Ana Sayfa » Bireyler ve Toplum, Genel Konular

Çağdaş Gericilik: Postmodernizm

13 Mart 2007 4 Görüş Eleştİrmen: Hulki Can

POSTMODERNİZM NEDİR ?

Öncelikle, “postmodernizm” bir mimarlık terimi olup ilk kez 1970li yıllarda ABDli mimar Charles Jencks tarafından kullanılmaya başlanmıştır. “Postmodern, postmodernizm, postmodernlik” yeni türetilmiş ithal sözcükler. Yabancı dilde eski basım sözlüklerde bu sözcükler yok. Örneğin, 1952 basım Redhouse sözlüğünde “postimpressionism”  var,  ama “postmodernism” yok.

Latince kökenli “post” öneki “sonra, sonrası” anlamlarına gelir. Yani, örneğin, “postempresyonist dönem” dersek bundan kastedilen “empresyonist dönem sonrası” veya “empresyonist dönemi izleyen” dir. Ama bu çok genel bir tanımdır. Empresyonist dönemi izleyen dönemin ne olduğu (kübist, fütürist vs) belirtilmelidir.

Aynı koşut mantıkla “postmodern” terimi de çok genel bir tanım olup bundan ne kastedilmek istendiği açıkça belirtilmelidir. Bu bağlamda “postmodern” sözcüğünü de sözlüksel anlamına göre  “modern dönem sonrası” olarak niteleyebiliriz. Ama bu demek değil ki “post” önekini her sözcüğün başına ekleyerek rasgele sözcükler türetelim…

Eğer “postmodern” sözcüğünü “modern dönem sonrası” olarak yorumluyorsak,  burada – Türkiye için konuşuyorum- “modern dönem” dediğimiz de Atatürk’ün başlatmış olduğu modernleşme, batılılaşma dönemidir. Yani, anlamı daha da açarsak, “postmodern” denince Türkiye’nin modernleşme döneminden sonraki dönem, yani,  1938den sonraki dönem veya “bugünler” kastediliyor demektir bu.

Ancak şimdi burada bir yanıltmaç (paradoks) söz konusu. Modern sözcüğü çağdaş, ilerici, devrimci, reformcu, yenlikçi, muasır sözcüklerine eşanlamlı veya yakındır. O halde, postmodernizm bunları da aşan bir düzleme mi işaret ediyor? Yoksa bunları yadsıyor mu?

Bunun yanıtını, bu sözcük Türkçe sözlüklerde henüz olmadığından, ancak İngilizce Meriam-Webster sözlüğündeki tanımında  buluyoruz. [1]

Ve görüyoruz ki postmodernizm “modern akımların uygulamalarına ve felsefesine karşı bir tepki (reaction) olarak (sanat, mimarlık veya yazında) ortaya çıkmış ve özellikle geleneksel öğelerin ve uygulamaların yeniden canlandırılmasıyla kendini gösteren muhtelif akımlar”ı tanımlamak için kullanılmaktadır. Yani burada modernizme karşı bir tepki, direnç, rezistans söz konusu.

Burada Türkçe karşılığı tepki, tepkime, gericilik, geriye gidiş, irtica anlamına gelen “reaction” sözcüğüne dikkat çekmek isterim. Eğer zaten geleneksel öğelerin ve uygulamaların yeniden canlandırılması söz konusu ise, demek ki, devrim karşıtı bir durum söz konusudur. O halde, postmodernizmi kılık değiştirmiş, kamufle edilmiş bir karşıdevrim olarak tanımlayabiliriz.

