Ana Sayfa » Bilim ve Teknik, Dinler ve Inanç, Featured, Genel Konular, Politika

Bilim-Teknik Sansürlenirse

10 Mart 2009 12 Görüş Eleştİrmen: Volkan Çınar

Eleştiriden önce bu sansür olayının nereden çıktığını görelim. Bildiğiniz üzere AKP iktidara ilk olarak 2002 yılında gelmişti. İlk icraatlerinden biri de Tübitak‘ı, başbakanlığa bağlamak oldu. İlk olarak bu önerge dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilse de, TBMM’de oy birliğe geçti ve o zamana kadar özerk bir kurum olan Tübitak artık özerkliğini yitirdi. Her ne kadar artık başbakanlığa bağlı da olsa kadro aynıydı, ta ki AKP’nin kadrolaşması Tübitak’a yansıyana kadar. Yine yeni bir yasayla üye ve başkan seçimi doğrudan Başbakan’a bağlandı ve geçen 5 yıl içerisinde başkan dahil olmak üzere neredeyse tüm Tübitak yönetimi değişti ve Mart ayına geldiğimizde ilk büyük skandal patladı. Tüm bilim dünyasında Darwin’in 200. yaşı olarak kabul edilen bir yılda Bilim ve Teknik dergisi mart sayısında bu konuya değindi ve Darwin’i kapağına koydu. Ne olduysa bundan sonra oldu ve basıma hazır olan dergi yönetim kurulundan geri gönderildi ve kapak konusunun değişmesi istendi. Dergi 1 hafta gecikmeyle ve tamamen başka bir kapakla yayına girdi. Daha da vahimi derginin yayın yönetmeni Çiğdem Atakuman görevinden alındı.

Kısacası Türkiye’nin 500 sayıya yaklaşmış ve yıllardır çizgisinden ödün vermeden yayın yapan yegane bilim dergisi Bilim ve Teknik, iktidar partisinin, Tübitak’ı önce kendi bünyesine katıp kadrolaştırmasından sonra sansürlendi. Başka bir değişle iktidar, Türkiye’de bilimi sansürledi. Peki bir ülkede bilim sansürlenirse ne olur?

İnsanların gözleri bağlanılır ve insanlar doğmalara yönelir. Sonuçta cehalet artar ve artık o insanlar yöneticilerin kölesi haline gelirler. Şimdiye kadar AKP iktidarının yaptığı bir çok şeyi eleştirdim fakat bu yaptıkları sanırım benim açımdan ayyuka çıkan en önemli hadiselerden biri. Yıllardır beğenerek takip ettiğim dergilerden biri tamamen siyasi bir parti ve ideolojinin eline geçti, umarım halkımız en azından bu olaya gerektiği tepkileri verir.

12 Görüş »

  • Hulki Can dedi ki:

    Sn Çınar,

    Bana gelen epostalardan, yeni kuşakların, daha doğrusu postmodern cumburlopçu zibidilerle dinci ivediklerin ahiret hayatında cennetteki şahnişinli köşklerde oturup, çoluğa çocuğa karışıp, orada ciplere binmeye iman edecek kadar beyinsiz, seviyesiz ve hödük olduğunu gözlemliyorum. E hal böyleyse Bilim ve Teknik onlara “sert” gelir.

    Dergiye yazı yazan profesör bir arkadaşım son gelişmeler üzerine dergiye yazı yazmaktan vazgeçti. Çünkü dergi bilimsellik ve yansızlığını çoktan yitirmişti. Geç bile kalmıştı.

    Derginin adının “İslam Bilimleri ve Tekniği” olarak değiştirilip, başına da evrim kuramından ödü patlayan çok popüler bir ismin getirilmesini, “evlilik mahremiyetleri, cima etme usulleri, bekaretin izalesi sırasında kullanılan vazelinde domuz yağı olup olmadığı, sünnet olmanın faziletleri, cinsel ilişkiyle oruç bozmak, zıhar” gibi ulvi konularla milletin ufkunun genişletilmesini bekleyebiliriz.

