<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Antisemitizm ve İslam yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.elestiri.org/antisemitizm-ve-islam/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.elestiri.org/antisemitizm-ve-islam/</link>
	<description>yaşama dair eleştiriler...</description>
	<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 04:46:08 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.3</generator>
		<item>
		<title>NUR tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/antisemitizm-ve-islam/#comment-1533</link>
		<dc:creator>NUR</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 23:44:17 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.elestiri.org/?p=118#comment-1533</guid>
		<description>KURAN'I KERİM'in ne dediği müslüman olmayanları niye bu kadar ilgilendiriyor. Tutup birde ayetleri yorumlamaya kalkışıyorlar. bu sizin işiniz değil. 
islamda hristiyanlığında yahudiliğinde Allah'tan geldiğini söyler.fakat bu dinler değişmiştir. bir tane incil, bir tane tevrat yoktur. çeşit çeşittir. ama tek Kur'an-ı Kerim vardır. 1400 senedir değişmemiştir. Allah tarafından korunmaktadır. 
Ben müslüman bir kadınım. hiç ikinci sınıf olduğumu düşünmüyorum. siz islamda kadının arka plana itildiğini düşünüyorsunuz. aksine islam kadar kadına sahip çıkan hiçbir düşünce yoktur. 
kadınla erkeğin farklı olduğu aşikardır. hiç düşünmez misiniz? vücudumuz da her organın bir ihtiyacımızı karşıladığını. erkek daha güçlü, kadın daha zayıftır. bu erkeğin daha üstün olduğu anlamına gelmez. Allah karşısında herkes eşittir. erkeğin görevleri biraz daha fazladır. 'zeka olarak eşit olduğu ispatlanmıştır' demişsiniz .bunun aksini Kur'anda mı buldunuz da dinimizi yargılıyorsunuz.
Bizim dinimizde taarruz yoktur. Ancak savunma vardır. Durup dururken git öldür demez. peygamberimiz yazılı tarih dönemi içerisinde gelmiştir. ve söylediği, yaşadığı herşey günümüze kadar gelmiştir. 
okuma-yazma bilmeyen, hayatta yalan söylediğine kimsenin şahit olmadığı, bir çok coğcuğu olup ortada kalmış kadınları himayesi altına alan, müslüman olmayanlara saygı gösteren bir insanın bunları uydurduğunu mu zannediyorsunuz.
islam düşmanı azgınlar bile o dönemde onun peygamber olduğunu bildiklerini itiraf etmişlerdir. yahudi alimleri hz.İbrahimin 9. neslinden bir peygamber geleceğini ve bu peygamberin vasıflarını söylemişlerdir. hatta peygamberlik gelmeden önce bir çok kişi Hz. Muhammed (sav)'in beklenen peygamber olduğunu anlamışlardır.
AYRICA SON OLARAK BU HAYAT SADECE MADDİ BİR ALEM DEĞİLDİR. MANEVİ ALEMDE OLANLARIN ZERRESİNİ GÖRSENİZ BU KONUŞMALARI YAPMAZSINIZ.
BİZ İNSANLAR ACİZİZ. SAMİMİ BİR ŞEKİLDE DOĞRUYLA TANIŞMAK İSTEYİN VE ALLAHA DUA EDİN. GÖRECEKSİNİZ Kİ GERÇEK DİN İSLAMDIR.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>KURAN&#8217;I KERİM&#8217;in ne dediği müslüman olmayanları niye bu kadar ilgilendiriyor. Tutup birde ayetleri yorumlamaya kalkışıyorlar. bu sizin işiniz değil.<br />
islamda hristiyanlığında yahudiliğinde Allah&#8217;tan geldiğini söyler.fakat bu dinler değişmiştir. bir tane incil, bir tane tevrat yoktur. çeşit çeşittir. ama tek Kur&#8217;an-ı Kerim vardır. 1400 senedir değişmemiştir. Allah tarafından korunmaktadır.<br />
Ben müslüman bir kadınım. hiç ikinci sınıf olduğumu düşünmüyorum. siz islamda kadının arka plana itildiğini düşünüyorsunuz. aksine islam kadar kadına sahip çıkan hiçbir düşünce yoktur.<br />
kadınla erkeğin farklı olduğu aşikardır. hiç düşünmez misiniz? vücudumuz da her organın bir ihtiyacımızı karşıladığını. erkek daha güçlü, kadın daha zayıftır. bu erkeğin daha üstün olduğu anlamına gelmez. Allah karşısında herkes eşittir. erkeğin görevleri biraz daha fazladır. &#8216;zeka olarak eşit olduğu ispatlanmıştır&#8217; demişsiniz .bunun aksini Kur&#8217;anda mı buldunuz da dinimizi yargılıyorsunuz.<br />
Bizim dinimizde taarruz yoktur. Ancak savunma vardır. Durup dururken git öldür demez. peygamberimiz yazılı tarih dönemi içerisinde gelmiştir. ve söylediği, yaşadığı herşey günümüze kadar gelmiştir.<br />
okuma-yazma bilmeyen, hayatta yalan söylediğine kimsenin şahit olmadığı, bir çok coğcuğu olup ortada kalmış kadınları himayesi altına alan, müslüman olmayanlara saygı gösteren bir insanın bunları uydurduğunu mu zannediyorsunuz.<br />
islam düşmanı azgınlar bile o dönemde onun peygamber olduğunu bildiklerini itiraf etmişlerdir. yahudi alimleri hz.İbrahimin 9. neslinden bir peygamber geleceğini ve bu peygamberin vasıflarını söylemişlerdir. hatta peygamberlik gelmeden önce bir çok kişi Hz. Muhammed (sav)&#8217;in beklenen peygamber olduğunu anlamışlardır.<br />
AYRICA SON OLARAK BU HAYAT SADECE MADDİ BİR ALEM DEĞİLDİR. MANEVİ ALEMDE OLANLARIN ZERRESİNİ GÖRSENİZ BU KONUŞMALARI YAPMAZSINIZ.<br />
BİZ İNSANLAR ACİZİZ. SAMİMİ BİR ŞEKİLDE DOĞRUYLA TANIŞMAK İSTEYİN VE ALLAHA DUA EDİN. GÖRECEKSİNİZ Kİ GERÇEK DİN İSLAMDIR.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>dusunur tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/antisemitizm-ve-islam/#comment-1377</link>
		<dc:creator>dusunur</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2009 17:22:28 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.elestiri.org/?p=118#comment-1377</guid>
		<description>Bende izninizle bir yorum yapmak istiyorum bu konuda ;
 Antisemitizm sami ırkından olan demektir bildiğim kadarıyla yanlış biliyorsam düzeltiniz lütfen. Eğer bu sami ırkından olanlara bir nefret demekse yahudi olmayıp sami ırkından olan müslüman araplar ne olacak, yahudilik bir ırk ise neden sami ırkı öne sürülmekte. Yoksa amaçlanan aslında arapların ve müslümanların içine fitne düşürerek kardeş kavgasına girmelerimidir. ? 
 Yahudilik bir ırk değil bir din yada dünya görüşü ise buna karşı olmak demek hiç bir durumda ve şartta bir ırktan nefret anlamına gelmez. Bir fikre karşı olmak anlamına gelir ki bu fikre karşı olanlara karşı olmak demek faşizm demektir. Tersi demokrasidir. 
  Antisemitizm'in karşısındaki fikrin Nazilerin uygulamalarına karşı geliştirilmiş bir eziklik politikası olduğunu düşünüyorum Patenti Hitlere ait olabilecek faşist bir uygulamadır. Yani yahudiler Hitlerden gördükleri zulmün aynısını tüm dünyaya Antisemit suçlaması ile yapmaktadırlar. Bu yavuz hırsız taktiği kendilerine karşı çıkan sesleri susturmanın modern yoludur. 
  Aslında burada amaçlanan kendilerine karşı antipatinin artarak dünyadan bir çeşit intikam almaktır. 
  Ama gerçek Müslümanlardan bu tür bir reaksiyon alamazlar çünkü dinimizde kardeşin kardeşi öldürmesi yasak olup bir ırkın diğerine üstünlüğü söz konusu değildir. Bunu ancak dini bilgilerden yoksun bırakılmış cahil müslümanlar yapar. 
 Kur'an da geçen Yahudi ise tamamiyle bir davranış kalıbını tarif etmektedir. Aynen Türk kelimesinde olduğu gibi ...
  Bugün Türk kelimesi nasıl ki bir ırkı ifade etmiyor bir milleti ifade ediyorsa Yahudi kelimesi de bir ırkı (Sami) ırkını değil belirli bir zihniyete sahip milleti ifade etmektedir. Aynı topluluk içerisinde farklı ırklara veya farklı dünya görüşlerine sahip olan insanlar Kur'an daki sözkonusu hitaplara muhatap değildirler Onlar için Kitap ehli ifadesi kullanılmıştır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bende izninizle bir yorum yapmak istiyorum bu konuda ;<br />
 Antisemitizm sami ırkından olan demektir bildiğim kadarıyla yanlış biliyorsam düzeltiniz lütfen. Eğer bu sami ırkından olanlara bir nefret demekse yahudi olmayıp sami ırkından olan müslüman araplar ne olacak, yahudilik bir ırk ise neden sami ırkı öne sürülmekte. Yoksa amaçlanan aslında arapların ve müslümanların içine fitne düşürerek kardeş kavgasına girmelerimidir. ?<br />
 Yahudilik bir ırk değil bir din yada dünya görüşü ise buna karşı olmak demek hiç bir durumda ve şartta bir ırktan nefret anlamına gelmez. Bir fikre karşı olmak anlamına gelir ki bu fikre karşı olanlara karşı olmak demek faşizm demektir. Tersi demokrasidir.<br />
  Antisemitizm&#8217;in karşısındaki fikrin Nazilerin uygulamalarına karşı geliştirilmiş bir eziklik politikası olduğunu düşünüyorum Patenti Hitlere ait olabilecek faşist bir uygulamadır. Yani yahudiler Hitlerden gördükleri zulmün aynısını tüm dünyaya Antisemit suçlaması ile yapmaktadırlar. Bu yavuz hırsız taktiği kendilerine karşı çıkan sesleri susturmanın modern yoludur.<br />
  Aslında burada amaçlanan kendilerine karşı antipatinin artarak dünyadan bir çeşit intikam almaktır.<br />
  Ama gerçek Müslümanlardan bu tür bir reaksiyon alamazlar çünkü dinimizde kardeşin kardeşi öldürmesi yasak olup bir ırkın diğerine üstünlüğü söz konusu değildir. Bunu ancak dini bilgilerden yoksun bırakılmış cahil müslümanlar yapar.<br />
 Kur&#8217;an da geçen Yahudi ise tamamiyle bir davranış kalıbını tarif etmektedir. Aynen Türk kelimesinde olduğu gibi &#8230;<br />
  Bugün Türk kelimesi nasıl ki bir ırkı ifade etmiyor bir milleti ifade ediyorsa Yahudi kelimesi de bir ırkı (Sami) ırkını değil belirli bir zihniyete sahip milleti ifade etmektedir. Aynı topluluk içerisinde farklı ırklara veya farklı dünya görüşlerine sahip olan insanlar Kur&#8217;an daki sözkonusu hitaplara muhatap değildirler Onlar için Kitap ehli ifadesi kullanılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Hulki CAN tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/antisemitizm-ve-islam/#comment-939</link>
		<dc:creator>Hulki CAN</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2009 08:23:05 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.elestiri.org/?p=118#comment-939</guid>
		<description>1.Bir önceki yazıma devamen önce bir düzeltme yapayım: 50 değil 40 sene olacak.“Tahrif edilmiş din”  yorumu tartışmalıdır. Yahudilik –tahrif edilmiş olsun olmasın- dünyanın en ayırımcı dinlerinden biridir. En kötü yanlarından biri, ırkla dini özdeşleştirmiş olmasıdır.   Hristiyanlık başlangıçtaki  sadeliğini ilk yüzyıldan itibaren  zaten hızla kaybetti. 