O halde postmodernizm,  küreselleşmeyi destekleyen,  modernizmi ve devrimleri yadsıyan ve başka seçeneklere yönelen akım, öğreti, siyasal veya dinsel görüş, sanatçı ve yazarları belirlemek, nitelemek amacıyla kullanılan bir terim olarak tanımlıyor ve kippa düştü kel göründü örneği üzerindeki janjanlı elbiseleri çıkartıp çirkinliğini saptamış oluyoruz. Cicili bicili elbiselerin altından çıkanlar Pandora’nın Kutusundan çıkanlardan çok daha beter: küresel sermayenin desteklediği yardakçılar, yanaşmalar, türbanlar, takunyalar, ibrikler, ikinci cumhuriyetçiler, mandacılar, darbeciler, darbe heveslileri, besleme basın ve medya, televole kültürü, arabesklik, magandalık, kabadayılık, güdümlü basın ve medya, yerel kimliklerin ve adetlerin hortlatılması, Kurtlar vadisi benzeri diziler ve filmler, töre cinayetleri, şeriatçılar, tarikatçılar, dergahçılar, derin devlet, masonik ve promasonik yapılanmalar, bunların yazın ve sanat dünyasındaki dolaylı/dolaysız destekçileri…. Görüldüğü gibi büyük bir tehdit ve her ortamda ve koşulda egemen olan bir güçten bahsediyoruz. Öyleyse, postmodernizmi karşı devrimcilerin ve çağdaş gericilerin dünya görüşü olarak tanımlamak çok yerinde olacaktır. Tam isabettir !

MODERNLEŞME BİTTİ Mİ?

Sanırım bu sözcük ülkemizde ilk kez Prof. Yıldız Ecevit tarafından  Orhan Pamuk’un yazarlığını ve romanlarını övgü için kullanıldı. Medyada postmodern romancı olarak kabul gören ve bu sıfatıyla övündüğü anlaşılan Orhan Pamuk’un “Yeni Hayat” ve “Kar” romanlarında Türk devrimini, çağdaşlaşmayı ve modernizmi yeren, aşağılayan bir çok öğe ve gönderme bulunmaktadır. Devrimin  öncüsü Atatürk ile ilgili “Atatürk resmi, Atatürk büstleri, heykelleri, Atatürk caddesi” vs gibi Atatürk’ü çağrıştıran  göstergeler ile ilgili alaycı bir takıntının sürdüğü, Atatürk’ün ve ekibinin “başarısız”  olduğunun vurgulanmak istendiği gözlerden kaçmıyor. Kuşkusuz Atatürk ve devrimler eleştirilemez değildir. Ancak bu eleştirilerin akademik ve bilimsel olması gerekmektedir. Kişiliğe yönelik, aşağılayıcı ve küçümseyici olmamalıdır.   

Sanırım  Prof. Atilla Yayla’da da bu postmodern saplantı başlamış ve   o da birilerinin günün birinde bizden “bu adamın” resimlerinin duvarlarda neden asılı durduğunu soracaklarından korkuyor olmalı !!…  Peki ya bu resimler kaldırılır da bu resimlerin neden kaldırıldığı birileri tarafından sorulacak olursa o zaman ne olacak ? Yayla, 2006 yılı Kasım ayında İzmir’de yaptığı bir konuşmada, “Kemalizm ilerlemeden çok gerilemeye tekabül eder” demiş ve Atatürk için, “neden her yerde bu adamın fotoğrafları var?’ diye soracaklar” sözlerini kullanmıştı. İşte buyurun size postmodern bir profesör ! Profesör olmuş ama daha akademik ve bilimsel eleştiriden haberi yok herhalde.

O halde, eğer Türkiye, Atatürk’ün belirlediği modernleşme, çağdaşlaşma ve devrimler yolundan saparak başka yollara girmiş, veya girmeye hazırlanıyor, veya  itekleniyorsa ve bu dönemim adı da “postmodern dönem” olacaktır deniyorsa, veya bir takım çevrelerde böyle bir arzu, heves varsa, ve bu dönem kendi yazar, bilim adamı, siyasetçi ve edebiyatçılarını yetiştiriyorsa, bunlardan biri veya bu hareketin öncüsü de Orhan Pamuk’muş gibi bir hava yaratılmak isteniyorsa o zaman bu işleri tezgahlayanlara “dur bakalım orada molla” derim.

Bizim aydınlarımız gerine gerine esneye dursun, postmodern olmayı büyük bir marifet sansınlar, bu postmodernist süreci ve taktiği fark eden Fransız tarihçi Jean Michel Thibaux “AB’nin en büyük hedefi Atatürkçü düşünceyi yok etmektir” diyor.

Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiye’yi federasyon veya eyaletlere (states) bölmek isteyenler herhalde Türkiye’nin bir pelteleştirilme sürecine girerek  ulusal kimliğini küreselleşme potasında eriterek Irak gibi etnik ve dinsel olarak parçalanacağını umut ediyorlar: Bir yanda laikler, bir yanda kürt ayrılıkçılar, bir yanda islamcılar ve üç parça olmuş bir ülke ! İşte özlem duydukları görüntü budur ! Küreselleşmeye din değil, ancak ulusçuluk engeldir. Onun için Pamuk 2006 yılında alman yazarlar birliği barış ödülünü alırken şöyle diyor: “Avrupa Birliği’ne inananlar sorunun barış ile milliyetçilik arasında olduğunu bir an önce görmeli. Bu ikisi arasında, hepimiz seçimimizi yapacağız. Ya barış ya milliyetçilik.”

Hedef sözde dinsel özgürlük ve dini özgürce yaşamak bahanesiyle gericiliği, teokrasiyi, şeriatı, hilafeti ve Osmanlının eski kurumlarını yeniden hortlatarak bağnaz ve cahil bir mollalar ve karaçarşaflılar  topluluğu oluşturmaktır. İşte bakın hanımefendiler büyük bir hevesle karaçarşaf benzeri tesettürlü bir elbiseyle televizyonlarda arzı endam ediyorlar, postmodern kadın imajımız bu işte !

Postmodernler için ulusal kimliğin aşağılanması önemli değildir. Ulusal kimlik önemli değildir. Dinsel kimlik önemlidir. Kafaya çuvalların geçmesi de önemli değildir. Bunu sineye çekeriz. Yeter ki bırakın hoparlörlü camilerden bangır bangır ezan okunsun ve biz de göğsümüzü gere gere işi gücü bırakıp günde beş kere yerlere yatıp kalkalım.

Küreselleşme yanlıların ve postmoderncilerin göremedikleri ya da görmek istemedikleri gerçek şu: Her şeye rağmen maya tutmuştur. Türkiye hilafet ve şeriatı tasfiye ederek ilerlemiş ve gelişmiştir. Ekonomi ve sanayisi dev adımlarla gelişmiştir.  Ortadoğu’da güçlenen bir Türkiye ve yeni kurulan Türk Cumhuriyetleriyle olan ilişkimiz bir çok ülkeyi korkutuyor. Onun için Türkiye’yi bulunduğu ulusçu rotadan çıkarıp dinsel ve etnik uçurumlara çekmeye çalışıyorlar.

Pamuk’un “Kar” romanındaki şair başkahramanının “Türk şiiri” deyiminden bile rahatsız olması, bu kavramı “milliyetçi, gülünç ve zavallı bir kavram” olarak görmesi;  ama öte yandan PKKlı teröristlerden onların terminolojisini, söylemini aynen benimseyerek “kürt milliyetçisi” veya “kürt gerillası” olarak söz etmesi bundandır;  “terörist” sözcüğünün  hiç bir yerde geçmesinin nedeni budur. “Yeni Yaşam”ın başkahramanı da bu ülke topraklarından tiksinmesinin arkasında bu vardır. Bunlar rasgele, öylesine söylenmiş, yazılmış sözler değildir. Küresel misyon ve vizyon, hedef ve  amaçlar gözetilerek yazılmış ve büyük bir planın ve programın parçasını oluşturan sözlerdir. Küresel misyon ve vizyona hizmet Nobel ödülünü getirmiştir.

GÜNDEM VE SORUNSAL

Ana gündem konumuz çok yalındır: Türkiye Cumhuriyeti’ni destekleyenler ve destekleyemeyenler. Türkiye Cumhuriyeti’ni savunmaya çalışanlar  ve buna karşı olanlar. Birinci grup vatanseverler (devrimciler) ikinci grup postmodernciler (karşı devrimciler)  dir. Çatışma bu iki grup arasındadır.

Ülkenin genel durumu Osmanlı İmparatorluğunun son günlerini andırıyor. Ülke bir felakete ve Irak benzeri bir iç savaşa doğru hızla sürüklenmektedir. Bilindiği gibi 1945ten itibaren NATO  ülkelerinin ordularının küresel bir örgütlenme içine alınarak ABD egemenliğine sokulması planlanmaya başlanmıştır. Ancak, demokratik ulus-devlet veya üniter devletler bu planı bozabilirdi. Onun için demokrasi-ulus-devlet birlikteliğinin kopartılması gerekiyordu. Bu da ancak etnik ve dinsel hassasiyetlerle oynanarak sağlanabilirdi. 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbeleri  bu etnik ve dinsel bölünmeyi hızlandırmak  ve halkı sömürgeleştirmek için yapılmıştır. Bu arka plandaki yapılanmaya kısaca “derin devlet” diyoruz. Yani postmodern aysbergin görünürdeki medyatik kuklalarını yöneten ipler bu aysbergin görünmeyen bölümünün elinde.