    İktidarın istediği, sizin de belirtiğiniz gibi, gözleri bağlı kurbanlık bir koyun sürüsü ve yöneticilerin kölesi haline gelmiş insanlardır… Köle haline getirilen yığınlar başlarına kim geçerse geçsin -ister ABD, ister AB- büyük bir bağlılıkla itaat ederler. Yeter ki dinsel özgürlüklerini (!) doya doya, göğüslerini gere gere yaşasınlar !

  • Cengiz dedi ki:

    @Hulki Can beye

    İnsanların inançlarıyla alay etmeyi ve küçümsemeyi ilericilik,medeniyetin beşiği,aydın geçinme falan filan gibimi görüyorsunuz,gerçekten çok merak ediyorum…Sizin gibi düşünmeyen insanları hakir görmek,onları aşağılamak,veya yermek size hiçbir şey kazandırmaz,aksine sizin seviyenizi belirler…Bence eleştiri getirirken bile,karşısında ki insana saygı duymak,o kişininde düşünen ve fikir sahibi olan bir insan olduğunu anlamak lazım,sadece düşünen beyinlere sizler sahip değilsiniz vede sadece doğrular sizin doğrularınız değildir malesef…..

    Yukarıdaki yazıda @Volkan bey bir eleştiri yapmış,kendince bazı fikirlerini beyan etmiş,doğrudur yanlıştır,bunu okuyanlar değerlendirecektir..Siz ise bu yazıya yapmış olduğunuz cevabi görüşlerinizi,insanlara hakaret ederek belirlemeye çalışmışsınız,gerçekten yazık,eğer bu konuda fikirleriniz var ise,bunu daha olgun ve saygı çerçevesinde yapabilirdiniz bence..

  • Hulki Can dedi ki:

    Cengiz Bey,

    İnsan eti yemek bizim için iğrenç ve ahlak dışı bir eylemdir. Ancak, Afrika’da bugün bile hala insan eti yeme gelenek ve alışkanlığını sürdüren “kabile” ler var. Biz onları “yamyam” veya “kannibal” olarak tanımlıyoruz. Amma ve lakin onların inançları böyle.

    Velev ki onların inançları böyle olsun, insan eti yemedeki asıl amaç yedikleri insanla madden ve ruhen bütünleşmek, “mana” ve “tabu”ya meydan okumaktır. Antropolojik açından bu tamamen dinsel ve geleneksel inançlar gereği yapılan “duru, arı” bir eylemdir. Tıpkı Eskimoların yabancı bir misafire karılarını sunması geleneği gibi.

    Uganda’nın eski başkanlarından İdi Amin ve Zaire başkanı Mobutu Sese Seko yamyamdı. İmdi, bu gibi yamyamların “inançlarıyla alay etmeyi ve küçümsemeyi ilericilik, medeniyetin beşiği, aydın geçinme falan filan gibi” görüp görmemek beni ilgilendirmiyor. Ne de böyle bir amacım veya saplantım var.

    Kuşkusuz yamyamları “hakir görmek, onları aşağılamak veya yermek” tabi ki hiç kimseye bir şey kazandırmaz. Ama ben “kazanç” peşinde değilim. Buraya yazı yazan kimsenin de herhangi bir kazanç peşinde olduğunu sanmıyorum.

    İkincisi tabi ki bu tür eylemlere karşı aldığımız tavır bizim seviyemizi belirler. Biz yamyamlardan çok daha farklı bir “seviye” veya “düzlem” deyiz. Onlardan üstünüz demeyeceğim Ama onlardan farklıyız.

    Bir yamyam veya Eskimo’ya “saygı duymak, o kişinin de düşünen ve fikir sahibi olan bir insan olduğunu anlamak” ve “sadece düşünen beyinlere bizlerin sahip olmadığını ve sadece doğruların bizim doğrularımız” olmadığının bilincinde olmak kuşkusuz çok gerekli olabilir.

    Ancak, yamyam bunun bilincinde mi?