İslam ise, bazı coğrafyalarda eski savaşçı, cihatçı, fetihçi konumundan sıyrılarak Mevlana, Hacı Bektaş ve benzeri önderleri ön plana çıkartarak daha “ılımlı” bir din olma sürecine girmiş görünüyor. Ama bu kere “şeriat tehdidi” ve “İslami terör” bu ılımlı değişimi sekteye uğratmaktadır. Din eskiye göre daha ılımlı ve ehlileşmiş olabilir. Ama şu kesindir: Sıradan insanı tahrif etmiş, yozlaştırmıştır.  Ve bozmaya da devam etmektedir.  Oysa, “tasavvuf düşüncesi” ve “varlık birliği” (vahdeti vücut) felsefesi İslam mitolojisi ve şeriatı kat be kat aşmıştır. İsa bile açıkça tanrı olduğunu iddia etmemişken  Hallacı Mansur’un “Enel Hak” söylemi belki çok daha ileri bir nirengi noktasına işaret etmekteydi. Daha fazla söze gerek yok. 

4. En son gelen din en doğru din demek değildir. Bu durumda en son din “Mormonluk”tur. Yahudilik ve Hristiyanlık da kendileri dışında başka bir din tanımaz. Oysa, Kuran bu dinlerin kitaplarını onaylar.  Zerdüştlük ve Sabiliği de onaylar !

5. Cennet, huriler, balkonlu köşkler, altın tepsiler, divanlar, yeşil yastıklar, ipekler ve gümüşler ile  ilgili olarak “Cennet cennet dedikleri / Birkaç köşkle birkaç huri / İsteyene ver onları / Bana seni gerek seni” diyerek Yunus Emre tokat gibi en güzel yanıtı vermiştir.   Huriler dışında bir başka sorun bu tabloda  cennet ehline şarap sunan “gılmanlar” ı nereye yerleştireceğimizdir ! Kolları bilezikli, beyaz tenli ve “ipeğe saçılmış inciye benzeyen” bu oğlanlar  nedir  ? 

”O muttakilere arzu ettikleri meyveleri ve etleri bol bol veririz. Onlar Cennette, aralarında dolu şarap kadehleri teati ederler. Onda ne boş söz ve ne günaha sokma yoktur. Hizmetleri için de kendilerine mahsus, hiç el dokunmamış, güya sedeflerinde gizlenmiş inciler gibi gılmanlar etraflarında devreder”. (Tur Suresi: 22-24 Ayntabi Mehmet Efendi)

Yine gılmanlar hakkında İnsan Suresi 19-21 ayetlerinin Savary’nin ünlü Fransızca çevirisi şöyledir:  

“Des enfants doués d‘une eternelle jeunesse s’empressent a les servir; la blancheur de leur teint égale ‘l’éclat des perles.  L’or et la soie forment leur habits. Des bracelets d’argent sont leur parure.”  (Sonsuz bir gençlikle bezenmiş çocuklar cennet ehline canla başla hizmet ederler; çocukların tenlerinin beyazlığı incilerin parlaklığı gibidir.   Altın ve ipekten elbiselerle kuşanmışlardır. Onlar gümüş bileziklerle süslenmişlerdir.)

Bu “hiç el dokunmamış, beyaz tenli, gümüş bilezikli inci gibi"  oğlanlara herhalde bir el dokunmadan duramayacaktır değil mi? Çünkü sizin de yazdığınız gibi  hurilerin yanı sıra bunlara da  “insanın doğası” gereği ihtiyaç olduğu anlaşılıyor.  Öyleyse,  “gılman” denilen bu oğlan çocuklarının esas işlevi nedir? Değişik cinsel fantezileri, arzuları tatmin etmek mi, yoksa hizmet etmek mi? Yani, garson, saki, uşak gibi şarap servisi mi yapmak? Bu durumda eğer cennette eşitlik söz konusu ise “hizmetçi” nasıl olabilirler? Hizmetkarlık, hizmetçilik, uşaklık  köleci, feodal toplum yapılarının kalıntısıdır. Cennette feodal düzenin artığı sosyal statüler olabilir mi? İşin bir başka boyutu da neden huri ve gılmanların Yahudi ve Hristiyan cennetinde olmayışıdır.

6. İnanca göre İslama karşı çıkanların “katli vaciptir”. Aslında karşı çıkmasalar da “kafir” olmaları öldürülmeleri için yeterlidir. İslam egemenliği dışında kalan  yerlere “Darül Küfr” veya “Diyarı Küfr” dendiğini bilmiyor musunuz? Sivas’ta yakılanları, Malatya kırımını, Turan Dursun, Bahriye Üçok cinayetlerini, diğerlerini ve Türkiye’de son yıllarda büyük bir artış gösteren dinsel kökenli taciz ve cinayetleri,  Üzmez olayını ve hala süreduran dinsel kökenli çocuk tacizlerini unuttunuz mu Sn Fizikçi? Salman Rüşdi için mollalar ölüm fetvası vermiştir, Muhammet karikatürleri çizenler ölümle tehdit edilmiş, bazıları öldürülmüştür. 

Bu başlangıçtan beri böyleydi. Ehli sünnet dışına çıkan Mutezile filozofları ve Şia yanlılarına ölüm tehdidi ve baskı yapıldığını,  Gazneli Mahmut’un  felsefe kitaplarını yaktırdığını ve bu akımların öncülerini   1030 yı¬lında idam ettirdiğini bilmiyor musunuz ?  Seyit Nesimi ve Hallacı Mansur işkenceyle derileri yüzülerek öldürülmüştür, İbni Rüşt ölüm tehditleri almış ve sonra  tecrit edilmiştir. İslam felsefesi ve uygarlığı tam hızlı bir yükseliş ivmesi kazanmışken  bağnazlığın güçlenmesiyle karanlıklara gömülüp gitmiştir.

Yani listeyi uzatmaya gerek yok.  Neydi bu adamların suçu?  “İslami terör” ü geçiyorum. Kutsal bir kitapta nasıl olur da “öldürün” diye bir emir olur ? Öldürmeye, asmaya, kesmeye bu kadar hevesli bir din olur mu ? Yahudilik ve Hristiyanlık kadar olmasa da Müslümanlığın da kanlı bir geçmişi olduğunu yadsıyamayız. Ta Fransa’nın göbeğine kadar, Puvatye (Poitiers) ye kimler, ne için gitti bilmiyor musunuz? 

Antik çağ Yunan filozoflarına mitolojinin katkısı ne ise, İslam filozoflarına dinin katkısı da o kadardır. Eğer Mutezile’nin önü kesilmemiş olsaydı İslam dünyası bugün belki de çok daha parlak bir konuma yükselmiş olabilirdi. 

7. En çok mezhep ve tarikatın İslam’da olmasının en büyük nedenlerinden biri dinsel bağnazlık, katılık ve kuruluğuna karşı duyulan tepki, dolayısıyla daha sevimli, uzlaşmacı, müzikli ve rakslı, eğlenceli, neşeli, fakat felsefi ve insancıl bir yol arayışıdır. Tekke, dergah, cemevi, aslında camiye karşıdır.  

8. “İslam  “başka dinden olanları lanetlenmiş olarak kabul eden” bir din olsa ne kadar mutlu olacağınızı tahmin edebiliyorum.” demişsiniz, ama  yanılıyorsunuz.. Eleştiri aşama getirir ve düşünce dünyasını zenginleştirir. Bunu dramatize etmeye gerek yok. Lanetleme konusunda Kuran sizi yine yalanlıyor: 

“Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lânete uğrasınlar!” (Maide 64) “Yahudiler, peygamberimize karşı alaylı bir ifade ile: "Bizim kalblerimiz kılıflıdır." dediler. Bilakis Allah, onları kâfirlikleri yüzünden lanetledi.” (Bakara 88);  “Ey kendilerine kitap verilenler! Gelin yanınızda bulunan Tevratı tasdik etmek üzere indirdiğimiz bu kitaba iman edin. Biz birtakım yüzleri silip de enselerine çevirmeden yahut cumartesi halkını  lanetlediğimiz gibi onları lanetlemeden önce iman edin.” (Nisa 47  )

Prof. Yaşar Nuri Öztürk Kuran’a dayanarak Yahudi kavminin kıyamete kadar lanetlik, zelil ve rezil kılındığını onların yeryüzünde sürekli fesat çıkarıp bozgunculuk yapacağını, savaş ve fitne ateşi yakacaklarını belirtiyor. Ancak, benzer görüşler hatta çok daha ağır suçlamalar Tevrat ve İncil’de de vardır zaten. İkinci olarak Müslümanlara en şiddetli düşmanlığı besleyenlerin yine Yahudiler olduğunu, müşriklerin bile ikinci sırada olduğunu vurguluyor (Kurandaki İslam s: 673). Tabi o da sonunda sizin gibi bir bağlama yaparak Kuran’a uydukları takdirde esenliğe kavuşacaklarını belirtiyor.

Bu yaklaşımlar doğrudan olmasa da antisemitizmin gelişmesine dayanak oluşturabilir. Nuri’nin, Müslümanlara en şiddetli düşmanlığı besleyenlerin  Yahudiler olduğunu belirtmesi çok yanlış bir yaklaşımdır.  Tehlikeli olan budur. İsrail’e karşı duyulan tepki Yahudi düşmanlığının  dünyada yeniden artmasına yol açmaktadır. 

Fakat beni burada şaşırtan Nuri’nin nasıl olur da “lanet” sözcüğünün çeşitli yan anlamlarını değerlendirerek burada bir tevil yoluna gitmeyişidir. “Lanet”in Arapça’da kaç çeşit anlama geldiğini bilmiyorum, ama Fransızcası “maudire” olan bu kelimenin sözlüksel bir çok anlamı var: “lanet, tanrısal lanet, lanetlenmiş, melun, çok sevimsiz, hoş olmayan, çok kötü, berbat, kınama”

Ben de pekala “lanet” yerine “kınama” derim olur biter. Olur mu? Olmaz ! Çünkü “maudire” ancak adılsal (zamirsel) bir işlev üstlendiğinde “kınama” anlamına geliyor. Örnek: “il n'avait pas vécu un jour, sans penser à elle, et sans se maudire” (Onu düşünmeden ve kendine lanet etmeden geçirdiği bir tek günü olmadı.) 

Burada ilahi bir lanet değil, ancak benliğe, kendi kendine yöneltilmiş sert bir kınama ve ayıplama söz konusudur.  Yani tıpkı Muro’nun “lanet olsun içindeki bu insan sevgisine” söyleminde olduğu gibi ! Türkçemizde “ne lanet bir hava” deyimi de havanın lanetlenmiş olduğunu değil, fakat “kötü” olduğunu belirtir. Bundan dolayı bir kelimenin bir çok anlam içerdiği gerekçesiyle gazoz ağacından yorumlar yapılamayacağı, Nurisel tefsir yönteminin bir maval olduğu bir kez daha görülüyor. 

9. Kavmiyetçilikten kastettiğim ırkçılıktır. Akif güzel yazmış olabilir, ama Muhammet maalesef insanları ümmet olarak görüp Hristiyan, Yahudi, kafir diye tasnif edip mahkum etmektedir.  

MAİDE	51 - Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. (...)” 

10. “İslam kadın erkek eşitliğinden bahsetmez, kadın ve erkek arasında adaletten bahseder. ” demişsiniz. Kadın ve erkek tabi ki farklıdır. Cinsel ve yapısal olarak eşit değiller: Farklıdırlar. Ancak bu farklılık kadının erkekten daha aşağı bir konumda olduğunun gerekçesi olamaz.  Bu nedenle, “biri diğerinden üstün yaratılmıştır” diyemeyiz. 
Erkeğe tanınan özgürlük, ayrıcalık, yetki ve hakları Muhammet  kadına tanımaz. Kadın ve erkek hukuken ve sosyal olarak eşit değildir.. Kadının erkeğe oranla sosyal ve hukuken aşağılanması aşiret/köleci toplumlarda vardır. Bu adaletsiz ayırımcılık  İsrailiyattan kaynaklanır, kaburga kemiği masalına kadar gider. 

11. Köleliğe cevaz ve onay veren ayetleri burada sıralamaya kalksam sayfalar dolar taşar.  . Bakın bunlar sizin sözleriniz sayın Fizikçi: “İslam köleliği tamamen kaldırmamıştır”.  Destur, destur ! O halde, nasıl olur da “İslama yapılabilecek en çirkin yakıştırma belki de budur” diye beni suçluyorsunuz? En gerçekçi ve  can alıcı saptama budur. 

