı doğuran güç ve sebeplere kadar uzanacak..

    demişsin.
    PKK taşeron bir örgüt. Hakim güçlerden (İngiltere, Amerika ve Türkiye’nin derin güçlerinden) aldığı emirle eylem yapıyor. Bu bağlamda ABD ne kadar ciddi tehditse, Türkiye de o kadar ciddi tehdittir. İlginç değil mi? İlginç ama gerçek. Türkiye’nin derin devleti bizim için Amerika’nın derin devletinden çok çok daha tehlikelidir. İnşallah Ergenekon davası derin devletin temizlenmesi, (M. Ali Birand’ın ifadesiyle) bu kanserin kesip atılması yolunda başarılı olur.

    Ayrıca ülkemizdeki irtica sorununa da objektif bir bakış açısıyla yorum getirmenizi rica ederim. Sizce ülkemizde insanlar Allah ile aldatmıyorlar mı?

    Ne yazık ki ülkemizde Allah ile aldatan da, Atatürk ile aldatan da, “yüce milletimiz” ile aldatan da hiç az değil. Bu aldanmaların hepsinin en önemli sebebi cehalet ve fakirliktir. Eğitim ve refah seviyemiz yükseldikçe bu aldanmalar azalacaktır.

    Eğitim ve refah seviyemizi yükseltecek olan şey ise liberal (özgürlükçü) politikalardır. Okulların özelleştirilmesi, devletin piyasa üzerinden elini çekmesi ve küçültülmesi Türkiye’nin belini doğrultacak atılımlardır ama bunu istemeyen bir statüko var. Onlar hesabına çalışan tetikçiler var. Medyada, hatta iş dünyasında bile yandaşları var. Neyse ki her geçen gün biraz daha eriyorlar. Ben ümitliyim, inşallah bir gün bunlar yok olacak, o gün Türkiye’nin ne kadar hızla büyüdüğüne biz olmasak da çocuklarımız şahit olacak.

    Bu Türkiye için hayal değildir. Bizim tarihimiz bunun örnekleriyle dolu.

  • Guardian dedi ki:

    Kuran’daki cezalar sisteminden hırsızlar, zalimler, katiller korksun. Biz niye korkalım ki?

    elini kolunu kestiğiniz zaten çaresizlikten suça teşfik edilmiş bir suçluyu tekrar hayata salarak; aciz, topluma yararsız bir birey oluşturmak sizce ne kadar doğrudur?

    Bu ceza sisteminden daha büyük sorunları peşinden getirmesi bakımından hırsızlardan çok yönetimin korkması gerekmektedir.

    Çünkü insanları hizmet edebilecekleri uzuvlarından ederek Toplumsal bir çözüm yerine kişisel bir göz dağı ortaya koymuş oluyorsunuz.

    Bunun yerine hatasını anlaması üzerine belirli bir süre hürriyetinden edip, gerektiği takdirde topluma yararlı işleri kendisine yüklemek daha yararlı olacaktır. Tabi bu sisteminde günümüz ülkelerinde ne kadar başarılı şekilde uygulanabildiği tartışılır..

    Sonuç oalrak duygusal davranarak idam cezasını dahi hakettiğini düşündüğüm insanlar vardır. Fakat idam cezasını gerçekleştirmek bencillik olur. Bu nedenle ek-kol kesme ve idam cezalarına sonuna kadar karşı biriyim.

    Burada hırsızlar adına endişelendiğimiz kol kesme cezasının İslam tarihinde nasıl uygulandığına bakmakta fayda var. Öncelikle her hırsızlığın cezası kol kesme değil. Koskoca Osmanlı tarihi boyunca kol kesme cezası sadece bir-kaç defa verilmiş. Bunun sebebi cezayı hafifleten pek çok unsurun olması:
    - Hırsızın ihtiyaç içinde olması
    - Mağdurun hırsızlığa karşı önlem almamış olması
    - Belli bir değerin altında bir şeyin çalınması
    gibi durumlarda kol kesme cezası uygulanmıyor.

    Hacdan gelenlerden dinlediğim kadarıyla Suudi-arabistanda bugün ortalıkta eli-kolu kesik çok sayıda çocuğun dolaştığı söylenilmektedir. Buda yetmezmiş gibi cezaları yetiştiremiyorlarki geçtiğimiz günlerde yönetimin el-kol kesme makinesi tasarlatacaklarını dahi duyduk.

    Ergenekon davası ile ilgili belirtmiş olduğunuz temennilere keşke ben de bu kadar iyimser bir şekilde katılabilseydim. Temennilerinize katılıyorum fakat başından beri yanlış ve belirli çıkarlar doğrultusunda yürütülen bir organizasyonun hedefine ulaşabileceği kanısında değilim.

  • fizikci (author) dedi ki:

    elini kolunu kestiğiniz zaten çaresizlikten suça teşfik edilmiş bir suçluyu tekrar hayata salarak; aciz, topluma yararsız bir birey oluşturmak sizce ne kadar doğrudur?