    Uygarlık, çağdaşlık gibi terimler kendi bünyelerinde bir sürü çelişki, vahşet, kıyım ve acımasızlığı da kapsar. Peki yamyamlık? Peki ya şeriat?

    Yamyam bizi mideye indirilecek bir “ruhsal yemek” olarak görüyorsa bizim onu hoşgörmemiz -özür dilerim- salaklıktan başka bir şey olamaz. Keza şeriat…

    Aziz Nesin bu milletin %60ı aptaldır gibi bir laf etmişti. Bu oranın gitgide yükseldiğini görmek beni endişelendiriyor. Hatta isyana sevkediyor. Ve ben endişemi ve isyanımı bu şekilde ifade edebiliyorum.

    Ben o gençlerin ve yetişen yeni nesil dinci kuşakların neden böyle masallara inandıklarını biliyorum. Ama onlar biliyor mu? O gençlerin kendilerini neden böyle tanımladığımı araştırmaları gerekir sanırım.

  • Cengiz dedi ki:

    @Hulki Can beye

    Burada, korkarım kavram karmaşası oluşuyor gibi bir durum sözkonusu..Siz,kusuruma bakmayın ama;”Elmalar ile armutları birbirine karıştırıyorsunuz” kanımca…Sizin bu tezinizden yola çıkarsak,başka bir çok konu ve konularda,kendimize göre doğrular veya yanlışlar bulmak pekala mümkün olabilir ama onlar hiçbir zaman gerçek ve mutlak doğrular veya yanlışlar olmayabilir…

    Siz dine veya inançlara karşı olabilirsiniz veya inanmayabilirsiniz,buna hiçbir sözüm yok..Bu durum tamamıyla sizi bağlar…Ama bir takım insanların, size bu inançsızlığınızdan dolayı hakaret etmesi veya bazı inançsız insanlar için kullanılan sözler sarfetmesi,bence haklı olarak sizinde tepkinizi çekecektir..

    O yüzden,karşınızda sizin gibi düşünmeyen veya inanmayan insanlara da bu mukabele hakkını vermeyin derim acizane olarak..Eleştirilerinizi ve cekincelerinizi sadece fikir bazında ve hakaret etmeden yapmanız,ve bu yolda sonuna kadar kendi düşünce ve fikirlerinizi savunmanız sizin en doğal hakkınızdır diye düşünüyorum…

  • Hulki Can dedi ki:

    Cengiz Bey,

    Haklısınız. İlke olarak “eleştirileri ve çekinceleri sadece fikir bazında ve hakaret etmeden yapmak” gerekir. Şimdi burada “hakaret” sözcüğü üzerinde durmak gerekir.

    Bir baba oğluna “beyinsiz” veya “hödük” derse hakaret etmiş olur mu? Beyinsiz: akılsız, düşüncesiz; hödük: görgüsüz, anlayışı kıt kimse anlamına geliyor.

    İsa, kardeşine “raka” (ahmak) diyen birinin bile cehennemlik olduğunu söyler. Yani ağızdan çıkan en küçük kötü söz büyük bir günah. Çünkü insan tanrısal surette yaratıldığı için kötü söz Tanrıya söylenmiş olarak yorumlanıyor. Ama öte yandan kendisi kardeşlerine en ağır sözleri söylemiştir. Barış ve sevgi prensi (!) İsa Yahudi din adamlarını “engerekler soyu, yılanlar, içi pislikle dolu mezarlar, ikiyüzlüler, soyguncular” diyerek suçlamıştır. İsa Yahudiydi.

    İncil yazarlarından Yuhanna, Yahudi dini ve diğer dinleri ticaret ve siyasetle zina eden bir “büyük fahişe”ye benzetmiştir. Alman dinbilim profesörü Martin Luther’in Katolik papazları hakkındaki küfür dolu sözlerini buraya aktarsam şaşarsınız.