Köle azat etmek marifet değil,  sevap da değildir.  Pagan Roma İmparatorluğu da köle  azat ediyordu. İslam hukukunda olduğu gibi Babil, Mısır, Yunan ve Roma hukuk sistemlerinin de temeli kölelikti. Roma “tarihinin pek çok muhteşem sahnesinde  azatlı köleleri başrollerde” görürüz. Ünlü “Ben-Hur” filminin teması budur. Gerek Babil ve Mısır, gerek Roma hukuku “köle ile efendinin  birbirlerine karşı hak ve görevlerini” ayrıntılı olarak belirler. 

Pagan hukuk ile İslam hukukunun temelini köleci aşiret/feodal düzen oluşturur.   Dinin putperest bir yapıda olup olmadığı salt heykel ve putlara endeksli değildir. Belli kurallara göre düzenlenmiş şekilci bir tapınma ve tapınaklar, simgesel ve fetişistik unsurlar da o dinin yapısal özelliğini ortaya koyar.  Kilisenin tepesine konan haç put ise, havralara konan altı köşeli yıldız ile camilere konan hilal de puttur. Prof. Yalçın Küçük’ün minare ve kubbeleriyle camilerin “fallik” bir yapıya sahip olduğunu gözlemlemesi “süngü ve miğfer”den çok daha muhteşem bir saptama değil mi?

Tarihsel ve ekonomik koşullardan doğmuş, kula kul olmaya yol açan,   çağdışı,  ahlak dışı bir siyasal-ekonomik  aşiret/feodal düzene onay veren  ilahi bir kitap veya bir “kutsal yasa” olabilir mi? Yoksa  “kutsal yasa”, köleci dünya anlayışına karşı çıkıp, dünya düzenini kutsal adalete göre değişmeye mi zorlamalıydı? Kim kime tabi olmalıydı? Köleci düzene uyumlu kutsal yasalar mı, yoksa, kutsal yasalara uyumlu -köleciliği reddeden- bir düzen mi? Yani, kutsal kitaplardaki yasalar, şeriat, kurallar vs, o günkü köleci düzeni desteklemeli miydi, yoksa tam tersi,  karşı  mı olmalıydı?  

Gerek Yahudi, gerek Müslüman tüm peygamberlerin köleleri, cariyeleri, odalıkları, haremleri vardı, hepsi çokeşli evlilik yaptı, hepsi kölelilik sistemine onay verdi; bu sistem içinde hukuk kuralları ve yaptırımlar geliştirdiler. Çünkü yaşadıkları aşiret/kabile toplum düzenin gereği buydu. Bu köleci düzene ve düzeneğe karşı çıkmadılar, çıkamadılar. Bu düzenin resmen sürmesinden yana tavır koydular. Çünkü bu   Allah tarafından belirlenmiş ilahi bir düzen ve nizamdı! Bu düzenin değişmesi gerektiğini veya değişeceğini asla tahmin edemediler, öngöremediler. Oysa asıl peygamberlik ve bilgelik bunu öngörebilmek olmalıydı.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>1.Bir önceki yazıma devamen önce bir düzeltme yapayım: 50 değil 40 sene olacak.“Tahrif edilmiş din”  yorumu tartışmalıdır. Yahudilik –tahrif edilmiş olsun olmasın- dünyanın en ayırımcı dinlerinden biridir. En kötü yanlarından biri, ırkla dini özdeşleştirmiş olmasıdır.   Hristiyanlık başlangıçtaki  sadeliğini ilk yüzyıldan itibaren  zaten hızla kaybetti. </p>
<p>İslam ise, bazı coğrafyalarda eski savaşçı, cihatçı, fetihçi konumundan sıyrılarak Mevlana, Hacı Bektaş ve benzeri önderleri ön plana çıkartarak daha “ılımlı” bir din olma sürecine girmiş görünüyor. Ama bu kere “şeriat tehdidi” ve “İslami terör” bu ılımlı değişimi sekteye uğratmaktadır. Din eskiye göre daha ılımlı ve ehlileşmiş olabilir. Ama şu kesindir: Sıradan insanı tahrif etmiş, yozlaştırmıştır.  Ve bozmaya da devam etmektedir.  Oysa, “tasavvuf düşüncesi” ve “varlık birliği” (vahdeti vücut) felsefesi İslam mitolojisi ve şeriatı kat be kat aşmıştır. İsa bile açıkça tanrı olduğunu iddia etmemişken  Hallacı Mansur’un “Enel Hak” söylemi belki çok daha ileri bir nirengi noktasına işaret etmekteydi. Daha fazla söze gerek yok. </p>
<p>4. En son gelen din en doğru din demek değildir. Bu durumda en son din “Mormonluk”tur. Yahudilik ve Hristiyanlık da kendileri dışında başka bir din tanımaz. Oysa, Kuran bu dinlerin kitaplarını onaylar.  Zerdüştlük ve Sabiliği de onaylar !</p>
<p>5. Cennet, huriler, balkonlu köşkler, altın tepsiler, divanlar, yeşil yastıklar, ipekler ve gümüşler ile  ilgili olarak “Cennet cennet dedikleri / Birkaç köşkle birkaç huri / İsteyene ver onları / Bana seni gerek seni” diyerek Yunus Emre tokat gibi en güzel yanıtı vermiştir.   Huriler dışında bir başka sorun bu tabloda  cennet ehline şarap sunan “gılmanlar” ı nereye yerleştireceğimizdir ! Kolları bilezikli, beyaz tenli ve “ipeğe saçılmış inciye benzeyen” bu oğlanlar  nedir  ? </p>
<p>”O muttakilere arzu ettikleri meyveleri ve etleri bol bol veririz. Onlar Cennette, aralarında dolu şarap kadehleri teati ederler. Onda ne boş söz ve ne günaha sokma yoktur. Hizmetleri için de kendilerine mahsus, hiç el dokunmamış, güya sedeflerinde gizlenmiş inciler gibi gılmanlar etraflarında devreder”. (Tur Suresi: 22-24 Ayntabi Mehmet Efendi)</p>
<p>Yine gılmanlar hakkında İnsan Suresi 19-21 ayetlerinin Savary’nin ünlü Fransızca çevirisi şöyledir:  </p>
<p>“Des enfants doués d‘une eternelle jeunesse s’empressent a les servir; la blancheur de leur teint égale ‘l’éclat des perles.  L’or et la soie forment leur habits. Des bracelets d’argent sont leur parure.”  (Sonsuz bir gençlikle bezenmiş çocuklar cennet ehline canla başla hizmet ederler; çocukların tenlerinin beyazlığı incilerin parlaklığı gibidir.   Altın ve ipekten elbiselerle kuşanmışlardır. Onlar gümüş bileziklerle süslenmişlerdir.)</p>
<p>Bu “hiç el dokunmamış, beyaz tenli, gümüş bilezikli inci gibi&#8221;  oğlanlara herhalde bir el dokunmadan duramayacaktır değil mi? Çünkü sizin de yazdığınız gibi  hurilerin yanı sıra bunlara da  “insanın doğası” gereği ihtiyaç olduğu anlaşılıyor.  Öyleyse,  “gılman” denilen bu oğlan çocuklarının esas işlevi nedir? Değişik cinsel fantezileri, arzuları tatmin etmek mi, yoksa hizmet etmek mi? Yani, garson, saki, uşak gibi şarap servisi mi yapmak? Bu durumda eğer cennette eşitlik söz konusu ise “hizmetçi” nasıl olabilirler? Hizmetkarlık, hizmetçilik, uşaklık  köleci, feodal toplum yapılarının kalıntısıdır. Cennette feodal düzenin artığı sosyal statüler olabilir mi? İşin bir başka boyutu da neden huri ve gılmanların Yahudi ve Hristiyan cennetinde olmayışıdır.</p>
<p>6. İnanca göre İslama karşı çıkanların “katli vaciptir”. Aslında karşı çıkmasalar da “kafir” olmaları öldürülmeleri için yeterlidir. İslam egemenliği dışında kalan  yerlere “Darül Küfr” veya “Diyarı Küfr” dendiğini bilmiyor musunuz? Sivas’ta yakılanları, Malatya kırımını, Turan Dursun, Bahriye Üçok cinayetlerini, diğerlerini ve Türkiye’de son yıllarda büyük bir artış gösteren dinsel kökenli taciz ve cinayetleri,  Üzmez olayını ve hala süreduran dinsel kökenli çocuk tacizlerini unuttunuz mu Sn Fizikçi? Salman Rüşdi için mollalar ölüm fetvası vermiştir, Muhammet karikatürleri çizenler ölümle tehdit edilmiş, bazıları öldürülmüştür. </p>
<p>Bu başlangıçtan beri böyleydi. Ehli sünnet dışına çıkan Mutezile filozofları ve Şia yanlılarına ölüm tehdidi ve baskı yapıldığını,  Gazneli Mahmut’un  felsefe kitaplarını yaktırdığını ve bu akımların öncülerini   1030 yı¬lında idam ettirdiğini bilmiyor musunuz ?  Seyit Nesimi ve Hallacı Mansur işkenceyle derileri yüzülerek öldürülmüştür, İbni Rüşt ölüm tehditleri almış ve sonra  tecrit edilmiştir. İslam felsefesi ve uygarlığı tam hızlı bir yükseliş ivmesi kazanmışken  bağnazlığın güçlenmesiyle karanlıklara gömülüp gitmiştir.</p>
<p>Yani listeyi uzatmaya gerek yok.  Neydi bu adamların suçu?  “İslami terör” ü geçiyorum. Kutsal bir kitapta nasıl olur da “öldürün” diye bir emir olur ? Öldürmeye, asmaya, kesmeye bu kadar hevesli bir din olur mu ? Yahudilik ve Hristiyanlık kadar olmasa da Müslümanlığın da kanlı bir geçmişi olduğunu yadsıyamayız. Ta Fransa’nın göbeğine kadar, Puvatye (Poitiers) ye kimler, ne için gitti bilmiyor musunuz? </p>
<p>Antik çağ Yunan filozoflarına mitolojinin katkısı ne ise, İslam filozoflarına dinin katkısı da o kadardır. Eğer Mutezile’nin önü kesilmemiş olsaydı İslam dünyası bugün belki de çok daha parlak bir konuma yükselmiş olabilirdi. </p>
<p>7. En çok mezhep ve tarikatın İslam’da olmasının en büyük nedenlerinden biri dinsel bağnazlık, katılık ve kuruluğuna karşı duyulan tepki, dolayısıyla daha sevimli, uzlaşmacı, müzikli ve rakslı, eğlenceli, neşeli, fakat felsefi ve insancıl bir yol arayışıdır. Tekke, dergah, cemevi, aslında camiye karşıdır.  </p>
<p>8. “İslam  “başka dinden olanları lanetlenmiş olarak kabul eden” bir din olsa ne kadar mutlu olacağınızı tahmin edebiliyorum.” demişsiniz, ama  yanılıyorsunuz.. Eleştiri aşama getirir ve düşünce dünyasını zenginleştirir. Bunu dramatize etmeye gerek yok. Lanetleme konusunda Kuran sizi yine yalanlıyor: </p>
<p>“Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lânete uğrasınlar!” (Maide 64) “Yahudiler, peygamberimize karşı alaylı bir ifade ile: &#8220;Bizim kalblerimiz kılıflıdır.&#8221; dediler. Bilakis Allah, onları kâfirlikleri yüzünden lanetledi.” (Bakara 88);  “Ey kendilerine kitap verilenler! Gelin yanınızda bulunan Tevratı tasdik etmek üzere indirdiğimiz bu kitaba iman edin. Biz birtakım yüzleri silip de enselerine çevirmeden yahut cumartesi halkını  lanetlediğimiz gibi onları lanetlemeden önce iman edin.” (Nisa 47  )</p>
<p>Prof. Yaşar Nuri Öztürk Kuran’a dayanarak Yahudi kavminin kıyamete kadar lanetlik, zelil ve rezil kılındığını onların yeryüzünde sürekli fesat çıkarıp bozgunculuk yapacağını, savaş ve fitne ateşi yakacaklarını belirtiyor. Ancak, benzer görüşler hatta çok daha ağır suçlamalar Tevrat ve İncil’de de vardır zaten. İkinci olarak Müslümanlara en şiddetli düşmanlığı besleyenlerin yine Yahudiler olduğunu, müşriklerin bile ikinci sırada olduğunu vurguluyor (Kurandaki İslam s: 673). Tabi o da sonunda sizin gibi bir bağlama yaparak Kuran’a uydukları takdirde esenliğe kavuşacaklarını belirtiyor.</p>
<p>Bu yaklaşımlar doğrudan olmasa da antisemitizmin gelişmesine dayanak oluşturabilir. Nuri’nin, Müslümanlara en şiddetli düşmanlığı besleyenlerin  Yahudiler olduğunu belirtmesi çok yanlış bir yaklaşımdır.  Tehlikeli olan budur. İsrail’e karşı duyulan tepki Yahudi düşmanlığının  dünyada yeniden artmasına yol açmaktadır. </p>
<p>Fakat beni burada şaşırtan Nuri’nin nasıl olur da “lanet” sözcüğünün çeşitli yan anlamlarını değerlendirerek burada bir tevil yoluna gitmeyişidir. “Lanet”in Arapça’da kaç çeşit anlama geldiğini bilmiyorum, ama Fransızcası “maudire” olan bu kelimenin sözlüksel bir çok anlamı var: “lanet, tanrısal lanet, lanetlenmiş, melun, çok sevimsiz, hoş olmayan, çok kötü, berbat, kınama”</p>
<p>Ben de pekala “lanet” yerine “kınama” derim olur biter. Olur mu? Olmaz ! Çünkü “maudire” ancak adılsal (zamirsel) bir işlev üstlendiğinde “kınama” anlamına geliyor. Örnek: “il n&#8217;avait pas vécu un jour, sans penser à elle, et sans se maudire” (Onu düşünmeden ve kendine lanet etmeden geçirdiği bir tek günü olmadı.) </p>
<p>Burada ilahi bir lanet değil, ancak benliğe, kendi kendine yöneltilmiş sert bir kınama ve ayıplama söz konusudur.  Yani tıpkı Muro’nun “lanet olsun içindeki bu insan sevgisine” söyleminde olduğu gibi ! Türkçemizde “ne lanet bir hava” deyimi de havanın lanetlenmiş olduğunu değil, fakat “kötü” olduğunu belirtir. Bundan dolayı bir kelimenin bir çok anlam içerdiği gerekçesiyle gazoz ağacından yorumlar yapılamayacağı, Nurisel tefsir yönteminin bir maval olduğu bir kez daha görülüyor. </p>
<p>9. Kavmiyetçilikten kastettiğim ırkçılıktır. Akif güzel yazmış olabilir, ama Muhammet maalesef insanları ümmet olarak görüp Hristiyan, Yahudi, kafir diye tasnif edip mahkum etmektedir.  </p>
<p>MAİDE	51 - Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. (&#8230;)” </p>
<p>10. “İslam kadın erkek eşitliğinden bahsetmez, kadın ve erkek arasında adaletten bahseder. ” demişsiniz. Kadın ve erkek tabi ki farklıdır. Cinsel ve yapısal olarak eşit değiller: Farklıdırlar. Ancak bu farklılık kadının erkekten daha aşağı bir konumda olduğunun gerekçesi olamaz.  Bu nedenle, “biri diğerinden üstün yaratılmıştır” diyemeyiz.<br />
Erkeğe tanınan özgürlük, ayrıcalık, yetki ve hakları Muhammet  kadına tanımaz. Kadın ve erkek hukuken ve sosyal olarak eşit değildir.. Kadının erkeğe oranla sosyal ve hukuken aşağılanması aşiret/köleci toplumlarda vardır. Bu adaletsiz ayırımcılık  İsrailiyattan kaynaklanır, kaburga kemiği masalına kadar gider. </p>
<p>11. Köleliğe cevaz ve onay veren ayetleri burada sıralamaya kalksam sayfalar dolar taşar.  . Bakın bunlar sizin sözleriniz sayın Fizikçi: “İslam köleliği tamamen kaldırmamıştır”.  Destur, destur ! O halde, nasıl olur da “İslama yapılabilecek en çirkin yakıştırma belki de budur” diye beni suçluyorsunuz? En gerçekçi ve  can alıcı saptama budur. </p>
<p>Köle azat etmek marifet değil,  sevap da değildir.  Pagan Roma İmparatorluğu da köle  azat ediyordu. İslam hukukunda olduğu gibi Babil, Mısır, Yunan ve Roma hukuk sistemlerinin de temeli kölelikti. Roma “tarihinin pek çok muhteşem sahnesinde  azatlı köleleri başrollerde” görürüz. Ünlü “Ben-Hur” filminin teması budur. Gerek Babil ve Mısır, gerek Roma hukuku “köle ile efendinin  birbirlerine karşı hak ve görevlerini” ayrıntılı olarak belirler. </p>
<p>Pagan hukuk ile İslam hukukunun temelini köleci aşiret/feodal düzen oluşturur.   Dinin putperest bir yapıda olup olmadığı salt heykel ve putlara endeksli değildir. Belli kurallara göre düzenlenmiş şekilci bir tapınma ve tapınaklar, simgesel ve fetişistik unsurlar da o dinin yapısal özelliğini ortaya koyar.  Kilisenin tepesine konan haç put ise, havralara konan altı köşeli yıldız ile camilere konan hilal de puttur. Prof. Yalçın Küçük’ün minare ve kubbeleriyle camilerin “fallik” bir yapıya sahip olduğunu gözlemlemesi “süngü ve miğfer”den çok daha muhteşem bir saptama değil mi?</p>
<p>Tarihsel ve ekonomik koşullardan doğmuş, kula kul olmaya yol açan,   çağdışı,  ahlak dışı bir siyasal-ekonomik  aşiret/feodal düzene onay veren  ilahi bir kitap veya bir “kutsal yasa” olabilir mi? Yoksa  “kutsal yasa”, köleci dünya anlayışına karşı çıkıp, dünya düzenini kutsal adalete göre değişmeye mi zorlamalıydı? Kim kime tabi olmalıydı? Köleci düzene uyumlu kutsal yasalar mı, yoksa, kutsal yasalara uyumlu -köleciliği reddeden- bir düzen mi? Yani, kutsal kitaplardaki yasalar, şeriat, kurallar vs, o günkü köleci düzeni desteklemeli miydi, yoksa tam tersi,  karşı  mı olmalıydı?  </p>
<p>Gerek Yahudi, gerek Müslüman tüm peygamberlerin köleleri, cariyeleri, odalıkları, haremleri vardı, hepsi çokeşli evlilik yaptı, hepsi kölelilik sistemine onay verdi; bu sistem içinde hukuk kuralları ve yaptırımlar geliştirdiler. Çünkü yaşadıkları aşiret/kabile toplum düzenin gereği buydu. Bu köleci düzene ve düzeneğe karşı çıkmadılar, çıkamadılar. Bu düzenin resmen sürmesinden yana tavır koydular. Çünkü bu   Allah tarafından belirlenmiş ilahi bir düzen ve nizamdı! Bu düzenin değişmesi gerektiğini veya değişeceğini asla tahmin edemediler, öngöremediler. Oysa asıl peygamberlik ve bilgelik bunu öngörebilmek olmalıydı.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Hulki CAN tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/antisemitizm-ve-islam/#comment-937</link>
		<dc:creator>Hulki CAN</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2009 11:08:43 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.elestiri.org/?p=118#comment-937</guid>
		<description>Sn Fizikçi, herkes sizin kadar hoşgörülü değil. Bu siteye yağmur gibi küfür mesajları yağdığını varsayıyorum. Ne dersiniz ?