GÜNCEL GERİCİLİK: POSTMODERNİZM
Açıkça görüyoruz ki ulusçuluktan, milliyetçilikten vazgeçin, sınırlar kalkıyor, küreselleşin diyenler postmodern cepheyi oluşturuyor.  Bir kısmı da Kıbrıs’ı verelim kurtulalım, Doğuyu verelim kurtulalım görüşünde. Savaşarak alınan, kurtarılan topraklar kolayca masa başında verilecek yani.

Bu bağlamda 27 Şubat 2007 de dolaylı olarak teröristlerin  savunuculuğuna soyunmuş Doğan Grubu’nun gazetelerinden Milliyet “Kürdistana alışın” manşetini patlattı. Bunun hemen arkasından  NTV 13.00 haberlerinde darbecibaşı eski Genelkurmay Başkanı Kenan  Evren Türkiye’nin eyalet sistemine geçmesi gerektiğini savundu. Türkiye’nin 8 eyalete bölünmesini öneren Evren bu eyaletleri “Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Erzurum, Diyarbakır, Eskişehir ve Trabzon” olarak açıkladı…

İmdi vahim olan şu: Genelkurmaydaki kafalar böyle ise, ya da, Genelkurmay gibi kritik bir göreve böyle kafalar geliyorsa ne yapacağız ? Türkiye’nin eyaletlere bölünmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve özerklik verilmesi, federasyon tezleri yeni, modern görüşler değil. Bunlar Sevr Antlaşması mimarlarının çok eski düşünceleri. Osmanlı İmparatorluğu da devlet yönetiminde olanların ve yabancı güçlerin işbirlikçilerinin bu tür söylemleri ile dağıldı gitti. Bu eski görüşleri yeniymiş gibi yeniden hortlatmak işte bu postmodernizmdir. İşte bakın tuzağa düşmüş, yıkılış sürecindeki Osmanlı’nın son durumu  sanki aynen günümüz Türkiye’sinin tarihsel bir prototipi:

“Osmanlı ülkesi temelinden sallanıyordu. Bütün bunların üstüne de Başbakanın  ister masonluğundan gelsin, ister daha özel nedenlerden gelsin, körü körüne İngilizlere bel bağladığını görüyordum.    Milli Savunma Bakanı Hüseyin Avni Paşanın İngilizlerden para aldığını bilirdim.    Bir ülkenin Milli Savunma Bakanı    görevine yükselen bir kimsenin yabancı bir devletten para almış olmasını aklım almıyordu. Yabancı devletler kendi emellerine hizmet edecek kimseleri bakan ve başbakan düzeyine kadar çıkarabilmişlerse, devlet güven içinde olamazdı. Yeniçeri ordusunu ortadan kaldırmışız ama yeniçeri ordusunun bozulmasına yol açan nedenleri ortadan kaldırmamışız.  Hem bari orduyu politikadan çekebilseydik. Tarih değil, hatalar durmadan tekerrür ediyor.  Ordu  amacı dışına çıkarsa yasal davranmamış olur. Belki bazı şeyleri yakar, yıkar ama sonunda kendisi de yıkılır. Ve maalesef bu enkazın altında bazan bir devlet de kalır.” [2] 
 

“Derin Devlet” isimli kitabında Em. Kur. Yrb. Talat Turhan da silahlı kuvvetler, Milli Savunma, Milli Eğitim,  İçişleri Bakanlığı ve istihbarat örgütlerinde masonların ne işi olduğunu, ulusal bir devlette cumhurbaşkanı veya başbakanın nasıl mason olabildiğini, Atatürk’ün neden mason localarını kapattığını sorguluyor… Çocuğa mama, para veriliyor, oyuncaklar alınıyor ve uslu olması tembihleniyor. Çocuk yaramazlık yaparsa mama verilmeyecek, oyuncaklar geri alınacak ve sopa gelecek. İşte ülke bu durumda. Türkiye çağdaş gericilik postmodernlik ile vatanseverlik ve devrimler arasında karar vereceği bir kavşakta…