    Gerçekten akılsız, düşüncesiz, geri zekalı insanları nasıl uyaracağız? Vazelin veya diş macununda domuz yağı olup olmadığını sorgulayan bir zihniyete ne diyebiliriz? “Sorularla İslamiyet” diye bir süre site var şöyle bir gidip bakın neler soruyorlar neler…

    Sanırım Nietzsche gibi çekiç ve kamçıyla felsefe yapmak gerecek. Ben Voltaire-Rousseau ekolünden geliyorum. Bazan çok sert eleştiri yaptığımı kabul ediyorum. Voltaire kendi çağındaki din adamlarını acımasızca eleştirmiş, yerden yere vurmuştur.

    Hakaret, kişisel düzlemde onur kırıcı, aşağılayacı, küçümseyici olabilir. Ama bir “genel bir durum saptaması” veya bir “genelleme” ise “hakaret” olarak algılanmamalı. Söylem, genel düzlemden “kişisel” düzleme inerse o zaman hakaret olabilir.

    Aziz Nesin kendini tutamamış bu milletin %60 aptaldır demiştir. Şimdi bu Türk milletine bir hakaret mi? Sanmıyorum çünkü bunda bir gerçeklik payı var. İkincisi ben bu sözden hiç gocunmadım. Çünkü bu biz bize söylenmiş bir sözdür. Türk milleti kadar kendisiyle alay eden, dalga geçen, mizah anlayışı yüksek ve hoşgörülü toplum azdır. Ferhan Şensoy, Cem Yılmaz, Kemal Sunal’ın oyunlarını hatırlayın…

    Ama şu farkla: Aziz Nesin, şimdi ABD’de yerleşik ödüllü bir romancımız gibi kalkıp da bir İsviçre gazetesine beyanat vererek bu ülkenin insanlarını yurt dışına jurnallememiştir. Türk halkı Nesin’i seviyor, ama Pamuk’u sevmiyor.

    Şunu vurgulamak istiyorum: Eğer bir genelleme yapılıyorsa, kişiler tek tek ve ismen hedef alınmıyorsa, bu bir hakaret olarak algılanmamalı.

  • Destek Veriyorum dedi ki:

    Hulki Can’a

    Eleştirilerinizde ilk önce dine ve inanca saldırıyorsunuz sonra da inancını yanlış yaşayan insanlara.

    Karar verin kötü olan din midir? dine inananlar mı? yoksa dini yanlış yaşayanlar mı?

    Hangisi düşman?
    Yoksa topyekün mü?

    Benimde sinir olduğum sizin gibi bilmediği bişeye karşı düşman olan, tavır alan kişiler.

    Eğer siz İslam’ı bilseniz ve bildiğinizi gösterseniz. Ondan sonra İslam’a karşı çıksanız. Takdir ederim.

    Ama bilmediğiniz İslam dinine ve ona inananlara saldırıyorsunuz.

    Bilim ve Teknik dergisini hödüklerin ele geçirdiğini söylüyorsunuz.
    Peki acaba bunlar inandıkları İslam dini yüzünden mi hödükler yoksa İslam dinine inanıyor gibi görünüp dine zarar verdiklerinden mi hödükler.
    Bence aslında ikisi de değil.

    Size göre İslam evrimi reddettiği için saldırınız İslam dinine.

    Lafı fazla uzatmadan kestirmeden gidiyorum.
    Yahu bilimi kim yaratmıştır.
    Tabi ki de Allah.
    Allah ne demiş
    Ben sizi topraktan yarattım.
    Yok Allah yanlış biliyor.
    Aslında ilk hücre tesadüfen oldu.
    Biz de maymundan geliştik.

    Bilimi yaratan Allah bilmiyor da
    O’nun yarattığı Darwin biliyor.

  • freeman dedi ki:

    Allah’ı kim yaratmış. Onu da insan beyni.
    Cuk diye oturdu galiba.

  • Mustafa Aslan dedi ki:

    @freeman:

    Evreni de tesadüfler yarattı mı dimi?
    Ya da sizin o mükemmel beyniniz?
    Sahi beyninizin bu kadar kusursuz işlemesi de mi tesadüf?