1. Önce şunu belirteyim. Ben bugüne kadar ne Turan Dursun, ne de İlhan Arsel’in tek bir kitabını alıp okumuş değilim. Bilgilenmek ve öğrenmek için Kuran’ı açıp okumak yeterlidir. Her şey zaten “apaçık” yazmaktadır. 50 seneden beri bu konuların içindeyim. Misyoner ve ateist de değilim, tam tersi evreni ve insanı var etmiş bir yaratıcının varlığına inanırım. 

2. Ancak, “yaratıcının varlığı” dinlerin doğru olduğuna bir dayanak oluşturmaz. Tam tersi, dinlerin tanrı tarafından gönderilmiş olamayacağını gösterir. Çünkü bu kadar üstün bir zeka böyle ıvır zıvırla uğraşmaz. Örneğin ne bileyim Muhammet’in amcası  için Tebbet suresini düzmez, böyle bir şeye  tenezzül etmez. Tarihin başlangıcından beri dünya sahnesine gelip giden dinler, insan düşüncesinin geçirdiği ruhsal dalgalanma, iniş-çıkış, dönüşüm ve değişimlerin (evrim diyemeyeceğim) toplumsal artalana yansımasından başka bir şey değildir.

3. Evrim kuramının eksik ya da yanlış olması,  ne Yahudilik, ne Hristiyanlık, ne de Müslümanlığın tanrılarının  gerçekliğine bir kanıt oluşturmaz. Tıpkı Zeus, ya da Jüpiter’in gerçekliğine bir kanıt oluşturmadığı gibi.  

 4. “Dinsel Tanrı” ile “bilimsel Tanrı” arasında bir ayırım yapmak gerekir. Dinlerin tanrıları farklıdır: Yahudilerin tanrısı Yehova acımasız, sert, savaşçı, şeriatçı, kurban isteyen, insanları doğal afetlerle cezalandıran, ırkçı ve  “kıskanç” bir tanrıdır.

Hristiyanlığın tanrısı Üçlübirlik Baba, Oğul ve Kutsal Ruh üç ayrı kimlik ve kişilik güya tek Tanrıyı oluşturur. Bilinenin aksine İsa ne Tevratı, ne de şeriatı onaylamıştır. Tam tersi İbrahim dini ve Yahudi şeriatını yadsımış, şeriat yerine inayeti koymuş, Hahamları ve Yahudi ulemayı “engerekler soyu, yılanlar, körler, ikiyüzlüler, mezar taşları, ahmaklar” gibi hakarete varan sözlerle suçlamıştır. 

Müslümanlığın tanrısı “Allah” ise İbrani tanrısının arabesk bir benzeri veya eşidir: Muhammet “İbrahim dini” diyerek savaş, cihat, kan, kurbanla şeriatı yeniden tesis eser.  İnsanlık İsa’nın gelişiyle ileriye doğru bir adım atacak iken  bu kere Muhammet’in “İbrahim dini”  ile yeniden  geriye dönerek bir başka şeriatın boyunduruğuna girer.

5. Yazınızın 7.ci maddesinde “İslam kadının dövülmesini emretmez” demişsiniz.  Ama Kuran emreder ! İmdi size mi inanalım, Kuran’a mı ? 

“Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkar olanlar ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.” (Nisa 34-35, Elmalılı)

Dikkat edin: kadın kötü ve geçimsiz olmasa bile, eğer kocası onun fenalık ve geçimsizlik yapacağından “korkuyorsa” onu dövebilir. Çünkü, “fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince” diyor. Yani ceza vermek için kadının kötü bir eylemde bulunması gerekmiyor; erkeğin “korkması” (!) yeterli ! 

Öte yandan zina yapanları da falakaya yatırıp  (Nur Suresi 2)  yüzer sopa mı vuracağız?  Dört şahit getiremeyenlere de (Nur Suresi 4) seksener sopa mı vuracağız?

“Darabe” fiiline gelince, onun da anlamı sözlükte şu şekilde belirtilmiş: darb: vurma, dövme; kuvvet, güç; çarpma; darabat: vuruş, çarpış; darbül yed: el kol kuvveti; darbül unk: boyun vurma, öldürme. Şimdi sözlükler  yanlış mı yazıyor? Yoksa İngilizce Kuranlarda tevil edildiği gibi “light” bir şekilde mi dövelim kadınları? Ya da döverken ipek şerit, veya tavus kuşu tüyü mü kullanalım ?

Prof. Yaşar Nuri Öztürk buradaki “darb” sözcüğünün  30a yakın anlam içerdiğini ve bunlardan  en önemlilerinden dördünün “vurmak, dövmek; çıkmak; gitmek; dolaşmak” olduğunu ve duruma göre bunlardan birinin kullanılmasını belirtir. (Kurandaki İslam, s: 553, 554). Nuri’ye göre “kadınları dövün” emri şu manaları ifade ediyormuş:

1.	Kadınları evden çıkarın
2.	Kadınları bulundukları yerden gitmeye zorlayın
3.	Kadınları dövün

Nuri bu üç seçenekten birinin duruma göre uygulanmasını, ama en mantıksal ve hukuksal olanların ilk iki seçenek olduğunu savunur.

