Ana Sayfa » Bireyler ve Toplum, Kitap ve Yazın, Müzik

Bolluk, Bereket = Değersiz, Sanal

1 Eylül 2009 7 Görüş Eleştİrmen: aozkan

1 Eylül sabahı saat 07:12… Uyku girmedi bir türlü gözüme. Düşünmeye başladım. Bir yandan da telefonumda “mp3” çalıyor. Önce Onur ŞAN dan “Anladım”, sonra Yılmaz ERDOĞAN dan “Ankara” şiiri ve Sezen AKSU dan “Dansöz Dünya” devam edip gidiyor… Ne dinliyorum peki ben? Türkü mü, şiir mi, pop mu? Ne dinlediğim belli değil. Aklıma ortaokul da Barış Manço vefat ettiğinde çıkardıkları Mançoloji albümü geliyor. İki kaset, 25 parçadan oluşan mavi kaplı albüm… Para biriktirip almıştım ve albümü elime alınca ne kadar mutlu olmuştum. Hissedebilmiştim çünkü emeği ve bütün duyguları. Tekrar tekrar dinlemiştim sonra belki bir iki sene. Şimdi ise sanal dünya bize sanal mutluluklar veriyor gibime geliyor. Hissedemiyoruz ve şuursuzca “-down-load” ediyoruz. Belki her istediğimiz parça bir tık kadar uzakta ama eskisi kadar kıymetli mi? Kesinlikle hayır. Eskiden walkmen imdeki bir kasette bulunan 12 parçadan zevk alırken şimdi mp3 çalarımda bulunan 200 300 parçadan zevk alamıyorum. 1 dakika dinleyip diğerine geçiyorum. Sanatçı ne demek istiyor ya da müziği nasıl güzel mi çok önemli değil artık… Düşünmüyorum diğerine geçiyorum. Çünkü var mı yok mu belli değil. Sanal.

Sadece mp3 mü peki? Kitaplar da sanallaştı. Duygu yok hissetmek yok e-book larda. Her şey havada kalıyor sanki. Eskiden gazete okurduk haberler için şimdi ise internetten takip ediyoruz her şeyi. Arşivlerimiz bile sanallaştı. Altını çizip önemli yerlerin tekrar tekrar okumak yerine kopyala yapıştır var artık… Bir ödev için kaç tane ansiklopedi karıştırırken şimdilerde “google” sağ olsun. Artık ödevleri okumadan veriyoruz. Sayfa sayısını arttırmak için puntoyu arttırıyoruz, biraz da resim koyduk mu tamam işte… yarım saatte onlarca sayfalık ödevler hazırlamak mümkün ama kime ne fayda.

Şu yazı bile sanal. Sizler de sanalsınız tanımıyorum hiç birinizi. Eskiden edebiyatçılar, toplumun ileri gelenleri kıraathanelerde (kıraat = okumak) toplanıp güncel meseleleri tartışırmış. İnsanlar sosyal bir ilişki içinde imiş. Ama şimdi ilişkiler hatta aşklar bile sanal. Biri olmazsa diğeri, kim dürtmeme karşılık verirse artık.

Tabii ki kolaylıkları, faydaları da vardır bu sanal dünyanın ama zararlarını da göz ardı etmemek lazım diye düşünüyorum. Sabahın bu saatinde aklıma gelenler bu kadar. Katkılarınızı bekliyorum…

7 Görüş »

  • AToMic BoMb dedi ki:

    Satır satır duygu ve düşüncelerimi okudum sanki. Teşekkür ederim. Her ne kadar sanal olsa da :)

  • aozkan (author) dedi ki:

    ben teşekkür ederim, başka örneklerle de geliştirilebilir….

  • Erol İrdelmen dedi ki:

    Gençliğin durumu böyle. Sanırım yanlış yerde, yanlış hedeflere, yanlış göstergelere koşuyorlar.