  • freeman dedi ki:

    Eğer evrenin Allah tarafından yaradıldığını söyleyorsan ispatla. Hadi hodri meydan…İnsan beyninin Allah’ın ürünü olduğunu söylüyorsan ispatla.
    Bakın eski dinlerdeki gök tanrı, su tanrısı vb şeyleri insanlar tarif ederlerdi. Bilimin bunları çürütmesi bu yüzden oldu. Ama Allah heryerdedir, elle tutulmaz, gözl görülmez olarak tarif edildiğinden bilim Allah (Tanrı) ‘nın varlığını çürütemiyor. Olmayan işeyin varlığı çürütülmez.
    Ben evren kesinlikle tesadüf eseridir demedimki. Nerden çıkardınız. Evrenin oluşumuyla ilgili varsayımlar var (bin bang gibi mesela) Ama siz ısrarla bilim tarafından varsayım bile kabul edilemeyen ‘evrenin yaratıldığı) görüşünü savunuyorsunuz. İspatlayın bizde bilelim yaratıldığını (dikkatinini çekerim, inanalım demedim, bilelim diyorum)

    Bakın Mustafa Bey… Bilinemeyen herşeyi Allah’a bağlamaktan vazgeçin
    Ben evrenin ortaya çıkışıyla ilgili net birşey bilinmediğini söylüyorum. Elimde ispat yok. Sen Allah yarattı diyorsun. İspatla o zaman…
    Bilimin gelişmediği zamanlarda dünya öküzün boynuzunda denilmiş. Bugün bildiklerimiz dinin sayesinde değil bilimin (dine rağmen) sayesindedir.

  • fizikci dedi ki:

    freeman,

    Sanatsal değeri olan ve akıllı bir sanatkarın varlığını gerektiren herhangi bir şeyin kendiliğinden oluştuğunu ispatlayabilir miyiz? Bu düşünebileceğimiz en saçma şeydir. Aklı başında hiç bir insan, Amerika’daki Özgürlük Anıtı’nın kendiliğinden oluştuğunu, bir sanatkarının olmadığını kabul edemez. Hatta onu bırakın, basit bir kalemin dahi kendiliğinden oluştuğuna hiç kimse inanmaz.

    Biraz bilimden nasibi olan, azıcık biyoloji, fizik, kimya okuyan insan eğer aklını inkar düşüncesi ile zehirlememişse Yaratıcı’ya karşı derin bir saygı, hayranlık ve sevgi duyar. Çünkü bu bilimler öyle müthiş düzenlerden, öyle ince sanatlardan ve ustalıklardan bahsediyorlar ki bunların sanatkarı olmadan varolması mümkün değildir.

    Örnek çok ama ben size az bilinen Kuantum fiziğinden örnek vereyim. İslam’a göre Allah’ın isimlerinden biri Kayyum’dur. Bu isim Allah’ın “yarattıklarını daimi olarak varlıkta tutması, dağılıp yok olmalarını engellemesi ve bütün varlığın idaresini yürütmesi” anlamına gelir. Kuantum Fiziği’nin bugün geldiği noktadan öğrendiğimiz şey şudur: Varlık sürekli bir yok olmalar ve varolmalar silsilesi içerisinde dönüp durmaktadır. Yani sözgelimi az önce baktığınız klavye belki milyonlarca kez yok oldu ve tekrar var oldu. Yok olduktan sonra tekrar klavye halinde var olması için hiç bir sebep yok! Ama o hep klavye olarak var oluyor. Kuantum’un otoritesi sayılan bilim adamlarından biri bu durumu şöyle açıklıyor: “Bazen arkamdaki tüm varlığın yok olduğunu, dağılıp gittiğini düşünüyorum. Ama ne zaman başımı çevirip baksam, tekrar eski hallerine dönüyorlar.”