Bu bağlamda “darb” sözcüğünün Fransızca karşılığı “battre” sözcüğünün de 20 anlamı olup en önemlilerinden dördünün: “vurmak, darbeler yapmak; sertçe sallamak; yenmek; dolaşmak” olduğunu;

Türkçe “dövmek” sözcüğün de 7 anlamı olup başlıcalarının “vurarak canını acıtmak; temizlemek; ezmek; ateşte yumuşatmak”  olduğunu;

İngilizce darb karşılığı “beat” in ise 19 değişik anlamı olup başlıcalarının “dövmek,  çalmak; yol açmak; galip gelmek; def etmek” olduğunu belirteyim.

İmdi, bu durumda, biz de kalkıp Yaşar Nuri’nin aklına uyup “beat women” tümcesini “kadını def edin” ya da “kadına yol açın” diye algılarsak, ya da, “battez les femmes” tümcesini “kadını dolaştırın” diye tercüme etmeye kalkışırsak, önce Shakespeare mezarından fırlayıp bize kızgın asfaltta takla attırır, arkasından Voltaire çıka gelir ve Larousse’u  kafamızda paralar !

Yaşar Nuri ve tefsircilerin gözden kaçırdıkları anlamın tümce yapısı içindeki sözcüksel işleve göre belirlenmesi olgusudur. Dilbilimin en önemli dallarından biri olan “Sémantique” (Anlambilim)  dilsel birimlerin, sözcüklerin tümce içindeki anlam, anlam alanları, birleşimleri ve işlevlerini inceler. Gerçek anlam bu kıstas ve ölçülere göre belirlenir ve anlaşılır.

Yani, Semantik, “beat women” tümcesini neden “kadına yol açın” veya “kadını dolaştırın” diye anlamlandıramayacağımızı açıklar ve saptar. Semantik’in polisemik ve homonik gibi anlam  ayrıntılarına burada girme olanağım yok. Ancak, semantik yaşar Nuri’nin ya da İslamcıların kendi kafalarına göre yaptıkları şallak mallak yorumlara en büyük engeldir. 

Bu tür sığ  taktikleri ve sözcüklerin  anlamlarını en uç noktalara çekerek istenilen değişik anlamlara ulaşmayı bizim ulema hahamlardan öğrendi. Hahamlar da Tevrat’taki vahşi anlatımları kamufle etmek için Talmud denilen dev tefsir kitabını bu nedenle oluşturmuşlardır. Sözcüklere işimize gelen anlamı vererek yorum yapmak soytarılıktan başka bir şey değildir. Semantik bu tür tefsir soytarılığının ölüm fermanıdır. Diğer noktalara bilahare yanıt vereceğim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn Fizikçi, herkes sizin kadar hoşgörülü değil. Bu siteye yağmur gibi küfür mesajları yağdığını varsayıyorum. Ne dersiniz ?</p>
<p>1. Önce şunu belirteyim. Ben bugüne kadar ne Turan Dursun, ne de İlhan Arsel’in tek bir kitabını alıp okumuş değilim. Bilgilenmek ve öğrenmek için Kuran’ı açıp okumak yeterlidir. Her şey zaten “apaçık” yazmaktadır. 50 seneden beri bu konuların içindeyim. Misyoner ve ateist de değilim, tam tersi evreni ve insanı var etmiş bir yaratıcının varlığına inanırım. </p>
<p>2. Ancak, “yaratıcının varlığı” dinlerin doğru olduğuna bir dayanak oluşturmaz. Tam tersi, dinlerin tanrı tarafından gönderilmiş olamayacağını gösterir. Çünkü bu kadar üstün bir zeka böyle ıvır zıvırla uğraşmaz. Örneğin ne bileyim Muhammet’in amcası  için Tebbet suresini düzmez, böyle bir şeye  tenezzül etmez. Tarihin başlangıcından beri dünya sahnesine gelip giden dinler, insan düşüncesinin geçirdiği ruhsal dalgalanma, iniş-çıkış, dönüşüm ve değişimlerin (evrim diyemeyeceğim) toplumsal artalana yansımasından başka bir şey değildir.</p>
<p>3. Evrim kuramının eksik ya da yanlış olması,  ne Yahudilik, ne Hristiyanlık, ne de Müslümanlığın tanrılarının  gerçekliğine bir kanıt oluşturmaz. Tıpkı Zeus, ya da Jüpiter’in gerçekliğine bir kanıt oluşturmadığı gibi.  </p>
<p> 4. “Dinsel Tanrı” ile “bilimsel Tanrı” arasında bir ayırım yapmak gerekir. Dinlerin tanrıları farklıdır: Yahudilerin tanrısı Yehova acımasız, sert, savaşçı, şeriatçı, kurban isteyen, insanları doğal afetlerle cezalandıran, ırkçı ve  “kıskanç” bir tanrıdır.</p>
<p>Hristiyanlığın tanrısı Üçlübirlik Baba, Oğul ve Kutsal Ruh üç ayrı kimlik ve kişilik güya tek Tanrıyı oluşturur. Bilinenin aksine İsa ne Tevratı, ne de şeriatı onaylamıştır. Tam tersi İbrahim dini ve Yahudi şeriatını yadsımış, şeriat yerine inayeti koymuş, Hahamları ve Yahudi ulemayı “engerekler soyu, yılanlar, körler, ikiyüzlüler, mezar taşları, ahmaklar” gibi hakarete varan sözlerle suçlamıştır. </p>
<p>Müslümanlığın tanrısı “Allah” ise İbrani tanrısının arabesk bir benzeri veya eşidir: Muhammet “İbrahim dini” diyerek savaş, cihat, kan, kurbanla şeriatı yeniden tesis eser.  İnsanlık İsa’nın gelişiyle ileriye doğru bir adım atacak iken  bu kere Muhammet’in “İbrahim dini”  ile yeniden  geriye dönerek bir başka şeriatın boyunduruğuna girer.</p>
<p>5. Yazınızın 7.ci maddesinde “İslam kadının dövülmesini emretmez” demişsiniz.  Ama Kuran emreder ! İmdi size mi inanalım, Kuran’a mı ? </p>
<p>“Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkar olanlar ve Allah&#8217;ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.” (Nisa 34-35, Elmalılı)</p>
<p>Dikkat edin: kadın kötü ve geçimsiz olmasa bile, eğer kocası onun fenalık ve geçimsizlik yapacağından “korkuyorsa” onu dövebilir. Çünkü, “fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince” diyor. Yani ceza vermek için kadının kötü bir eylemde bulunması gerekmiyor; erkeğin “korkması” (!) yeterli ! </p>
<p>Öte yandan zina yapanları da falakaya yatırıp  (Nur Suresi 2)  yüzer sopa mı vuracağız?  Dört şahit getiremeyenlere de (Nur Suresi 4) seksener sopa mı vuracağız?</p>
<p>“Darabe” fiiline gelince, onun da anlamı sözlükte şu şekilde belirtilmiş: darb: vurma, dövme; kuvvet, güç; çarpma; darabat: vuruş, çarpış; darbül yed: el kol kuvveti; darbül unk: boyun vurma, öldürme. Şimdi sözlükler  yanlış mı yazıyor? Yoksa İngilizce Kuranlarda tevil edildiği gibi “light” bir şekilde mi dövelim kadınları? Ya da döverken ipek şerit, veya tavus kuşu tüyü mü kullanalım ?</p>
<p>Prof. Yaşar Nuri Öztürk buradaki “darb” sözcüğünün  30a yakın anlam içerdiğini ve bunlardan  en önemlilerinden dördünün “vurmak, dövmek; çıkmak; gitmek; dolaşmak” olduğunu ve duruma göre bunlardan birinin kullanılmasını belirtir. (Kurandaki İslam, s: 553, 554). Nuri’ye göre “kadınları dövün” emri şu manaları ifade ediyormuş:</p>
<p>1.	Kadınları evden çıkarın<br />
2.	Kadınları bulundukları yerden gitmeye zorlayın<br />
3.	Kadınları dövün</p>
<p>Nuri bu üç seçenekten birinin duruma göre uygulanmasını, ama en mantıksal ve hukuksal olanların ilk iki seçenek olduğunu savunur.</p>
<p>Bu bağlamda “darb” sözcüğünün Fransızca karşılığı “battre” sözcüğünün de 20 anlamı olup en önemlilerinden dördünün: “vurmak, darbeler yapmak; sertçe sallamak; yenmek; dolaşmak” olduğunu;</p>
<p>Türkçe “dövmek” sözcüğün de 7 anlamı olup başlıcalarının “vurarak canını acıtmak; temizlemek; ezmek; ateşte yumuşatmak”  olduğunu;</p>
<p>İngilizce darb karşılığı “beat” in ise 19 değişik anlamı olup başlıcalarının “dövmek,  çalmak; yol açmak; galip gelmek; def etmek” olduğunu belirteyim.</p>
<p>İmdi, bu durumda, biz de kalkıp Yaşar Nuri’nin aklına uyup “beat women” tümcesini “kadını def edin” ya da “kadına yol açın” diye algılarsak, ya da, “battez les femmes” tümcesini “kadını dolaştırın” diye tercüme etmeye kalkışırsak, önce Shakespeare mezarından fırlayıp bize kızgın asfaltta takla attırır, arkasından Voltaire çıka gelir ve Larousse’u  kafamızda paralar !</p>
<p>Yaşar Nuri ve tefsircilerin gözden kaçırdıkları anlamın tümce yapısı içindeki sözcüksel işleve göre belirlenmesi olgusudur. Dilbilimin en önemli dallarından biri olan “Sémantique” (Anlambilim)  dilsel birimlerin, sözcüklerin tümce içindeki anlam, anlam alanları, birleşimleri ve işlevlerini inceler. Gerçek anlam bu kıstas ve ölçülere göre belirlenir ve anlaşılır.</p>
<p>Yani, Semantik, “beat women” tümcesini neden “kadına yol açın” veya “kadını dolaştırın” diye anlamlandıramayacağımızı açıklar ve saptar. Semantik’in polisemik ve homonik gibi anlam  ayrıntılarına burada girme olanağım yok. Ancak, semantik yaşar Nuri’nin ya da İslamcıların kendi kafalarına göre yaptıkları şallak mallak yorumlara en büyük engeldir. </p>
<p>Bu tür sığ  taktikleri ve sözcüklerin  anlamlarını en uç noktalara çekerek istenilen değişik anlamlara ulaşmayı bizim ulema hahamlardan öğrendi. Hahamlar da Tevrat’taki vahşi anlatımları kamufle etmek için Talmud denilen dev tefsir kitabını bu nedenle oluşturmuşlardır. Sözcüklere işimize gelen anlamı vererek yorum yapmak soytarılıktan başka bir şey değildir. Semantik bu tür tefsir soytarılığının ölüm fermanıdır. Diğer noktalara bilahare yanıt vereceğim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>fizikci tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/antisemitizm-ve-islam/#comment-935</link>
		<dc:creator>fizikci</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 01:48:57 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.elestiri.org/?p=118#comment-935</guid>
		<description>1. Tahrif edilmiş dinlerin faturasını İslam'a kesemezsiniz. Hristiyanlıktan, Yahudilikten örnekler gösterip İslam'ı karalamaya çalışmak insanların zekasını küçümsemekten başka bir şey değildir. Bu sözde delillere ancak kendiniz inanırsınız.

2. "Kendi dogmatik inançlarına göre istedikleri kadar delil göstersinler" demek, "istediğiniz kadar delil gösterin bizim dogmatik inancımızı değiştiremezsiniz" demekle aynı şeydir. Sizin dogmanız size, bizim dinimiz bize..

3. İslam'a yöneltilen eleştirilerin "ölüm tehditleriyle, kafa keserek, derileri yüzerek, ve idam fetvaları çıkartarak" bertaraf edildiğini iddia eden hiç olmazsa bir iki örnek vermez mi? Yoksa gene engizisyon vahşetinin faturasını İslam'a mı kesiyorsunuz?