Şimdi daha iyi anlıyor muyuz Atatürk’ün neden Türkiye Cumhuriyeti’nin korunmasını ve kollanmasını  sadece ve sadece Türk gençliğine emanet ettiğini? Çünkü gençlikte her zaman taze bir güç, dinamizm, temizlik, saflık, umutlar vardır. Umutlar asla sönmez… Postmodernizm ile savaşmak vatanseverliktir, yurtseverliktir. Vatanseverleri zorlu bir görev ve çetin bir savaş bekliyor: Ulusal sanatımız, ulusal yazınımız, ulusal bağımsızlık ve onurumuz için…


  

[1] “of, relating to, or being any of several movements (as in art, architecture, or literature) that are reactions against the philosophy and practices of modern movements and that are typically marked by revival of traditional elements and techniques”
[2] (Kaynak: Abdülhamit’in Hatıra Defteri, Kervan Yayınları, Yayına Hazırlayan İsmet Bozdağ, Ocak 1975, alıntılar özetlenmiş, kısaltarak ve yalın türkçeye çevrilmiştir.) 

4 Görüş »

  • kritiker dedi ki:

    araştırmalarımdan şunu anladım ki bu kelime bir felsefe,sosyoloji kelimesi ve sorun da psikoloji alanıyla ilgili.çünkü algıda sorun var!
    postmodernizimdeki post kelimesi son değil sonrası demek,yani modernizim sonrası oluşan felsefede,sanattaki gelişmelerdir ve bunların sosyal yaşama refleksidir.
    bir yamaç aşıldıktan sonra gelinen düzlüktür postmodernizim.buraya gelen insanlar tekrar aşağı inmek isteyebilirler veya muayyen değişimler geçirdikten sonra yollarına devam edebilirler.ve bu süreçte düzlükte bulunan ve karşılaşılan insanlarla yeni fikirler paylaşılır,yeni bir yerde bulunmanın olgusallığında muhtelif akımlar izlenir,tabiki alışık olmadıkları bu akımlara dışarıdan gelen telkinler akabinde bağlanırlar ve belli sonuçlar elde etmek için ortada kalma riskini göze alamazlar.
    modernizim bir olay,postmodernizim bir olgudur.insanlar olgu içerisinde yoğrulurlar ama bunu insanların kafalarına değil beyinlerine mal etmek lazım!
    benim yazım biraz bilimsellikten uzak.yazınızı gerçekten çok beğendim ama semantic bir hata olduğundan veya sehiv olduğundan biraz marginal buldum.biraz daha matter-centric olursa anlamlı olur.
    saygılar

  • Yörük dedi ki:

    Yakında çizgiler dahada belirginleşecek…

  • Önder Gülsoy dedi ki:

    Özellikle Pamuk’un romanları üstüne yerinde değiniler var; ancak “Yeni Yaşam”, “Yeni Hayat” olacak sanırım. Gericilikle ilgili, ince bir makaleye de şu linkten erişilebilir:

    http://0derece.org/2008/06/05/toplumda-gericiligin-yukselisinin-belirtileri/

  • Hulki CAN (author) dedi ki:

    Sn Gülsoy

    Pamuk’un söz konusu romanını önce “Yeni Hayat” olarak, sonra “Yeni Yaşam” diye özellikle yazdım. Yani romanın adının bile Pamuk’un Yeni Türkçe’yi sevmediği, özensiz bir dil kullandığının bir göstergesi olduğuna işaret etmek istedim.

    “Hayat” sözcüğünü tabi ki kaldırıp atalım demiyorum ama, yazarların dile herkesten çok özen göstermesi gerekir sanırım.

Görüş belirtin!

Aşağıdaki form ile bu eleştiri hakkındaki görüşlerinizi belirtebilir ya da kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz. Ayrıca yorumlara RSS ile abone olabilirsiniz.

Yaptığınız görüşün sadece sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın.

Görüş bildirirken şu etiketlerden faydalanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>