    Ne Onur ŞAN’ı tanırım, ne Yılmaz ERDOĞAN dan “Ankara” şiirini ne de Sezen AKSU dan “Dansöz Dünya” …

    Bunları duymak ve bilmek bile istemem ne de “Mançoloji” vs gibi şeyler…

    Klasik değerlere, klasik sanatçılara, dış dünyaya, evrensel olana yönelmezseniz güncelin ve alaturkalığın içinde “en son teknolojiliyle” kaybolur gidersiniz. Yıllar sonra bunların belki isimleri bile hatırlanmayacak… Oysa klasik olan ölümsüzdür.

  • fizikci dedi ki:

    Erol Bey,

    Sezen Aksu da klasik değil mi artık? Yoksa klasik olması için ölümünün üzerinden bir 100 yıl geçmesi mi gerekiyor?

    Müzik ayrımcılığı benim duduğum en saçma ayrımcılık konusu. Bırakın gençleri istedikleri müziği dinlesinler. Arabesk de, klasik müzik de, blues da, rock da, pop da, jazz da seveni için güzeldir. Hiç birinin bir diğerine üstünlüğü yoktur. Duygu ve emek içeren müzik -türü ne olursa olsun- kalıcı olur, klasikleşir. Sırf para kazanmak için yapılmış müzikler kaybolur gider..

    Barış Manço’yu da duymak-bilmek istememişsiniz. Taaccüp ettim! : ) Barış Manço bu toprakların ruhudur. Şarkılarının pek çoğu klasik olmuştur, herkes bilir, herkes söyler..

  • fizikci dedi ki:

    aozkan bey,

    Güzel bir konuya değinmişsiniz. Ben iki kaseti walkmenimde uzun süre çevirip çevirip dinlediğimi hatırlıyorum. Biri Ölü deniz (Ezginin Günlüğü), diğeri Günebakan (Yeni Türkü). Sonra bunların çok dışına çıktım. Fikret Kızılok’dan Pink Floyd’a, oradan Tracy Chapman’a, oradan Rage Against Machine’e.. Denemediğim tür kalmadı. En son Ferdi Tayfur’u keşfetmiştim ve zevkle dinliyordum ki evlendim.. İş güç derken müzikle hiç alakam kalmadı.

    Şimdilerde fırsat bulursam Mustafa İsmail ve (bazen) Abdussamed dinliyorum. Onların yaptığı müziğin verdiği tadı hiç bir müzik türü vermiyor. İlk defa dinleyene çok tuhaf (belki itici bile) gelebilir. Ama kesinlikle çok farklılar. Kendine has bir ritm, sürekli değişen makamlar.. Bazılarını gitarımda çalabiliyorum ama gitar bazı sesleri vermekte yetersiz kalıyor. Kemanla denemek lazım. Birileri bu iki sanatçının eserlerini enstrümental hale getirse süper bir şey ortaya çıkacağından eminim..

  • Aybike Umay Tulpar dedi ki:

    “evet evet ya,aynen vallahi” der ya insan bazen birşey duyduğunda veya okuduğunda,tam o kıvamda bir yazı olmuş.Tebrikler,yüreğinize sağlık…

  • aozkan (author) dedi ki:

    Erol bey konuyu yanlış anlamış zannedersem…
    İsimlere takılmamak gerek, onlar sadece birer örnekti, benim değinmek istediğim şey imkanlar arttıkça bazı şeylerin değerini yitirdiği,aldığımız zevkin azaldığı idi…
    Onun dışında herkes her istediği müziği dinlemekte serbest, insan fıtratı çeşit çeşit ve herkesin zevk aldığı, haz duyduğu şeyler farklı, zevkler konusunda kimsenin kimseyi eleştirmeye hakkı yok bence, bu tıpkı birine neden kırmızı giyorsun ya da neden makarna en sevdiğin yemek demek gibi birşey…

    Yorum yapan herkese teşekkürler, hepsi yapıcı olmuş sizin de elinize ve yüreğinize sağlık…

Görüş belirtin!

Aşağıdaki form ile bu eleştiri hakkındaki görüşlerinizi belirtebilir ya da kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz. Ayrıca yorumlara RSS ile abone olabilirsiniz.

Yaptığınız görüşün sadece sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın.

Görüş bildirirken şu etiketlerden faydalanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>