4. İslam gerçekten de "başka dinden olanları lanetlenmiş olarak kabul eden" bir din olsa ne kadar mutlu olacağınızı tahmin edebiliyorum. Ama ne yazık ki İslam öyle bir din değil. Ordan size ekmek çıkmaz. Başka argümanlara yelken açınız.

5. Hurileri bir mükafat olarak kabul etmiyor olabilirsiniz. Sizin bileceğiniz iş. Ama insanın doğası (yaratılışı) böyledir. Bu tür gerçeklere gözünüzü kapatmakla sadece kendinize gece yaparsınız.

6. Kavmiyet ayrımcılığı: Efendimiz'den önce Arap toplumunun en büyük problemi kavmiyetçilik idi. Kabileler arasında sürekli savaşlar oluyordu. Efendimiz'in lanetlediği bir şey varsa o da kavmiyetçiliktir. Akif bunu ne güzel anlatıyor:

Hani milliyetin İslâm idi? Kavmiyyet ne?
Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine!
Arnavutluk ne demek? Var mı şeriatta yeri?
Küfr olur, başka değil kavmini sürmek ileri.
Arab'ın Türk'e, Laz'ın Çerkez'e yahud Kürd'e,
Acem'in Çinliye rüçhanı mı varmış, nerede?
Müslümanlıkta anasır mı olurmuş? Ne gezer?
Fikrî kavmiyyeti tel'in ediyor Peygamber. 

7. Kadınların dövülmesi: İslam kadının dövülmesini emretmez. Aksine Efendimiz, "Mü’minlerin îmân bakımından en olgunu ve en hayırlısı, hanımına karşı en hayırlı olanıdır." der. Sonra "hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahü teâlânın size emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!" der. Sonra "hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine, bir köle azat etmiş sevabı yazılır" der. Sonra "Hanımını döven, Allah’a ve Resûlüne asi olur. Kıyamette onun hasmı ben olurum." der. Daha bunun gibi pek çok hadis vardır. Ne var ki içinde "darabe" fiili geçen bir ayet İslam karşıtları tarafından istismar edilir durur. Yanlış anlaşılır, yanlış anlatılır. Doğrusunu anlamak için ayetin nüzül sebebine, tefsirlere bakmak yeterlidir aslında. Ama bu elbet İslam karşıtlarının işine gelmez.

8. Cinsiyet ayrımcılığı: İslam kadın erkek eşitliğinden bahsetmez, kadın ve erkek arasında adaletten bahseder. Doğrusu da budur. 

9. Kölecilik: İslam'a yapılabilecek en çirkin yakıştırma belki de budur. İslam köleliği tamamen kaldırmamıştır ama köle azat etmeyi en büyük sevaplardan sayarak teşvik etmiştir. Örneğin pek çok ibadet hatasının (oruç bozmak gibi) cezası köle azat etmektir. İslam tarihinin pek çok muhteşem sahnesinde azatlı köleleri başrolde görürüz. Efendimiz azat ettiği kölesini İslam ordularının başına kumandan tayin etmişti. İslam köle ile efendinin eşit olduğunu, bunların birbirlerine karşı hakları olduğunu çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bunu görmezlikten gelip, üstüne bir de İslam'a "köleci" demek cahillik değilse iftiradır.

Daha fazla devam etmeyeceğim. Bu ve benzeri konularda MİSYONER ATEİSTLERE CEVAP VEREN GÜZEL BİR SİTE VAR. Oradan okuyabilirsiniz:
http://www.islamustundur.com</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>1. Tahrif edilmiş dinlerin faturasını İslam&#8217;a kesemezsiniz. Hristiyanlıktan, Yahudilikten örnekler gösterip İslam&#8217;ı karalamaya çalışmak insanların zekasını küçümsemekten başka bir şey değildir. Bu sözde delillere ancak kendiniz inanırsınız.</p>
<p>2. &#8220;Kendi dogmatik inançlarına göre istedikleri kadar delil göstersinler&#8221; demek, &#8220;istediğiniz kadar delil gösterin bizim dogmatik inancımızı değiştiremezsiniz&#8221; demekle aynı şeydir. Sizin dogmanız size, bizim dinimiz bize..</p>
<p>3. İslam&#8217;a yöneltilen eleştirilerin &#8220;ölüm tehditleriyle, kafa keserek, derileri yüzerek, ve idam fetvaları çıkartarak&#8221; bertaraf edildiğini iddia eden hiç olmazsa bir iki örnek vermez mi? Yoksa gene engizisyon vahşetinin faturasını İslam&#8217;a mı kesiyorsunuz?</p>
<p>4. İslam gerçekten de &#8220;başka dinden olanları lanetlenmiş olarak kabul eden&#8221; bir din olsa ne kadar mutlu olacağınızı tahmin edebiliyorum. Ama ne yazık ki İslam öyle bir din değil. Ordan size ekmek çıkmaz. Başka argümanlara yelken açınız.</p>
<p>5. Hurileri bir mükafat olarak kabul etmiyor olabilirsiniz. Sizin bileceğiniz iş. Ama insanın doğası (yaratılışı) böyledir. Bu tür gerçeklere gözünüzü kapatmakla sadece kendinize gece yaparsınız.</p>
<p>6. Kavmiyet ayrımcılığı: Efendimiz&#8217;den önce Arap toplumunun en büyük problemi kavmiyetçilik idi. Kabileler arasında sürekli savaşlar oluyordu. Efendimiz&#8217;in lanetlediği bir şey varsa o da kavmiyetçiliktir. Akif bunu ne güzel anlatıyor:</p>
<p>Hani milliyetin İslâm idi? Kavmiyyet ne?<br />
Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine!<br />
Arnavutluk ne demek? Var mı şeriatta yeri?<br />
Küfr olur, başka değil kavmini sürmek ileri.<br />
Arab&#8217;ın Türk&#8217;e, Laz&#8217;ın Çerkez&#8217;e yahud Kürd&#8217;e,<br />
Acem&#8217;in Çinliye rüçhanı mı varmış, nerede?<br />
Müslümanlıkta anasır mı olurmuş? Ne gezer?<br />
Fikrî kavmiyyeti tel&#8217;in ediyor Peygamber. </p>
<p>7. Kadınların dövülmesi: İslam kadının dövülmesini emretmez. Aksine Efendimiz, &#8220;Mü’minlerin îmân bakımından en olgunu ve en hayırlısı, hanımına karşı en hayırlı olanıdır.&#8221; der. Sonra &#8220;hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahü teâlânın size emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!&#8221; der. Sonra &#8220;hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine, bir köle azat etmiş sevabı yazılır&#8221; der. Sonra &#8220;Hanımını döven, Allah’a ve Resûlüne asi olur. Kıyamette onun hasmı ben olurum.&#8221; der. Daha bunun gibi pek çok hadis vardır. Ne var ki içinde &#8220;darabe&#8221; fiili geçen bir ayet İslam karşıtları tarafından istismar edilir durur. Yanlış anlaşılır, yanlış anlatılır. Doğrusunu anlamak için ayetin nüzül sebebine, tefsirlere bakmak yeterlidir aslında. Ama bu elbet İslam karşıtlarının işine gelmez.</p>
<p>8. Cinsiyet ayrımcılığı: İslam kadın erkek eşitliğinden bahsetmez, kadın ve erkek arasında adaletten bahseder. Doğrusu da budur. </p>
<p>9. Kölecilik: İslam&#8217;a yapılabilecek en çirkin yakıştırma belki de budur. İslam köleliği tamamen kaldırmamıştır ama köle azat etmeyi en büyük sevaplardan sayarak teşvik etmiştir. Örneğin pek çok ibadet hatasının (oruç bozmak gibi) cezası köle azat etmektir. İslam tarihinin pek çok muhteşem sahnesinde azatlı köleleri başrolde görürüz. Efendimiz azat ettiği kölesini İslam ordularının başına kumandan tayin etmişti. İslam köle ile efendinin eşit olduğunu, bunların birbirlerine karşı hakları olduğunu çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bunu görmezlikten gelip, üstüne bir de İslam&#8217;a &#8220;köleci&#8221; demek cahillik değilse iftiradır.</p>
<p>Daha fazla devam etmeyeceğim. Bu ve benzeri konularda MİSYONER ATEİSTLERE CEVAP VEREN GÜZEL BİR SİTE VAR. Oradan okuyabilirsiniz:<br />
<a href="http://www.islamustundur.com" rel="nofollow">http://www.islamustundur.com</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Hulki CAN tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/antisemitizm-ve-islam/#comment-933</link>
		<dc:creator>Hulki CAN</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2009 04:41:37 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.elestiri.org/?p=118#comment-933</guid>
		<description>Dine karşı yönetilen eleştiri ve ihlalleri engellemenin yolu başlangıçta falaka, recm, ateşte yakmak, aforoz etmek, işkenceyle öldürmek gibi cezalardı. Kilisenin Ortaçağda engizisyon mahkemeleri aracılığıyla işlediği cinayetler ve yaptığı kırımların unutulması mümkün değildir. Ancak bu dinsel vahşet, dinsel düşünceye karşı eleştirilerin artmasını engelleyemedi. 

Bunun üzerine Yahudi ve Hristiyan ilahiyatçılar eleştirilere “dinbilim” ile karşı koymak yolunu seçmek zorunda kaldı. Hatta öyle ki Hristiyan dinbilimindeki “apolojetik” denilen bölüm dine karşı yapılan akılcı, mantıksal ve bilimsel eleştirileri her ne pahasına olursa olsun savunmayı amaçlar. Apolojetik, Hristiyanlığın tanrısal yetkisini “deliller” (hüccetler) göstererek savunmayı ve kanıtlamayı hedefler. Bu işle uğraşan dinbilimcilere de “apolojist” (savunucu, müdafi) denir.

Örneğin,   Hristiyan apolojistler Baba, Oğul ve Kutsal Ruhtan oluşan, “Üçlük” denilen, üç  kişilikli ama tek bir tanrının varolduğunu “deliller” göstererek savunur. Yahudi apolojistler Tevrat’ta Musa ve Yeşu’nun vaat edilen diyarı fethederken yaptıkları savaş ve soykırımların haklı ve doğru olduğunu “deliller” ile aklamaya çabalar.

Kendi dogmatik inançlarına göre istedikleri kadar “delil” ve “kanıt” göstersinler. Bunların hiçbiri geçerli, mantıklı, etik ve bilimsel değildir. Zaten burada esas amaçlanan, mümin kitlede “bak işte eleştirilere yanıt veriliyor, demek ki bizim dinimiz sağlammış”  kanısını uyandırmaktır.  Mümin kitlenin, dinin deliller  ile savunulduğunu  bilmesi yeterlidir, böylece rahat rahat uykusunu sürdürebilecektir !!

Hristiyanlıktan 6 yüzyıl sonra ortaya çıkan Müslümanlık kendisine karşı yöneltilen eleştirileri, apolojetik yöntemi bilmediğinden, önceleri ölüm tehditleriyle, kafa keserek, derileri yüzerek, ve idam fetvaları çıkartarak önlemeye çalıştı. Ama başarılı olamadı. Bilim adamları ve araştırmacılar yaşamları pahasına bile olsa dini eleştirmeyi sürdürdüler. İslam dinbilimcileri de Hristiyan meslektaşlarından bu yöntemi sonunda öğrendiler. İşte burada bunun bir örneğini görüyoruz.

Kuran’dan ayetler göstererek yaptığım eleştirilere karşı verilen yanıtların büyük bir bölümü akıl dışı, etik dışı ve bilim dışıdır. Ancak, dediğim gibi, bunun  fazla bir önemi yoktur, çünkü hedef mümin kitleyi güya dinin savunulduğuna, güya doğruluğunun kanıtlandığına, güya tüm eleştirilerin bertaraf edildiğine inandırmaktır. Dogmatik ve çağdışı inançların doğruluğunu kanıtlamak için ne kadar  “delil”, ya da, “veri” gösterilirse gösterilsin, bunlara “somut” yaftası yapıştırmakla o deliller  somut olamaz. Böyle bir yöntemle dünyadaki tüm pagan ve mitolojik dinleri aklamak da  mümkün olabilir ! ! 