    Siz Allah’a inanmak ile bilimin birbirine zıt şeyler olduğunu zannediyorsunuz. Ama bugün geldiği noktada bilim, Allah’ın varlığını apaçık ispatlamış durumda. Zaten 1400 yıl önce Allah insanlara bunun böyle olacağını, kendi varlığının delillerini insanların kendi bedenlerinde (biyoloji, tıp gibi bilimlerle) ve dış alemde (astronomi, fizik, kimya gibi bilimlerle) apaçık ortaya koyacağını söylemişti:

    “Biz gerek âfakta (dış dünyada) gerekse enfüsteki (insanın iç dünyasındaki) delillerimizi, âyetlerimizi sizlere göstereceğiz. Sizler de Kur’ânın hak olduğunu ve her söylediği şeyin hakikat olduğunu kavrayacaksınız. Şayet bunu yapmazsanız biliniz ki her şeye şahit olarak rabbiniz Allah yeter.” (Fussilet, 41:53)

    Afakta ve enfüsde Allah’ın delillerini apaçık gördükten sonra bu ayeti okuyan bir bilim insanının, İslam’a ve Allah’a duyarsız kalması düşünülemez. İslam’ın dünyada en hızlı yayılan din olması belki de bu yüzdendir.

    Allah’ı inkar edenleri, İslam’ı kabul etmeyen, hatta onu çağdışı, karanlık bir düşünce olarak görenleri anlayamıyorum. İnsan bilmediğinin düşmanıdır. Herhalde bundan olsa gerek diyorum. Eh tabi insanları dinden ve Allah’tan soğutmak ve korkutmak için büyük bir çabayla yürütülen propogandaların da önemli bir etkisi vardır mutlaka.

    Azıcık insaf sahibi bir insan hiç olmazsa ömründe bir kere “Yunusların, Mevlanaların ve daha binlerce deha insanın inandığı Kuran’a” sarfı nazar etmelidir. Biraz anlamaya çalışmalıdır.

    İnkar eylemi, Allah’ın muhteşem sanatlarına karşı yapılmış en ağır bir hakarettir. Bütün varlığın, “Allah’ın sanatı olmak” gibi yüksek bir değerden “boş-anlamsız ve amaçsız olmak” gibi aşağılık bir hale düşürülmesi yönüyle hukukuna tecavüzdür. Şirk de bu yüzden en büyük günah olarak kabul edilir.

    Allah’a ve yarattıklarına karşı çok saygılı olmalıyız. Okuyan ve araştıran insan, bu uğurda çaba harcayan insan ilmelyakin olarak Allah’ı bulur. Bu onu marifetullaha (Allah’ı bilmeye) götürür. Marifetullah insanda Allah’a karşı haşyet (saygıdan doğan korku) duygusunu besler. Sonra bu muhabbetullah’a (Allah sevgisine) dönüşür. Böyle bir insan, aşıkın maşukunu düşünmeden edemediği gibi, sürekli Allah’ı düşünür, O’nunla irtibatı çok kuvvetlidir. Aklında sürekli Allah vardır. Herşeyin O’nun izni ve iradesine bağlı olduğunu bilir. Sürekli dua halindedir.

    Allah hepimize hidayet nasip etsin. Bizleri sevdiği ve razı olduğu kullarından eylesin. Amin.

  • Mustafa Aslan dedi ki:

    @freeman:

    Allah, yarattığı her şeyi sebepler dairesinde yaratmıştır. Gezegenlerin yıldız etrafında dönmesi, atomlar ve moleküller, geometri vs…
    Yaradılışa inanıyorum, bu (bing bang gibi) bilimsel teorileri elimin tersiyle ittiğim anlamına gelmez. Zira dikkat ettiyseniz bu tür bir yorum yapmadım.
    “Allah’ı kim yaratmış. Onu da insan beyni.” şeklinde bir düşüncenin yanlışlığına dikkat çektim.
    Bir iğne ustasız olmaz. Bir harf kâtipsiz olmaz. Bu muntazam kainatın sahipsiz nasıl olabileceğini düşünebiliyorsunuz?

Görüş belirtin!

Aşağıdaki form ile bu eleştiri hakkındaki görüşlerinizi belirtebilir ya da kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz. Ayrıca yorumlara RSS ile abone olabilirsiniz.

Yaptığınız görüşün sadece sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın.

Görüş bildirirken şu etiketlerden faydalanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>