    Çaresizlikten hırsızlık yapanın eli kesilmez ayrı konu… Ama sizin bu görüşlerinizi dile getirmeniz ve meclisde bu ve benzeri görüşlerinizin kabul edilmesini sağlayacak düşünce ve eylemlerde bulunmanız demokrasinin gereğidir. Bir başkası sizin gibi düşünmeyebilir. Hırsızın elinin kesilmesi ona göre daha doğrudur. O da çalışır. Sonuçta ceza kanunlarını belirleyecek olan meclistir. Tüm demokrasilerde bu böyledir.

    Bu ceza sisteminden daha büyük sorunları peşinden getirmesi bakımından hırsızlardan çok yönetimin korkması gerekmektedir.

    Bu sizin düşünceniz. Herkes sizin gibi düşünmüyor.

    Çünkü insanları hizmet edebilecekleri uzuvlarından ederek Toplumsal bir çözüm yerine kişisel bir göz dağı ortaya koymuş oluyorsunuz.

    Bu da tartışılan bir konu. Cezalar daha “hümanist” mi olmalı, yoksa daha “caydırıcı” mı? Herkesin bir fikri var. Pek çok insana göre kol kesme süper caydırıcı bir ceza.

    Hacdan gelenlerden dinlediğim kadarıyla Suudi-arabistanda bugün ortalıkta eli-kolu kesik çok sayıda çocuğun dolaştığı söylenilmektedir. Buda yetmezmiş gibi cezaları yetiştiremiyorlarki geçtiğimiz günlerde yönetimin el-kol kesme makinesi tasarlatacaklarını dahi duyduk.

    Suudi arabistanın yaptıkları kendisini bağlar. İslam’ın daha doğru bir temsilini görmek için Suudi Arabistan’a değil Osmanlıya bakın. “El kol kesme makinesi” hakkında bir haber linki veya benzeri bir adres verebilir misiniz? Bana “şeriat öcüdür” propogandalarının ürünü bir haber gibi geldi de. : )

    Ergenekon davası ile ilgili belirtmiş olduğunuz temennilere keşke ben de bu kadar iyimser bir şekilde katılabilseydim. Temennilerinize katılıyorum fakat başından beri yanlış ve belirli çıkarlar doğrultusunda yürütülen bir organizasyonun hedefine ulaşabileceği kanısında değilim.

    İslam ve Şeriat’tan korkutma argümanı olarak kullanılan olayların hemen hepsi Ergenekon, Gladyo gibi derin yapılanmaların tezgahladığı olaylar. Sivas Katliamı, Danıştay cinayeti, Rahip Santoro cinayeti, Uğur Mumcu suikasti, Hrant Dink cinayeti, 1 Mayıs olayları, 6-7 Eylül olayları, vs. vs.. Bütün bunlara ilişkin yazılmış yığınla kitap, çekilmiş belgeseller var. Hepsinin ortak noktası derin devlet. (Nam-ı diğer: Ergenekon) İşte bundan korkmalısınız. Bunu sulandırmaya çalışanlardan korkmalısınız. Eğer demokrasi ve özgürlük istiyorsanız..

  • Guardian dedi ki:

    açıkça “herkes farklı düşünebilir” düşüncesinde hem fikir olduğumuzdan aslında cevap yazmayacaktım fakat aşağıda belirttiğim son paragrafınız bunları yazmama neden oldu.

    İslam ve Şeriat’tan korkutma argümanı olarak kullanılan olayların hemen hepsi Ergenekon, Gladyo gibi derin yapılanmaların tezgahladığı olaylar. Sivas Katliamı, Danıştay cinayeti, Rahip Santoro cinayeti, Uğur Mumcu suikasti, Hrant Dink cinayeti, 1 Mayıs olayları, 6-7 Eylül olayları, vs. vs.. Bütün bunlara ilişkin yazılmış yığınla kitap, çekilmiş belgeseller var. Hepsinin ortak noktası derin devlet. (Nam-ı diğer: Ergenekon) İşte bundan korkmalısınız. Bunu sulandırmaya çalışanlardan korkmalısınız. Eğer demokrasi ve özgürlük istiyorsanız..

    İslam’dan korkutma argümanı olarak kullanılan olayların arkasında ERGENEKON adlı terör örgütünün bulunması olayları gerçekleştiren yobaz ve ve kandırılmaya müsait kesimi haklı çıkarmaz.

    Ayrıca Ergenekon terör örgütünün resmi üye lsitesi mi varda, içeri alınanların bu örgütün mensubu olduğu hakkında kesin yargıya varalım. Evet içeri birileri alındı, fakat ya bu eylem de bir Ergenekon oyunuysa? Siz içeri alınan çeşitli kişilere güvenmeyerek eylemin doğru yolda ilerlediğini savunabiliyorsanız, ben de içeri atanlara güvenmeyerek aylemin bir kandırmaca olduğunu savunabilirim.