Başka dinden olanları lanetlenmiş olarak kabul eden, kavmiyet ve cinsiyet ayrımcılığı yapan, kadınların dövülmesini, köleciliği, çok eşliliği, ellerin ayakların kesilmesini, Allah uğruna savaşmayı ve insan öldürmeyi savunan, müminlere mükafat olarak hurilerle dolu bir seks cenneti vaat eden bir dinin “tazelik ve güzelliğinden” söz etmek ne kadar uçuk bir düşünceyse, bu dinin “günümüzün bireysel ve toplumsal problemlerini çözmede tek aday” olacağını iddia etmek bir başka uçukluktur,    ve  bunların hiçbiri bilim, mantık, ahlak ve insanlıkla bağdaşamaz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Dine karşı yönetilen eleştiri ve ihlalleri engellemenin yolu başlangıçta falaka, recm, ateşte yakmak, aforoz etmek, işkenceyle öldürmek gibi cezalardı. Kilisenin Ortaçağda engizisyon mahkemeleri aracılığıyla işlediği cinayetler ve yaptığı kırımların unutulması mümkün değildir. Ancak bu dinsel vahşet, dinsel düşünceye karşı eleştirilerin artmasını engelleyemedi. </p>
<p>Bunun üzerine Yahudi ve Hristiyan ilahiyatçılar eleştirilere “dinbilim” ile karşı koymak yolunu seçmek zorunda kaldı. Hatta öyle ki Hristiyan dinbilimindeki “apolojetik” denilen bölüm dine karşı yapılan akılcı, mantıksal ve bilimsel eleştirileri her ne pahasına olursa olsun savunmayı amaçlar. Apolojetik, Hristiyanlığın tanrısal yetkisini “deliller” (hüccetler) göstererek savunmayı ve kanıtlamayı hedefler. Bu işle uğraşan dinbilimcilere de “apolojist” (savunucu, müdafi) denir.</p>
<p>Örneğin,   Hristiyan apolojistler Baba, Oğul ve Kutsal Ruhtan oluşan, “Üçlük” denilen, üç  kişilikli ama tek bir tanrının varolduğunu “deliller” göstererek savunur. Yahudi apolojistler Tevrat’ta Musa ve Yeşu’nun vaat edilen diyarı fethederken yaptıkları savaş ve soykırımların haklı ve doğru olduğunu “deliller” ile aklamaya çabalar.</p>
<p>Kendi dogmatik inançlarına göre istedikleri kadar “delil” ve “kanıt” göstersinler. Bunların hiçbiri geçerli, mantıklı, etik ve bilimsel değildir. Zaten burada esas amaçlanan, mümin kitlede “bak işte eleştirilere yanıt veriliyor, demek ki bizim dinimiz sağlammış”  kanısını uyandırmaktır.  Mümin kitlenin, dinin deliller  ile savunulduğunu  bilmesi yeterlidir, böylece rahat rahat uykusunu sürdürebilecektir !!</p>
<p>Hristiyanlıktan 6 yüzyıl sonra ortaya çıkan Müslümanlık kendisine karşı yöneltilen eleştirileri, apolojetik yöntemi bilmediğinden, önceleri ölüm tehditleriyle, kafa keserek, derileri yüzerek, ve idam fetvaları çıkartarak önlemeye çalıştı. Ama başarılı olamadı. Bilim adamları ve araştırmacılar yaşamları pahasına bile olsa dini eleştirmeyi sürdürdüler. İslam dinbilimcileri de Hristiyan meslektaşlarından bu yöntemi sonunda öğrendiler. İşte burada bunun bir örneğini görüyoruz.</p>
<p>Kuran’dan ayetler göstererek yaptığım eleştirilere karşı verilen yanıtların büyük bir bölümü akıl dışı, etik dışı ve bilim dışıdır. Ancak, dediğim gibi, bunun  fazla bir önemi yoktur, çünkü hedef mümin kitleyi güya dinin savunulduğuna, güya doğruluğunun kanıtlandığına, güya tüm eleştirilerin bertaraf edildiğine inandırmaktır. Dogmatik ve çağdışı inançların doğruluğunu kanıtlamak için ne kadar  “delil”, ya da, “veri” gösterilirse gösterilsin, bunlara “somut” yaftası yapıştırmakla o deliller  somut olamaz. Böyle bir yöntemle dünyadaki tüm pagan ve mitolojik dinleri aklamak da  mümkün olabilir ! ! </p>
<p>Başka dinden olanları lanetlenmiş olarak kabul eden, kavmiyet ve cinsiyet ayrımcılığı yapan, kadınların dövülmesini, köleciliği, çok eşliliği, ellerin ayakların kesilmesini, Allah uğruna savaşmayı ve insan öldürmeyi savunan, müminlere mükafat olarak hurilerle dolu bir seks cenneti vaat eden bir dinin “tazelik ve güzelliğinden” söz etmek ne kadar uçuk bir düşünceyse, bu dinin “günümüzün bireysel ve toplumsal problemlerini çözmede tek aday” olacağını iddia etmek bir başka uçukluktur,    ve  bunların hiçbiri bilim, mantık, ahlak ve insanlıkla bağdaşamaz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>kul tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/antisemitizm-ve-islam/#comment-928</link>
		<dc:creator>kul</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2009 12:00:53 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.elestiri.org/?p=118#comment-928</guid>
		<description>merhabalar tesadüfen bu siteye girdim ve bir internet sayfasında bu kadar fazla kaldığım ilk defa oldu çünkü muhabbet çok güzeldi.tabi fizikci arkadaşımızın veya abimizin diyeyim galiba benden yaşıbüyük onun söledikleri beni etkiledi (burdan sonra yazdıklarımı şuan sildim) en az 60-70 satır yazdım ve hepsini sildim çünkü fizikçi o kadar fazla somut delille cevaplar yazmışki hep konu saptırılmış, yani anlamak değilde işine gelenleri anlamak gibi bi durum oluşmuş sadece hulki bey'e yazacağım ALLAH ıslah etsin. bu arada fizikçi mail'ini verirsen tanışmak sohbet etmek isterim.ALLAH (c.c) emanet ol.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>merhabalar tesadüfen bu siteye girdim ve bir internet sayfasında bu kadar fazla kaldığım ilk defa oldu çünkü muhabbet çok güzeldi.tabi fizikci arkadaşımızın veya abimizin diyeyim galiba benden yaşıbüyük onun söledikleri beni etkiledi (burdan sonra yazdıklarımı şuan sildim) en az 60-70 satır yazdım ve hepsini sildim çünkü fizikçi o kadar fazla somut delille cevaplar yazmışki hep konu saptırılmış, yani anlamak değilde işine gelenleri anlamak gibi bi durum oluşmuş sadece hulki bey&#8217;e yazacağım ALLAH ıslah etsin. bu arada fizikçi mail&#8217;ini verirsen tanışmak sohbet etmek isterim.ALLAH (c.c) emanet ol.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>İslam Nuru tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/antisemitizm-ve-islam/#comment-913</link>
		<dc:creator>İslam Nuru</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 01:35:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.elestiri.org/?p=118#comment-913</guid>
		<description>&lt;blockquote cite="Evet. O devirde Medine’de (Yesrib, Yasreb) kalabalık bir Yahudi nüfusu vardı. Ve Muhammet Mekke’den kaçmak zorunda kalınca Medineliler kendisini sempatiyle karşıladılar. Arapların çoğu putperestti. Gerçi Yahudilik veya Hristiyanlığı benimsemiş Arap aşiretleri de vardı. 

Muhammet’in başlangıçtaki amacı çok tanrılı bölünmüş Arap aşiretlerini tek Tanrı altında birleştirmekti. Bunun için en uygun din Yahudilikti. Çünkü yeni bir din olmasına rağmen Hristiyanlıktaki Üçlük inancı bu birliğe engel olabilir, sonu gelmeyen felsefi tartışmaların içinde boğulabilirdi. 

Bunun için Muhammet İbrahim dini diyerek Yahudiliği seçti. Ancak, Yahudiliğin çok karmaşık ve ayrıntılı kuralları olduğunu gördü. Binlerce sayfadan oluşan Tora, Talmud, Mişna ve diğer kitapları okumasına olanak yoktu. Okuması yazması da olmayınca daha basit ve sade bir din kurma yoluna gitti. 

Yahudiler ile olan birlikteliği bu şekilde bozuldu. Yolunu ayırdı. Kıble Yeruşalim iken Mekke oldu, Şabbat da cumartesiden cumaya kaydırıldı. Diğer kurallar daha basitleştirilerek kabul edildi.

Bundan sonra en büyük tehlike Yahudi ve Hristiyanlar oldu. Çünkü karşılaştırıldığı takdirde dinin “kopyalanmış” olduğunun ortaya çıkma tehlikesi vardı. Böyle yapay bir dini ayakta tutabilmek için imandan ziyade zor, şiddet, korku, tehdit kullanması gerekiyordu. Nitekim öyle yaptı.

“Hazreti Muhammetin Felsefesi” isimli yapıtında Cemil Sena “Önemli bir kısmı İsrail öykülerinden ibaret olan Sureleri ezberleterek evlatlarımızın düşünce ve öğrenim yeteneklerini törpülemeye kimsenin hakkı yoktur.” diyerek bu gerçeği dile getirmiştir."&gt;


Çok yazılar,çok kitaplar okudum,ama burada ki görüş kadar basit olanını pek okumamıştım..Yazıyı okurken kendimi masal dünyasında sandım bir an...İnsanların elbette fikir ve görüşleri olacak,bu doğrultuda düşündüklerini de ortaya koyacak..Bunları ortaya koyarken de somut veriler kullanacak,karşısında ki insanları ikna edebilmek için,bunda bir acayiplik yok...

Acayip olan dini bir tartışma veya görüş alışverişinin bile bu kadar basit,kulaktan dolma ve bazı insanların insanlığa empoze etmeye çalıştığı,hiçbir delile ve bilgiye dayanmayan fikirlerinin burada gerçek gibi anlatılması..Din bir iman meselesidir,kimin inanıp inanmayacağı ancak kendini bağlar,bu konuda da bir problem yok..Problem,inanmadığı ve bilmediği bir konuda insanlara yanlış bilgiler vererek,onların kafalarında, acaba sorusunu oluşturmaya çalışmaktır..İslamın son din ve Kuran-ı Kerim'in son kitap,H.z Muhammed(s.a.v) son peygamber olduğunu anlamak isteyen,biraz akletsin yeter,araştırsın,karşılaştırsın ve düşünsün...Hemde uzunca bir süre herşeyi,bu o kişiye kafi gelir de artar bile bu fani dünyada...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote cite="Evet. O devirde Medine’de (Yesrib, Yasreb) kalabalık bir Yahudi nüfusu vardı. Ve Muhammet Mekke’den kaçmak zorunda kalınca Medineliler kendisini sempatiyle karşıladılar. Arapların çoğu putperestti. Gerçi Yahudilik veya Hristiyanlığı benimsemiş Arap aşiretleri de vardı. </p><p>Muhammet’in başlangıçtaki amacı çok tanrılı bölünmüş Arap aşiretlerini tek Tanrı altında birleştirmekti. Bunun için en uygun din Yahudilikti. Çünkü yeni bir din olmasına rağmen Hristiyanlıktaki Üçlük inancı bu birliğe engel olabilir, sonu gelmeyen felsefi tartışmaların içinde boğulabilirdi. </p>
<p>Bunun için Muhammet İbrahim dini diyerek Yahudiliği seçti. Ancak, Yahudiliğin çok karmaşık ve ayrıntılı kuralları olduğunu gördü. Binlerce sayfadan oluşan Tora, Talmud, Mişna ve diğer kitapları okumasına olanak yoktu. Okuması yazması da olmayınca daha basit ve sade bir din kurma yoluna gitti. </p>
<p>Yahudiler ile olan birlikteliği bu şekilde bozuldu. Yolunu ayırdı. Kıble Yeruşalim iken Mekke oldu, Şabbat da cumartesiden cumaya kaydırıldı. Diğer kurallar daha basitleştirilerek kabul edildi.</p>
<p>Bundan sonra en büyük tehlike Yahudi ve Hristiyanlar oldu. Çünkü karşılaştırıldığı takdirde dinin “kopyalanmış” olduğunun ortaya çıkma tehlikesi vardı. Böyle yapay bir dini ayakta tutabilmek için imandan ziyade zor, şiddet, korku, tehdit kullanması gerekiyordu. Nitekim öyle yaptı.</p>
<p>“Hazreti Muhammetin Felsefesi” isimli yapıtında Cemil Sena “Önemli bir kısmı İsrail öykülerinden ibaret olan Sureleri ezberleterek evlatlarımızın düşünce ve öğrenim yeteneklerini törpülemeye kimsenin hakkı yoktur.” diyerek bu gerçeği dile getirmiştir."></p>
<p>Çok yazılar,çok kitaplar okudum,ama burada ki görüş kadar basit olanını pek okumamıştım..Yazıyı okurken kendimi masal dünyasında sandım bir an&#8230;İnsanların elbette fikir ve görüşleri olacak,bu doğrultuda düşündüklerini de ortaya koyacak..Bunları ortaya koyarken de somut veriler kullanacak,karşısında ki insanları ikna edebilmek için,bunda bir acayiplik yok&#8230;</p>
<p>Acayip olan dini bir tartışma veya görüş alışverişinin bile bu kadar basit,kulaktan dolma ve bazı insanların insanlığa empoze etmeye çalıştığı,hiçbir delile ve bilgiye dayanmayan fikirlerinin burada gerçek gibi anlatılması..Din bir iman meselesidir,kimin inanıp inanmayacağı ancak kendini bağlar,bu konuda da bir problem yok..Problem,inanmadığı ve bilmediği bir konuda insanlara yanlış bilgiler vererek,onların kafalarında, acaba sorusunu oluşturmaya çalışmaktır..İslamın son din ve Kuran-ı Kerim&#8217;in son kitap,H.z Muhammed(s.a.v) son peygamber olduğunu anlamak isteyen,biraz akletsin yeter,araştırsın,karşılaştırsın ve düşünsün&#8230;Hemde uzunca bir süre herşeyi,bu o kişiye kafi gelir de artar bile bu fani dünyada&#8230;</p></blockquote>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>fizikci tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/antisemitizm-ve-islam/#comment-911</link>
		<dc:creator>fizikci</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 15:41:26 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.elestiri.org/?p=118#comment-911</guid>
		<description>Evet böyle düşünebilirsiniz. Turan Dursun, İlhan Arsel (miydi?) vs. buna benzer şeyler yazmışlardı hala da yazıp duranlar var. Bunların tamamı teoridir. Gerçek veri değil.

