Sanayi devrimi ile birlikte dünya endüstrisi hızla gelişti. Tüm insanlık tarihinden fazla üretim yapıldı son 100 yılda. Bir şeyler üretilince doğal olarak tüketilmesi de gerekiyordu ve aynı hızda tüketim çılgınlığı baş gösterdi. Bunun yanına teknolojik gelişmelerde eklenince özellikle son 20 yıl dünya koca bir alışveriş merkezine dönüştü. Bu gelişmeler doğal olarak Türkiye’yi de etkiledi ama bir farkla; Türkiye tüketiyor fakat üretmiyordu! Sonuç olarak Türkiye bir tüketim toplumu haline dönüştü.
Bunun için kısa bir araştırma yaptım ilk olarak avrupayı baz alarak işsizlik oranlarını inceledim, tahmin edebileceğiniz üzere avrupanın en yüksek işsizlik oranına …
DERS BİTTİ, HAYATA DEVAM
Çocukluk gözüyle hayatı ve büyüklerin dünyasını tanımlamak ve anlamak yetersiz olsa da büyüklerin bakış açısına göre daha doğal ve objektif olabilmektedir. Çocukluk da kendi içinde öznel tutumlar içermektedir. Dolaysıyla çocukluk dönemi, tamamen masumiyet taşımasa da büyüklerin dünyasıyla karşılaştırıldığında daha doğal durmaktadır.
Çocukluk demek büyüklere ve koşullara tabii olmak demektir. Büyükler için çocuk olmak bir şey bilmemek, anlamamak ve becerisizlik demektir. Çocuğun kendini ortaya koyma yetersizliği, büyüklerin bilmişliği kararların çoğu kere yanlış verilmesi demektir. Büyükler hayatın acımasızlığını görmüş ve yaşamaya devam eden taraftır. Çocukluk ise hayatın masum tarafındadır ve …
Kalemi ve kitabı bırakıyorum elimden ve duruyorum, amaçsız, sanki fısıltıyla konuşan birini dinlermişim gibi, ama geçirdiğim koca bir sene kadar işe yaramaz, bağırmak istiyorum sonra ama avazım çıktığı kadar değil sanki birine seslenir gibi bağırmak, istemiyorum demek, başkalarına hizmet ederek kendi hayatımı kazanmak ve öyle olabilmek için böyle debelenmek istemiyorum. Seslendiğim hayale “anladın mı?” diye soruyorum, tam anlatmaya devam edecekken sanki söyleyeceklerimin imkansızlığını ve söylenmemesi, düşünülmemesi şeyler olduğunu hatırlatırcasına soğuğunu üstüme vuruyor klima ve hapşırıyorum iki kez.
Birileri daha çok para kazansın diye gecesini gündüzüne katan, zamanının emeğinin çoğunu aynı birileri …
İNANDIĞIM DÜNYA
2009 Haziranı, Güneyin doğusundaydım; Mardin-Midyat
Türklerin, Kürtlerin, Süryanilerin, Arapların komşu yaşadıkları; taş evlerin birlikteliği gösterircesine sokakları daralttığı bu yer beni öylesine etkilemişi ki…
Bu coğrafyada din, dil, ırk farklılıklarının devlet sınırlarını da beraberinde getirmediği, vatanın yeryüzü, milletin insan soyu olduğu bir dünyanın tadına vardım. Süryani şarabından da içtim Kürtlerle halay da çektim.
Beni en çok etkileyen ise çocuklar oldu. Onların arasında dil ayrımı bile yoktu. Tanık olduğum konuşmada biri diğerine Türkçe “Fıratlarla top oynayalım mı?” diye soruyor, tam anlayamadığım Kürtçe ya da Süryanice bir cevap geliyor karşıdan ve hiç duraksamadan devam ediyor: …
Sene; 2006
Ülke; Almanya
Mekan; Mannheim Metrosu
5 yaşındaki Yeğenim Aybike’nin benden daha iyi olan Almanca’sına güvenerek Neckrau’dan Mannheim merkeze gitmek üzere metroya biniyoruz. Sistemin farklılığı ve dilimin eksikliğinden dolayı biraz panik biraz korku zor bela biniyoruz metroya. Çok kalabalık değil, biraz olsun rahatlıyorum her nedense. Aybike’yi cam kenarına oturtuyorum, yanına da kendim oturuyorum. Karşımızda da genç bir çift var. Siyahlara bürünmüş iki tane gotik. Çocuğun elinde bir hamburger var, arada bir ısırıyor. Bir yandan da sürekli bir ritm tutturmuş dizine vuruyor. Kız ise daha sakin. Yüzünde malımsı bir ifade ile sürekli yola bakıyor. …
İlkokul çağlarımda, yazları belediyenin ücretsiz olarak açmış olduğu kuran kursuna giderdim. Yine bir kurs sonrası başörtümü çıkarmış elimde sallayarak, altımdaki iki beden büyük eteğimi çeke çeke, salkım saçak bir şekilde eve doğru yürüyordum. Evimizin üç mahalle aşağısında bir kalabalık dikkatimi çekmişti. Eteğimi elimle iyice toplayıp büyük merakla koşmaya başladım kalabalığa doğru. Polis arabaları, ambulans ve bol miktarda insan sureti. Boyum o zamanlar henüz kısa olduğundan pek bir şey göremiyordum, her ne kadar zıplamaya çalışsam da sonunda eteğime basıp asfalt zeminle haşır neşir olmuştum. Her kafadan bir ses çıkıyor deyimi tam …