    Sonuç olarak, hiçbir şeyin kesinliği yok. İçeri alınan birtakım kişilere güvenmediğim kadar içeri atanlara da güvenmiyorum. Fakat sırf siyasi amaç uğruna gereksiz yere içeri alınanların mutlaka bulunduğunu düşünüyorum.

    İşte bu yüzden bu davanın adaletli sonuçlanabileceğine ve içimizdeki gerçek Ergenekon’a bir darbe indirebileceğimize inanamıyorum.

    Saygılarımla..

  • fizikci (author) dedi ki:

    …olayların arkasında ERGENEKON adlı terör örgütünün bulunması olayları gerçekleştiren yobaz ve ve kandırılmaya müsait kesimi haklı çıkarmaz

    Kesinlikle haklısınız. Onların eğitilmesi gerekiyor. Ama o olaylarla kandırılan bir kesim de var. İslamı en büyük tehlike olarak görmesi istenen bir kesim. “Tehlikenin farkında” olması istenen kesim. Onların da eğitilmesi gerekiyor.

    Ayrıca Ergenekon terör örgütünün resmi üye listesi mi varda, içeri alınanların bu örgütün mensubu olduğu hakkında kesin yargıya varalım.

    Hiç bir suç örgütünün üyelerinin resmi listesi olmaz. Ama bu listeyi oluşturmak zor değil. Mesela suç işleyen bir kişinin -Alparslan Aslan diyelim- cep telefonu görüşmelerinin dökümünü alırsınız. En çok görüştüğü kişilerin suç durumunu ararştırır, onları da sorguya çekersiniz. İlişkili gördüğünüz diğer kişilerin de cep telefonu kayıtlarını inceler, bulduklarınızı sorguya çekersiniz. Bu böyle devam eder, rekürsif bi fonksiyon gibi. Taki örgüt şeması tam olarak ortaya çıkıncaya kadar. Ergenekon’da gelinen noktada 1 numara hariç örgüt şeması olduğu gibi ortaya çıkarılmış durumda.

    Sonuç olarak, hiçbir şeyin kesinliği yok. İçeri alınan birtakım kişilere güvenmediğim kadar içeri atanlara da güvenmiyorum.

    Yapmayın Guardian Bey. Polise, savcıya da güvenmezsek, geriye ne kalır? Bizi her gün irtica haberleriyle, hem de YALAN haberlerle kandıran medyaya güveniyoruz da niye polise-savcıya güvenmeyelim. Aynı polis-savcı Deniz Feneri davasıyla da ilgileniyor, Ergenekon’la da.. Emniyet bu günlerde halkın güvendiği kurumların başında geliyor. Bence de bunu kesinlikle hakediyorlar. Mesela en son PKK’nın eylem için topladığı çocuklara oynamaları için top dağıtıp, çok doğal ve çok sevimli bir şekilde eyleme engel olmuşlardı. Yine polisin çocuklara oyuncak, çikolata dağıtması artık çok rastladığımız olaylardan. Bence bu polisin ayakta alkışlanması gerekiyor.

    Fakat sırf siyasi amaç uğruna gereksiz yere içeri alınanların mutlaka bulunduğunu düşünüyorum.

    Siyasi amaç deyince aklıma başkanı tarafından bile eleştirilen, özrü kabahatinden büyük Anayasa Mahkemesi geliyor. Google iddianemesi hazırlayan Başsavcı Abdurrahman aklıma geliyor. %47 oy almış bir partiyi eften püften sebeplerle (yoksa “siyasi amaç” uğruna mı demeliyim) kapatmaya çalışan güruh aklıma geliyor.

    Bence bunların hepsini (özellikle de siyasi kaygıları) bir kenara bırakıp suça ve suçluya karşı olmalıyız. “Ergenekon’a ben de karşıyım ama…” demek kesinlikle doğru değil. Suçsuz insanları öldüren, halkı birbirine karşı kışkırtan, uyuşturucu ticaretiyle binlerce hayatı karartan bu insanlara “ama…”nın zekatını bile vermemeliyiz.

  • osman dedi ki:

    BİR KERE ŞERİAT ŞİMDİKİ İNSAN HAKLARI HUKUKUNDAN DAHA ADİLDİR.ŞİMDİKİ CEZALARDA UFAK BİR CAYDIRMA PAYI YOK Kİ İNSANLAR HEP SUÇ İŞLİYOR.FAKAT ŞERİATTAKİ CEZALAR CAYDIRICI OLDUĞU İÇİN İNSANLAR ÇEKİNİP SUÇ İŞLEMEYECEK.İŞ BU KADAR BASİT.

Görüş belirtin!

Aşağıdaki form ile bu eleştiri hakkındaki görüşlerinizi belirtebilir ya da kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz. Ayrıca yorumlara RSS ile abone olabilirsiniz.

Yaptığınız görüşün sadece sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın.

Görüş bildirirken şu etiketlerden faydalanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>