Hz. Muhammed'in gerçekten peygamber mi değil mi olduğunu bilimsel yöntemlerle ispatlayamayız. Dileyen inanır, dileyen inanmaz.

Ben şahsen inanıyorum. Hz. Muhammed'in tek başına çıktığı yolculuğa ilk 10 senesinde bir avuç insan eşlik etmiş, sonraki 10 senesinde yüzbinleri kendisine inandırmıştı. Kendisinden sadece 30 sene sonra İslam'ın mesajı Türkiye'nin 30 (otuz) katı topraklara ulaşmıştı. Böyle bir devrimin dünya tarihinde bir benzeri yoktur.

Sigara gibi basit bir alışkanlığı binlerce bilim/düşünce adamı, çok küçük bir topluluğa bile bıraktırmada başarılı olamazken, Hz. Muhammed şarap gibi ciddi bir alışkanlığı, büyük bir topluluğa sadece "bir kere söylemesiyle" bıraktırmıştır. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömen insanlardan (Hz. Ömer gibi, Hz. Ali gibi) dost düşman herkesin hayranlıkla baktığı liderler çıkarmıştır.

Açık mucizeleri vardır. Kur'an'da ve hadislerde gelecekten haberler vermiştir mesela. Kuran'da Persler'in Rumları yendiği ancak bir kaç sene sonra dünyanın en alçak yerinde Rumların Persleri yeneceğini söyler. Bu gerçekleşmiştir. Hem de bunun gerçekleştiği yerin (Lut Gölü kıyısı) dünyanın en alçak yeri olduğunu o zamanki insanlar bilmiyorlardı, bilemezlerdi. Bu bilgi, o mucizenin bu çağın insanlarına bakan yönüdür.

Hz. Muhammed'in getirdiği mesaj (insanın tek amacı Allah'ın rızasını kazanmaktır) günümüzün bireysel ve toplumsal problemlerini çözmede tek adaydır. Bu mesaj 1400 senedir tazeliğinden ve güzelliğinden hiç bir şey kaybetmemiştir. Tek problem insanların buna inanmasıdır. Hz. Muhammed insanları buna inandırdı ve dünya tarihinin en güzel çağını inşa etti. Onun mesajıyla bunu tekrar gerçekleştirmek mümkün. Dünyanın dört bir tarafına okul açan insanlar bunu başarmak için uğraşıyorlar. Ben ümitvarım. İnşallah başarılı olacaklar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Evet böyle düşünebilirsiniz. Turan Dursun, İlhan Arsel (miydi?) vs. buna benzer şeyler yazmışlardı hala da yazıp duranlar var. Bunların tamamı teoridir. Gerçek veri değil.</p>
<p>Hz. Muhammed&#8217;in gerçekten peygamber mi değil mi olduğunu bilimsel yöntemlerle ispatlayamayız. Dileyen inanır, dileyen inanmaz.</p>
<p>Ben şahsen inanıyorum. Hz. Muhammed&#8217;in tek başına çıktığı yolculuğa ilk 10 senesinde bir avuç insan eşlik etmiş, sonraki 10 senesinde yüzbinleri kendisine inandırmıştı. Kendisinden sadece 30 sene sonra İslam&#8217;ın mesajı Türkiye&#8217;nin 30 (otuz) katı topraklara ulaşmıştı. Böyle bir devrimin dünya tarihinde bir benzeri yoktur.</p>
<p>Sigara gibi basit bir alışkanlığı binlerce bilim/düşünce adamı, çok küçük bir topluluğa bile bıraktırmada başarılı olamazken, Hz. Muhammed şarap gibi ciddi bir alışkanlığı, büyük bir topluluğa sadece &#8220;bir kere söylemesiyle&#8221; bıraktırmıştır. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömen insanlardan (Hz. Ömer gibi, Hz. Ali gibi) dost düşman herkesin hayranlıkla baktığı liderler çıkarmıştır.</p>
<p>Açık mucizeleri vardır. Kur&#8217;an&#8217;da ve hadislerde gelecekten haberler vermiştir mesela. Kuran&#8217;da Persler&#8217;in Rumları yendiği ancak bir kaç sene sonra dünyanın en alçak yerinde Rumların Persleri yeneceğini söyler. Bu gerçekleşmiştir. Hem de bunun gerçekleştiği yerin (Lut Gölü kıyısı) dünyanın en alçak yeri olduğunu o zamanki insanlar bilmiyorlardı, bilemezlerdi. Bu bilgi, o mucizenin bu çağın insanlarına bakan yönüdür.</p>
<p>Hz. Muhammed&#8217;in getirdiği mesaj (insanın tek amacı Allah&#8217;ın rızasını kazanmaktır) günümüzün bireysel ve toplumsal problemlerini çözmede tek adaydır. Bu mesaj 1400 senedir tazeliğinden ve güzelliğinden hiç bir şey kaybetmemiştir. Tek problem insanların buna inanmasıdır. Hz. Muhammed insanları buna inandırdı ve dünya tarihinin en güzel çağını inşa etti. Onun mesajıyla bunu tekrar gerçekleştirmek mümkün. Dünyanın dört bir tarafına okul açan insanlar bunu başarmak için uğraşıyorlar. Ben ümitvarım. İnşallah başarılı olacaklar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Hulki CAN tarafından</title>
		<link>http://www.elestiri.org/antisemitizm-ve-islam/#comment-897</link>
		<dc:creator>Hulki CAN</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2008 11:28:59 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.elestiri.org/?p=118#comment-897</guid>
		<description>Evet. O devirde Medine’de (Yesrib, Yasreb) kalabalık bir Yahudi nüfusu vardı. Ve Muhammet Mekke’den kaçmak zorunda kalınca Medineliler kendisini sempatiyle karşıladılar. Arapların çoğu  putperestti. Gerçi Yahudilik veya Hristiyanlığı benimsemiş Arap aşiretleri de vardı. 

Muhammet’in başlangıçtaki amacı çok tanrılı bölünmüş Arap aşiretlerini tek Tanrı altında birleştirmekti. Bunun için en uygun din Yahudilikti. Çünkü  yeni bir din olmasına rağmen Hristiyanlıktaki Üçlük inancı bu birliğe engel olabilir, sonu gelmeyen felsefi tartışmaların içinde boğulabilirdi. 

Bunun için Muhammet İbrahim dini diyerek Yahudiliği seçti. Ancak, Yahudiliğin çok karmaşık ve ayrıntılı kuralları olduğunu gördü. Binlerce sayfadan oluşan Tora, Talmud, Mişna ve diğer kitapları okumasına olanak yoktu.  Okuması yazması da olmayınca daha basit ve sade bir din kurma yoluna gitti. 

Yahudiler ile olan birlikteliği bu şekilde bozuldu. Yolunu  ayırdı. Kıble Yeruşalim iken Mekke oldu, Şabbat da cumartesiden cumaya kaydırıldı. Diğer kurallar daha basitleştirilerek kabul edildi.

Bundan sonra en büyük tehlike Yahudi ve Hristiyanlar oldu. Çünkü karşılaştırıldığı takdirde dinin “kopyalanmış” olduğunun ortaya çıkma tehlikesi vardı. Böyle yapay bir dini ayakta tutabilmek için imandan ziyade zor, şiddet, korku, tehdit kullanması gerekiyordu. Nitekim öyle yaptı.

“Hazreti Muhammetin Felsefesi” isimli yapıtında Cemil Sena “Önemli bir kısmı  İsrail öykülerinden ibaret olan Sureleri ezberleterek evlatlarımızın düşünce ve öğrenim yeteneklerini törpülemeye kimsenin hakkı yoktur.” diyerek bu gerçeği dile getirmiştir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Evet. O devirde Medine’de (Yesrib, Yasreb) kalabalık bir Yahudi nüfusu vardı. Ve Muhammet Mekke’den kaçmak zorunda kalınca Medineliler kendisini sempatiyle karşıladılar. Arapların çoğu  putperestti. Gerçi Yahudilik veya Hristiyanlığı benimsemiş Arap aşiretleri de vardı. </p>
<p>Muhammet’in başlangıçtaki amacı çok tanrılı bölünmüş Arap aşiretlerini tek Tanrı altında birleştirmekti. Bunun için en uygun din Yahudilikti. Çünkü  yeni bir din olmasına rağmen Hristiyanlıktaki Üçlük inancı bu birliğe engel olabilir, sonu gelmeyen felsefi tartışmaların içinde boğulabilirdi. </p>
<p>Bunun için Muhammet İbrahim dini diyerek Yahudiliği seçti. Ancak, Yahudiliğin çok karmaşık ve ayrıntılı kuralları olduğunu gördü. Binlerce sayfadan oluşan Tora, Talmud, Mişna ve diğer kitapları okumasına olanak yoktu.  Okuması yazması da olmayınca daha basit ve sade bir din kurma yoluna gitti. </p>
<p>Yahudiler ile olan birlikteliği bu şekilde bozuldu. Yolunu  ayırdı. Kıble Yeruşalim iken Mekke oldu, Şabbat da cumartesiden cumaya kaydırıldı. Diğer kurallar daha basitleştirilerek kabul edildi.</p>
<p>Bundan sonra en büyük tehlike Yahudi ve Hristiyanlar oldu. Çünkü karşılaştırıldığı takdirde dinin “kopyalanmış” olduğunun ortaya çıkma tehlikesi vardı. Böyle yapay bir dini ayakta tutabilmek için imandan ziyade zor, şiddet, korku, tehdit kullanması gerekiyordu. Nitekim öyle yaptı.</p>
<p>“Hazreti Muhammetin Felsefesi” isimli yapıtında Cemil Sena “Önemli bir kısmı  İsrail öykülerinden ibaret olan Sureleri ezberleterek evlatlarımızın düşünce ve öğrenim yeteneklerini törpülemeye kimsenin hakkı yoktur.” diyerek bu gerçeği dile getirmiştir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
